top of page


Film Karelerinde Hayatın Turşusu: Münir Özkul'dan Ata Demirer'e
Turşunun iyisi limonla mı, sirkeyle mi diye kapışırken Adile Naşit’le Münir Özkul; bizim turşularımız ne limonla ne de sirkeyle kurulurdu, kavurmalıktı. O nedenle de hiçbir fikrimiz yoktu; limon yahut sirkeyle kurulan turşunun ne tadı ne de farkı hususunda. Fikirsiz olaraktan fikir yürütsek de taraf olamadık bir türlü “Ziya” rolündeki Şener Şen gibi… Limonu sirkeye, sirkeyi limona “tü kaka” eyleyip de dalgasına bakan Ziya’nın akıbeti de ibretlikti ya, gülüp geçtik. Gülüp geç

Birol Öztürk
7 Ara 20251 dakikada okunur


Üniversite Harcı Haraçtı, Kefil İse Berber Ahmet Abi!
Türkiye’de 208 üniversite varmış, an itibariyle ve bunun neredeyse yarısı özel üniversite… Bir zamanlar, devlet üniversiteleri dışında tek sınıf dahi özel üniversite yoktu. Eğitimin ve sağlığın özelleştirilmesi, hele hele TEKEL gibi kurumların özelleştirilmesi hayalden dahi değildi. İşte o devirlerde üniversite öğrencilerine “Öğrenim Kredisi” ve “Harç Kredisi” bir de “Başbakanlık Bursu” verilirdi, hâlâ var mı bilmiyorum. Başbakanlık Bursu, bedavaydı; geri ödemesiz… Kredile

Birol Öztürk
3 Ara 20254 dakikada okunur


Tek Suçu Kırk Küsür Kilosuyla Kadın Olmaktı!
Bir işyerinin güvenlik kamerasına takılan üç beş saniyelik görüntüsüydü Ceren’den kalan son kayıt, katili peşinde… 3 Aralık 2019’du tarih, herhangi bir aralık ayından zerre farkı yoktu ve şehre kar inmemişti yine… Benzine peş peşe zam geliyordu yine ve et yine pahalıydı… Hayat yine zordu ve ekmek davası uğrunaydı her şey… Acıkıyor, susuyordu insanlar yine… Hem susuyor hem de suya susuyordu insanlar… “Yan yana “ yine apayrı, “apayrı” yine yan yana yazılıyordu. Yine savaşlar,

Birol Öztürk
2 Ara 20251 dakikada okunur


Kurtlar Sofrası
Kurtlar, sürü hâlinde yaşar, bir başına ölür! Bir kurt, kendi namıyla ama sürü için avlanır. Bir kurt kadar yalnız, özgür ve kalabalık, bağımlı! Ola ki sürüdeki hiçbir kurt sürü için avlanamaz ve sürü aç kalırsa, daire şeklinde dizilirmiş sürüdeki tüm kurtlar; sofra düzeninde. Hareketsiz, sessiz, sinsi ve tedirgin bir bekleyiş başlarmış akabinde ve de detayında. Her kim ki zayıf düşerse, zaafa kapılırsa, baygınlık geçirir yahut uykuya dalarsa; yani azizim, her kim zayıfsa o s

Birol Öztürk
30 Kas 20251 dakikada okunur


Büyümek; Adaletsizliğin Alternatif Maliyeti...
Korulara söyleyin dağlara, asmalara baygın çocukluğumun çınladığı kırlara Çıkıp gelse, sarıya çalan kumral ve aksi saçlarının dibi bitli çocukluğum; tırnakları etine kadar kemirilmiş parmaklarını yumruk edip de ilkokulun tam karşısındaki kiralık evimizin, maviye boyalı tahta kapısını yumruklasa… Alsam içeri, yıkayıp paklasam, doyursam en az beş öğündür aç karnını… Çıkıp gelse çocukluğum ve bir daha hiç gitmese mesela. Şu aynadaki, saçına aklar sa

Birol Öztürk
29 Kas 20253 dakikada okunur


ÖĞ-RET-ME-NİM!
Anı defterinin “Kalbin kadar temiz…” diye başlayan bir sayfasında kurutulmuş papatya kıvamında şimdi bir liselinin menekşeye çalan gözleri Biz büyüdük! Büyüdük de adam bile olduk öğretmenim! Bazılarımız öldü bile! Yıllar akıp gitti öğretmenim, yetişemedik! İstanbul’dan Anadolu’ya giden bir gece ekspresinin pulmanında unuttum yanağıma bıraktığın “aferin çocuğum” busesini... Raylar üzerinde akıp giderken tren… Bir g

Birol Öztürk
23 Kas 20251 dakikada okunur


Uyuz Eşeğin Kerameti: İnanç Ve İhmalin Mirası!
Dergâhına ve şeyhine, beton döker gibi sağlam bağlı bir derviş, tam elli yılını bu uğurda feda eder. Yaşlanınca artık iş görmez ve ürettiğinden çok tüketir olunca, şeyh buna yol verir. Dımdızlak, sırtında yek pare bir libasla, dergâhın kapı önüne, bohça gibi bırakırlar bizim dervişi… Derviş dersen, dergâhtan başka bildiği yer yok, kulluktan başka bildiği iş yok. Günlerce ağlar, yalvarır yakarır dergâhın kapısının önünde. Ancak şeyh kararlıdır. “Verin şuna bir uyuz eşek, çekip

Birol Öztürk
22 Kas 20252 dakikada okunur


Bombadan Olimpiyata: İki Kız Kardeşin Sudan Gelen Zaferi
Hiç bombalanan bi şehirde kalakaldın mı? Düşüncesi bile korkunç! Islıklar çalarak gökten inen bombalar değdiği yerde mutlak ölümcül bir ısı yayarak patlıyor ve tahrip gücü kıyametten beter! Taş taş üstünde kalmazken, şehrin geçmişini, bugününü ve geleceğini harabeye çeviriyor, korkunç! Ve muhakkak ki savaşlarda en çok ve en ilk çocuklar ölür. 2015 yılının Ağustos ayında Damascus’a işte böyle, bombalar yağar. “Şehirlere bombalar yağardı her gece” Yazık, şarkılardaki gibi olmuy

Birol Öztürk
20 Kas 20252 dakikada okunur


YENİDEN DOĞMAK; Naim Süleymanoğlu
1986 yılı benim için unutulmaz olayların yaşandığı enteresan bir yıl olmuştur. Bi kere babamı bu yılın şubatında kaybettim ve nisanında Çernobil faciası yaşandı; fındıkta ve çayda radyasyon hikâyesini de işte o zaman duyduk. Ölümle ilk kez bu kadar net yüz yüze gelmiştik. Haldun Taner, Celal Bayar gibi isimleri de 1986 yılında kaybettik. Siyasi yasaklar devam etse de, ”artık kaldırılsın” diye önergeler veriliyor ve sanki 12 Eylül faşist uygulamaları bir parça da olsa yumuşuy

Birol Öztürk
18 Kas 20254 dakikada okunur


Kolay Ölümler Cumhuriyeti
Hikâye hep aynı, akibet aynı, terane aynı… Baba Servet Böcek, çocuklarının anası Çiğdem, altı yaşındaki oğlu Kadir Muhammet ve üç yaşındaki kızı Masal’ın ardından ölüp gitti… Yoğunbakında, entübeydi zaten, açıkçası çok da ihtimal yoktu, her şeye rağmen yaşama tutunacağına dair. Hem tutunsa nasıl olacaktı ki; masalı yok, çiğdemi yok, kadiri yok tükenmiş gücü, kudreti… Yaşasa ne olacaktı ki, nasıl olacaktı ki! Kimi diyor ki; İstanbul Fatih’te konakladıkları otelde yapılan haşer

Birol Öztürk
17 Kas 20251 dakikada okunur


Zalime Merhamet, Mazluma İhanettir!
Şimdi bak ne anlatacağım; her harfi gerçek, hem de gepgerçek, gemgerçek, gesgerçek… Spesifik olmaya gerek yok, gereği de yok, sonuçta vakanüvis değilim; nokta atışı yapayım derken itin, kudurmuş köpeğin önüne kemik atmayayım. Elli küsür sene evveldi, bu faşist İsrail yine salyasını akıta akıta Filistin halkını ve tüm halkları arsızca tehdit ederken, bu topraklarda çelik iradeli, şimşek bakışlı, güneşten ateş yontan çocuklar vardı. O çocukların ensesindeki faşist darbenin çürü

Birol Öztürk
17 Kas 20251 dakikada okunur


Fatih Altaylı Neden Hapis?
Bir “sarı öküz” hikâyesi vardır, bilmeyen var mı bilmiyorum ama bu hikâyenin bütünlüğü adına hatırlatmam iyi olur, bayram namazı hesabı. Önce şu “bayram namazı hesabı” na bir açıklık getireyim; dini bayramlarda, sabah namazını müteakip “bayram namazı” kılınır, erkeklerce, çok kısa, iki rekat. “Ramazan” ve “Kurban” olmak üzere iki dini bayram ve dolayısıyla koca yılda iki bayram namazı söz konusuyken, namaz öncesinde imam, bayram namazının nasıl kılınacağını titizlikle anla

Birol Öztürk
15 Kas 20253 dakikada okunur


Büyük Değişimlerin Küçük Tavizleri
Köy camisine atanan imam, caminin her daim cemaatsiz kalışına şaşırır. Bu, bir gün değil, beş gün değil tam bir yıl böyle olunca; nedir aslı astarı diye köylünün ayağına gider taze imam. Köyün kahvehanesi, terası, tarlası, harmanı ibadet ehli ve de ehli müslimle doludur. “Yahu neden camiye gelmezsiniz? Ne, vakit namazı, ne de cumanız var… Sorun ne? Siz Müslüman değil misiniz? “ der. Köylülerin en cüretkarı açar çuvalın ağzını. “Hocam” der ve “öhö, öhöömm!” diye boğazını te

Birol Öztürk
12 Kas 20252 dakikada okunur


800 Lira Yevmiye, Sigortasız Ölüm: Rızkı Peşinde Koşanların KADERİ mi?
Yevmiye 800 Lira… 100 Lira da yemek parası… Etti mi sana 900 Lira… 1 Dolar 42 Lira ve 1 EURO 47 Lira olsa da hâlâ “Bir Türk Dünyaya Bedeldir” di oysa… Adım gibi eminim 100 Liralık yemediğine ve evden getirdiği kırıntılarla öğün geçiştirdiğine… 800 Lira yevmiye bir de 100 Lira yemek parası; bir simitle, duble boy çayın en az 50 Lira olduğu yerde, 100 Lira… Ne Mutlu Türk’üm Diyene! Ay 30 gün ve her gün çalışsa, bir gün dahi oh demeden, bol derin uyuyup da dinlenmeden, tam 30 gü

Birol Öztürk
10 Kas 20252 dakikada okunur


Fatsa'da Göçen Taş Değil, İhmal!
Yağmuru engelleyemezsin, yağar; bu, kaderdir. Islanmamak için şemsiye açarsın, bu da gereğini yapmak, önlem almak, aklı kullanmaktır. Yani yağmurda ıslanmak kader değil, salaklıktır. 5 Kasım 2025… Fatsa’da bir taş ocağı… Ne çok taş ocağı var buralarda… Doğaya dal, sağlam dişi damaktan söker gibi sök o taşları, kayaları ve boşalt doğanın karnını… Bu, doğal akışa aykırı be! Olacaktır bir sonucu, bedeli, ederi; tecrübeyle sabit. O taş ocağı göçer ve manzara bu; dünya kadar bir k

Birol Öztürk
7 Kas 20251 dakikada okunur


Rocky Balboa Ruhu Ve Necefli Maşrapa: Bir Neslin İcraatın İçinden Kaçış Hikayesi
80’lerin ortasıydı... TRT hâlâ bu âlemin küçük tanrısıydı. Renkli televizyonlar ufak ufak hayatınıza giriyordu ama tek kanallı yayınların tamamına yakını siyah-beyazdı. Başbakan Turgut Özal’ın konuştuğu ve elindeki altın renkli dolma kalemi bize sallaya sallaya “Türkiye çağ atlıyor. Nedir çağ atlamak? Bakınız...” diye klişe sözlerle sürüp giden “İcraatın İçinden” kesinlikle renkliydi. İcraatın İçinden’i muhakkak renkli izlesek de, damlarımızdaki kılçık antenlerin çekim gücüne

Birol Öztürk
4 Kas 20253 dakikada okunur


Saltanat Kalktı Ama Statüko Kaldı: Dokunulmazlık Hikayesi!
1921 Anayasası “Kurucu Meclis” sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkartılır ve o meclisteki milletvekilleri için “Yasama Dokunulmazlığı” yani bilinen hâliyle “milletvekili dokunulmazlığı” söz konusu değildir. Keza söz konusu vatandı ve vatanın yüksek menfaatleri için dokunulmayacak şey yoktur! Devamında 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında Yasama Dokunulmazlığı esastan düzenlenmiş olsa da hep tartışma konusu olmuştur. Tartışma konusu olmuştur çünkü; bu dokunulm

Birol Öztürk
3 Kas 20251 dakikada okunur


“Cumhuriyeti Biz Böyle Kazandık!”
“Cumhuriyeti Biz Böyle Kazandık!” Görseldeki fotoğrafı ve slogan vari girizgâh cümlesini çok duydun, okudun, gördün… Elbette var bir hikâyesi; anlatacağım! Anlatmasına anlatacağım da fotoğrafa bir kere daha bakmanı istiyorum, enikonu ayrıntılara girerek… Başı yaşmaklı, eteği uzun kaftanlı kadınlar… Yüzü sakallı, kıçı şalvarlı erkekler… Takım elbiseli, kravatlı, başı şapkalılar… Yaşlılar, gençler ve de çocuklar… Çift öküz koşulmuş kağnı arabası ve bağımsızlık sembolü bayrak… H

Birol Öztürk
2 Kas 20252 dakikada okunur


Küllerinden Doğan Almanya'nın Bize Ödettiği Bedel: Haram Olsun O Ter
Almanya acı vatan Adama hiç gülmeyi Nedendir bilemedim Bazıları gelmeyi Üçü kız, iki oğlan Kime bırakıp gittin Böyle güzel yuvayı Ateşe yakıp gittin Biz bu türküleri 1960’lardan sonra belledik abi; Almanya’yı “Acı vatan” eyleyince yani. Babam rahmetli de gurbet kervanında beş çocuğunun rızkını arayıp, genç yaşında yaşından, ömründen olan bir hikâyedir; ondandır işte bir başka manalı gelir gurbet türküleri. Neyse... Bugün 31 Ekim... Iııı ıııh ne doğum günüm, ne de babamın her

Birol Öztürk
1 Kas 20252 dakikada okunur


Ağa'nın Faresi: Korku ve Çıkar İlişkisinin Anatomisi
Ağa bu, şanından ötürü diyemediğini köyün delisine dedirtir ve köyün delisini kafaya alıp da aklını alır, akıllı geçinenin… Orda bir köy, köyde bir deli varmış... O köyün de komşu köyün de; o köyün delisinin de komşu köyün delisinin de ve de tekmil köylerin bilcümle mahlukatlarının sahibi bir ağa varmış... Allah bir, ağa iki! Hâli pürmelâli ne kadar perişansa köylünün bir o kadar rahat ve huzur içindeymiş ağanın hâli, dirliği... Badem yağıyla parlattığı kaytan bıyıklarını iti

Birol Öztürk
30 Eki 20252 dakikada okunur
bottom of page








