top of page


Kendi küçük adı “Büyükanne” ydi...
Kendi küçük adı “Büyükanne” ydi... O bir lokma bedenini devindiren yüreğinde büyüme varmış, ondan muzdarip ölüp gitti, bir yaz günü... “Neyin var büyükanne?” diye soruyorum. “Hıııııhhh yapamıyorum oğlum” diyor. Umarsız, hafiften de tiye alarak “eee o zaman sen de hııııhh yapma“ diyorum. Meğer, nefes alamıyormuş fukara. Sandım ki hastalık hastası... Yaşlılığın “bana ilgi gösterin” hâlleri. İçi su dolu bir kabı tutar gibi tuttuk tabutunu, öyle getirdik musallaya. Küçücük bi

Birol Öztürk
4 gün önce2 dakikada okunur


Yazarlar ölmez, kitap olur!
Yaşar Kemal, artık çok hastadır ve ÇAPA Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatmaktadır. İlk zamanlar ustanın hastanede yattığını kimseler bilmez, kimselere söylenmez ama hastanede tetkik için bir yerden başka bir yere götürülerken tıp fakültesi öğrencileri görür ve tanır ustayı. Akabinde de sosyal medyaya düşer… Sonrası malum, geleni gideni eksilmez… 2014 yılının sonları 2015 yılının başları falandır… Yaşar Kemal, Fenerbahçelidir. Ama öyle böyle bir Fenerbahçelilik değildir bu, bild

Birol Öztürk
6 gün önce1 dakikada okunur


Yaşar Kemal’in İçindeki Çocuk Hiç Büyümedi
Yaşar Kemal “İnce Memed” gibi ölümsüz, tarifsiz, taklitsiz, bir klasiğin yaratıcısı… O, kocaman Yaşar Kemal’in içinde beş yaşında bir çocuk vardır ve o çocuk; son nefesine kadar hep orada, içinde, yüreğinin başında, Adana’nın Yüreğir’inde, Hemite’de, Savrun’da, Ceyhan’da ve de tekmil Çukurova’dadır… Edip Cansever “gökyüzü gibidir şu çocukluk, hiçbir yere gitmez” dediği gün, bu tartışma da bitmiştir zaten. Yaşar Kemal, çocukluğunun elinden tutarak alıp getirmiştir yaşlılığına

Birol Öztürk
5 Nis2 dakikada okunur


“Eli geveze adam” dan affına sığınarak…
Daktiloyu, daktilonun elektroniğini ve bilgisayarı, cep telefonunun “metin” uygulamasını görmüş, aktif olaraktan kullanmışlığıma dayanarak, hatta ve hatta hesap makinesinin ekranına “LEBLEBİ” yazabiliyor olmamdan aldığım yetkiyle; şiddetle “el yazısıdan sakın vaz geçme” derim. Mesela şu satırları “el yazım” la aldığım notlara bakarak buraya geçiriyorum. Sen de öyle yap aga… “Yazı” medeniyettir ve insan, başparmağının ucunu diğer parmaklarının ucuna değdirebilen tek canlı

Birol Öztürk
5 Nis3 dakikada okunur


Amcam Yaşar Kemal...
Bu topraklar Yaşar Kemal’in, Nazım Hikmet’in beslendiği topraklardır… Kendine “yazar” diyene “şair” diyene bir “höst” deme hakkın hep saklıdır. Yazmayı, okumayı, şiiri sevmek başka, yazarlık, şairlik başka. La oğlum, taşıdığın ismi bile başkaları koymuşken, sen hayırdır; yazarım, şairim diye fink atıyorsun. Destur! Denk dur! Yaşar Kemal, yürümekten bitecek hâle gelene kadar yürürmüş, öyle çok severmiş yürümeyi yani. O muazzam romanların kurgularını, zaman ve mekan oturtmal

Birol Öztürk
4 Nis2 dakikada okunur


Kuzeyin Oğlu!
Volkan Konak gibi büyük bir sanatçının sığabileceği bir doğa parçası tezahür edilebilir mi! İnsan, yakıştıramıyor, sığdıramıyor hiçbir kabre ve sınırları belli kabristanlığa… “Düztarla” da anası Saynur Konak’ın diktiği ceviz ağacının dibinde, bildiğin bir mezar işte… Düztarla, bir dönüm, belki biraz daha büyükçe bir mezarlık işte. Volkan Konak’ın kabrini görüp de siyah harflerde beyaz mermere kazılı, yazılı adına dokunmadan önce şu Maçka, şu Trabzon hepten Volkan Konak’ın ka

Birol Öztürk
29 Mar4 dakikada okunur


"Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın" Diyenlerin Hazin Sonu!
Mutfak dolabıyla duvar arasına yuvalanan fare, dışarıdan bakıldığında kimsenin görmediği, içeriden bakıldığında her şeyin görüldüğü çatlaktan, evin kadınını seyretmektedir. Kadın, masanın üzerine koyduğu paketi açarken fare, o paketten ağzına layık yiyecekler çıkacağından emindir. Şunca zamandır şu mutfağa giren her şeyden nasiplenmiş bir an bile enselenme riski yaşamamıştır ve bu durumdan çok da memnundur. Ancak bu defa hiç de hayal ettiği gibi olmaz ve paketten bir fare kap

Birol Öztürk
27 Mar2 dakikada okunur


Küfür
“Karar” der, Ağır Ceza Mahkemesi reisi ve mübaşir, eliyle “ayağa kalk” diye işaret eder, az sonra yüzüne yüzüne hüküm açıklanacak Anadolu bozkırının köylüğünden kavruk suratlı sanığa. Esasen Ağır Ceza Mahkemesi reisi de aynı iklimlerin, aynı coğrafyanın insanıdır. “Orda Bir Köy Var, Uzakta” da doğup, yürür, sonrasında okur tekmil sınıfları ve dersini alır, ezber eder. Şalvarı kırk yamalı babası “ceketimi satar yine de okuturum seni” der durur, göt bezine layık görülmeye

Birol Öztürk
20 Mar3 dakikada okunur


111. Yılında Çanakkale Zaferi
Çanakkale içinde Sıra söğütler Altında yatıyor aslan yiğitler Of gençliğim eyvah Üç tarafı denizlerle, iç tarafı göllerle kaplı bir coğrafyada doğmuş, büyümüş ve büyütmüşüz. Ondandır denize, denizciliğe kulak dolgunluğumuz… Coğrafya, tek başına kader değilse de kaderi tayin ettiği muhakkak… Gemilerde “Seyir Defteri” ya da “Jurnal Defteri” diye bir defter bulunurmuş. Gemi seyir hâlindeyken ya da limandayken, önemli ve alakalı olaylar, durumlar bu deftere yazılırmış. Sansürsü

Birol Öztürk
18 Mar1 dakikada okunur


Adem’in Elması Değil, Kralın Elması Yaktı Bizi!
Niye bu kadar çeşitli ve de ağır vergiler var biliyor musun? “Elma” dan ötürü! Evet evet elma… Bildiğin, kırmızı, sert ve de sulu, şerbet gibi elmadan ötürü… Anlatayım da dinle… Kral, sarayının görkemli penceresinden masmavi gökyüzünü seyrederken sokaktan yükselen sese kayar dikkati. “Elmaaaa, sulu, sert, kırmızı, şerbet gibi elmaaaa” Bir anda canı öyle bir elma çeker ki, hani olsa bir araba elmayı yiyecek kadar… Ee kraldır, sokağa inip de seyyar satıcıdan elma alacak da değ

Birol Öztürk
16 Mar2 dakikada okunur


"Oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı!"
Görsel iletisi bir şey ifade ediyor mu senin için? Ya da 28 Ekim 2014 tarihi? Ya da Tezcan Gökçe adı? Tezcan’ın anası Ayşe Gökçe ve ayağındaki karalastiği pare pare babası Recep Gökçe? Diyor ki Cem Karaca; Maden ocağının dibinde Ayırdılar seni dünyadan Aldılar elinden ışığını havanı besinini Sevdiğin kadını, taptığın oğlunu aldılar elinden Ay

Birol Öztürk
13 Mar2 dakikada okunur


ODTÜ MURAT
Murat’la akrandık, bir yaş büyüktü benden ve temiz yirmi santim uzundu. Boyumun kısa olduğuna dair sataşmalar olunca “Allah, şöyle bir bakmış, mükemmel oldu be, uzatmaya gerek yok” demiş gibi teorilerim vardı… Gel gör ki dal gibiydi, incecikti; iş, ete buda gelirse Murat’tan daha okkalıydım. Saçları pırasa gibiydi; salkım saçak, dümdüz ve vaktinden önce solmaya başlamıştı rengi, o yaşlara nazaran haddinden fazla beyazdı. Adapazarı’nda bir bakkal dükkanı vardı babasının, Mura

Birol Öztürk
12 Mar2 dakikada okunur


"Sıra Türkiye'ye Gelecek" Diyenlere Bir Çift Söz!
“Sıra Türkiye’ye gelecek” miş! Ne, demiş? Nerede, demiş? Ne zaman, demiş? Nasıl, demiş? Neden, demiş? Kim, demiş? Sosyal medya çöplüğünün üfürmelerinden, yellenmelerinden ibaret bu mevzuya dair, Türkiye’nin işgal edileceğine dair, tüm sorular cevapsız, sözüm ona tüm cevaplar askıda… Bitmediniz ya! Türkiye, dünyayla entegre bir ülkedir. NATO, BM gibi uluslararası kuruluşlara üye, AB’ye girme serüveninde “Müzakere Çerçeve Belgesi” evresini işletmiştir. Petrol ve enerji kaynakla

Birol Öztürk
11 Mar2 dakikada okunur


Sisli Bir Dağ Köyünden Kalan Tek Kare
“Fotoğraf çekilecek” dedi babam. “Çocukları yan yana dizin” dedi. “Yan yana” bile yan yana yazılamazken, şimdilik üç kardeş, yan yana dizildik… Zamanla iki kız daha belenecekti nazar boncuklu tahta beşiğe. “Çekmek” Bildiğim tek “çekmek” tabanca çekmekti. Kara bıyıklı bir adam gelmişti, boynuna deri kayışla asılı bir aletle. Babam rahmetli, acar tabanca yapar ve dişine kadar yasadışı bir kaçakçıydı. Büyükdağ’a sis gibi sessiz ve ani çöken kaçakçılara satılırdı yılbır yılb

Birol Öztürk
5 Mar1 dakikada okunur


MAHSUS MAHAL DERLER!
Sıdıka, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünde, çıtı pıtı, narin ve de nahif, yurtsever, devrimci bir kız ve Ruhi’nin sevdalısıdır… Öğrenci evinde, yani bekar evinde kalmaktadır Sıdıka… Sene 1952 ve aylardan kasımdır. Ankara, bu aylarda ve bu ayların mevsiminde hep çok soğuktur. Hep kar, hep ayaz. Ankara’nın ayazını bilmeyen, maruz kalmayan “ben de şu âlemi gördüm, yaşadım” demesin. Adnan Menderes’in Demokrat Partisi’nin iktidar olduğu yılların

Birol Öztürk
14 Şub3 dakikada okunur


Cem Karaca...
8 Şubat 2004 tarihinde çekip gitti Cem Karaca… Muhtar Cem Karaca, bin yıldızlı yerde şimdi; o yıldızların biri toprakta, diğerleri bıraktığı kültür hazinesinde, göğümüzde… Binlerce “Karaca” gözü “Cem” edilmiş de sunulmuştur ömrümüze, bin şükür! 6 Ocak 1983 tarihli Resmî Gazete’de on kişinin Türk vatandaşlığından çıkartıldığı neşrediliyordu; o, “on” lardan biri Yılmaz Pütün, diğeri Muhtar Cem Karaca’dır. Yılmaz Pütün dedikleri, bizim Yılmaz Güney’dir; en güzel “Çirkin Kral”

Birol Öztürk
8 Şub2 dakikada okunur


GARGALAK
Öffff! Öyle bir yağdı ki mübarek; gök delindi, yarıldı say... Gündüzden başlayan yağmur önce akşama, akşamdan da geceye sarktı, iyice kudurarak. Cavuldayaraktan, ondörtlü tabancadan mermi sıkar gibi bir gümbürtüyle yağdı mübarek. Dışı taş dolma, damı paslı çinko sac sarılı evimizin her odasına pıtır pıtır su aktı, iyice kevgire dönen o damdan. Evin kadınları tencere, tepsi, leğen, küfe Allah ne verdiyse su akan yerlerin altına koyup; doldukça da o kaplar pencereden sele verdi

Birol Öztürk
5 Şub2 dakikada okunur


ESKİLER BİTER YENİDE…
“Eski Türkiye” dedikleri devirlerde çocuktum, delikanlı, gençtim; hani şu “İks Kuşağı” dedikleri var ya, o kuşaktanım. Pilli radyoya, gaz lambasına, elektriğin gelişine ve ilk televizyona, her mahalledeki mahallenin en zengin evindeki o tek, yek ve üzeri dantel örtülü telefona, sonrasında cep telefonuna, daktiloya, bilgisayara ve internet çağına tanık, o kuşaktanım. İyi kötü farkındalığım vardı, kendi çapımda duyarlı, okuyup düşünür, yazar çizerdim. İşte tüm bunlardan aldığ

Birol Öztürk
1 Şub3 dakikada okunur


"Oku La Oku!" – Devrimlerin Ruhu Nasıl Çalındı?
“Bizler Atatürk gençleriyiz. Biz, onun ağzından Gençliğe Hitabe’sini okuduk.” “Bugün ülkeyi yönetenlerin etkisinden kurtulunuz. Sizler Atatürk’ü halk kahramanı ve antiemperyalist kimliğinden soyutlayıp, devlet adamı gibi gösterip, mason Atatürkçülüğüne çevirmek istiyorsunuz” Bu sözler, 6 Mayıs 1972 tarihinde, “Anayasayı tebdil, tağyir ve ilga…” ile “Anayasal düzeni kaldırmak…” gibi zinhar hayata geçmemiş bir eylem ve de somut delilleri oluşmamış bir suçtan ötürü idam edilen

Birol Öztürk
28 Oca4 dakikada okunur


90’lar...
Türkiye müthiş bir değişim yaşıyordu ve TRT’nin tekeli bitiyor özel radyo ve televizyon kanalları açılıyordu. 12 Eylül kültürünün ilk mahsullerinin alındığı yıllar... Faili meçhulleri, işkenceyi, Körfez Savaşı’yla Amerika’nın Ortadoğu’ya dalışını, yokluğu ve yoksulluğu, gına getiren koalisyon hükümetlerini, madencilerin asil direnişini, vıkır vıkır kaynayan üniversiteleri, türban sorununu, postmodern darbeleri, Toros marka beyaz otomobilleri ve çatır çatır fişlenen gençleri ş

Birol Öztürk
26 Oca4 dakikada okunur
bottom of page








