Yaşar Kemal’in İçindeki Çocuk Hiç Büyümedi
- Birol Öztürk

- 10 saat önce
- 2 dakikada okunur

Yaşar Kemal “İnce Memed” gibi ölümsüz, tarifsiz, taklitsiz, bir klasiğin yaratıcısı…
O, kocaman Yaşar Kemal’in içinde beş yaşında bir çocuk vardır ve o çocuk; son nefesine kadar hep orada, içinde, yüreğinin başında, Adana’nın Yüreğir’inde, Hemite’de, Savrun’da, Ceyhan’da ve de tekmil Çukurova’dadır…
Edip Cansever “gökyüzü gibidir şu çocukluk, hiçbir yere gitmez” dediği gün, bu tartışma da bitmiştir zaten. Yaşar Kemal, çocukluğunun elinden tutarak alıp getirmiştir yaşlılığına kadar…
Oyuncakları çok sever usta ve gittiği her yerden envai çeşit oyuncak alır, bulur. En çok da misketleri sever; göbeği ebemkuşağı o misketleri…
Koca bir kavanoz dolusu misketi vardır ve çalışma masasının bir çekmecesi de kurşun kalem doludur. Yazdığı en kolay silinen bu kalemlerin adına “kurşun” denmesi de harbi ironik ha!
Şeker hastasıdır usta ve eşi Ayşe hanım, Ayşe Semiha Baban, ustanın perhizine ve ilaçlarına acayip dikkat eder.
Tilda mı?
Elbette Tilda!
Tilda, ustanın ilk eşidir ve pankreas kanserinden ölür. Bu pankreas kanseri var ya, çok acı veriyormuş. Ağrı başka acı başka; pankreas kanseri ağrıları acılı ağrılarmış…
Yani tabi ki diğer kanser türleri öpücük bırakmıyor ama pankreas daha bir betermiş ve Tilda’nın acı eşiği o kadar yüksekmiş ki, hiç belli etmemiş o tarifsiz acılarını ve kimseyi incitmeden, incine incile vermiş son nefesini Tilda…
Acılarını ve yüreğindeki Yaşar Kemal sevdasını alıp, çekip gitmiş Tilda.
Usta, bir zaman sonra ikinci evliliğini Ayşe hanımla yapar. Ayşe hanım, Tilda’nın hatırasını hep yaşatır ve onu hep saygıyla anar.
Boşanmayla değil de ölümle biten, bitmek zorunda kalan ilk evliliklerin sağ kalan eşleri ikinci evliliklerini yaptıklarında, ekseriyetle ölen eşin hatırası kutsanır, bu yeni evlilikte. Yazılı olmayan töre gibi bir şey yani.
Yaşar Kemal’in mezarı Tilda’nın yanındadır şimdilerde, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda ve bizde böylesi yan yana kabirler çok derin manalar taşır.
Usta, ömrünün son dönemlerinde uzun süre hastanede yatmış meğer, kimseler duymadan. Tedavi gördüğü hastanede, Tıp Fakültesi öğrencilerinin ders çıkış saatinde, tetkik için götürüldüğünde tanır gencecik okurları da sosyal medya vasıtasıyla haberdar olur ülke; göçüyor usta…
2015 yılında usta ölünce nereye defnedileceği tartışılmış.
“Kadirliye mi?”
“İnce Memed’in anıtı gibi anlamlı figürlerin bulunduğu Hemite’ye mi?”
Ayşe hanım “onun yeri belli” der.
“Yaşar, Tilda’nın yanına gömülecek” der.
Bu onurlu omurgalı ve vefalı duruş karşısında yakamı ilikler, saygı duruşuna kalkarım!
Ha evet, ustanın içindeki çocuk diyordum.
Şeker hastası ya, evde az yer, sonra Taksim’de ocakbaşına gider, perhizin merhizin canına okur usta ve külliyen yasak sigaranın da dibini bulur, bu kaçak göçeklerde…
Yine böyle bir gün, İstiklal Caddesi’de seyyar tezgahta oyuncak satan bir satıcıya yanaşır. Satıcı tanır ustayı “hoş geldin Yaşar abi” der.
Yaşar Kemal, böyle ışıklı mışıklı bir oyuncağı eline alır “kaç para oğlum bu?” der.
“On lira abi” der satıcı.
Yaşar Kemal, şöyle bir geri durur “n’aptın oğlum sen?” der.
Satıcı mahçup “lafı mı olur abi, ne verirsen” der.
“Oğlum, bu oyuncak her yerde en az yirmi beş lira, sar hemen sar sar” der ve elli lira bırakıp tezgahtan ayrılır, yirmi beş lirası da bahşiş.
Tüm bunlar olurken yanında yeğeni de vardır ve “amma pazarlıkçıymışsın be amca” diye dalgaya alır ustayı yeğeni.
“Bak oğlum, adam sattığı şeyin kıymetini bilmiyor, belki bu sayede öğrenir” der.
Efendim azizim!
Bu ülkede Yaşar Kemal gibi değerlerin ürettikleri var, elimizde; kıymetini bilmeli, Amerika’yı yeniden keşfetmeye ne hacet…











