ODTÜ MURAT
- Birol Öztürk

- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur

Murat’la akrandık, bir yaş büyüktü benden ve temiz yirmi santim uzundu. Boyumun kısa olduğuna dair sataşmalar olunca “Allah, şöyle bir bakmış, mükemmel oldu be, uzatmaya gerek yok” demiş gibi teorilerim vardı… Gel gör ki dal gibiydi, incecikti; iş, ete buda gelirse Murat’tan daha okkalıydım. Saçları pırasa gibiydi; salkım saçak, dümdüz ve vaktinden önce solmaya başlamıştı rengi, o yaşlara nazaran haddinden fazla beyazdı.
Adapazarı’nda bir bakkal dükkanı vardı babasının, Murat bu yönüyle de küçük esnaftı. Sakal bırakır, başına da desenli bere takardı bazen, bildiğin “Bakkal Amca” sitili; kendiyle barışıktı Murat.

Kısa Samsun cigarası içmeye gayret ederdik ekseriyetle ama her daim arpasız olduğumuzdan Birinci ganiydi. Murat, fena asılırdı sigaraya; çok ve de içten, içli içli içerdi, dişleri tütün pasıydı, haddinden fazla…
Sakin, soğukkanlı, cesurdu Murat. Ben, ne kadar ani parlıyorsam, Murat, tam tersiydi. Ben, ne kadar hızlı konuşup da hızlı hareket ediyorsam, Murat, tam aksiydi. Türkü ve marşları çok severdi ama sesi berbattı. “Karlı Kayın Ormanı” nı söylediği o detone sesi hâlâ kulağımda…
“Bu bağlamda” diyerek başlardı ağır, politik ve teorik söylemlerine “spesifik olarak” diye devam eder ve “dolayısıyla” diye bitirirdi… Zekiydi, sabırlıydı ve çok kitap okurdu Murat! “Das Kapital” in kimi yerlerini eleştirecek kadar çok, dikkatli ve iddialı okurdu!
Zaman, bir sebepten ötürü aynıların yolunu çakıştırıyor, buna yürekten inanıyorum. Murat’la 1996’da çakıştı yollarımız, arkadaş olduk, dost olduk, aynı sofrada yedik içtik. Aynı şeyler için kaygılandık, aynı şeyden korktuk, birbirimize sığındık!
Şarabı şişeden, cigarayı zuladan içerdi Murat ve şiir severdi, şiir yazardı.
Sonra 17 Ağustos 1999 oldu!
Deprem oldu!
Murat, göçük altında kaldı! Öyle çok da sürmedi dünyadaki mezarı, çıkardılar Murat’ı, sağdı, iyiydi yani. Tüm iyi hâllerine rağmen öldü Murat, içi kanamış…
Bundan tam 27 sene önceydi ve ODTÜ’lü öğrenciler gönüllü gitmişti deprem bölgesine, enkaz kaldırıp can kurtarmaya. ODTÜ’lü o gönüllü gençler, Metin Kemal Kahraman’ın o şarkısını söyler her yerde; göçüklerde, çadırlarda, gecede, gündüzde… O gün bu gündür, ne zaman bu şarkıyı duysam, düşünsem Murat gelir aklıma ya da ne zaman Murat’ı düşünsem bu şarkı düşer aklıma.
Kaybolmuş bir kentin eskicisiydi
Makineleşmeye karşı duyguları topluyordu
Kaybolmuş bu kentin sokaklarında
Torbasında umut
torbasında insana dair ne varsa
Yalnız değilsin eskici
bir sabah güneş doğar
sevgiden tuğlalarla
yeniden kurarız bu kenti
Bu kent yorgun düşmüş bunca acıya
Yeni bir güne başlıyor umarsızca
Birtek eskici düşmüş yollara
Torbasında umut
torbasında insana dair ne varsa
Yalnız değilsin eskici
bir sabah güneş doğar
sevgiden tuğlalarla
yeniden kurarız bu kenti
25 yıl geçti aradan ve 25 gram akıllanmadık Murat, deprem oldu yine ve yine on binleri kurban verdik. Yine “kader” den saydık Murat, yine tek sorumlu yok!
“Bu bağlamda” ruhun şâd olsun benim güzel dostum!












