top of page

"Oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı!"

Görsel iletisi bir şey ifade ediyor mu senin için? 

Ya da 28 Ekim 2014 tarihi? 

Ya da Tezcan Gökçe adı? Tezcan’ın anası Ayşe Gökçe ve ayağındaki karalastiği pare pare babası Recep Gökçe? 

Diyor ki Cem Karaca; 

Maden ocağının dibinde 

Ayırdılar seni dünyadan

  Aldılar elinden ışığını 

       havanı 

              besinini 

Sevdiğin kadını, taptığın oğlunu 

                                aldılar elinden 

Ayırdılar seni dünyadan 


Tezcan, az evvel bahsettiğim tarihte Ermenek’te boktan bir özel maden ocağında, öğlen yemeği diye kuru ekmek kemirip, soğan ve en ucuzundan zeytin yerken göçük altında kalmıştı. 

Hiçbir maden ocağında hiçbir insani önlem olmadığı için Tezcan için de mezardı yerin dört yüz metre altı. Tezcan, diri girdiği mezardan ölü çıkacakmış ya “bu işin fıtratı bu” diyenler ne çakacak ki bu ironiden. 

Tezcan’ın diri girdiği o ocaktaki tek gerçek rezervdi ve rezerv dediğin bugün değilse yarın tükenecekti, tükenip de üzeri küllenecek şu deliğe “tahliye asansörü” gibi “yaşam odası” gibi yatırım yapmak rantabl mıdır? Yazık değil miydi milli servete! Madenci dediğin, işçi dediğin her yerdeydi! Peki patron dediğin, sermayedar dediğin öyle miydi? Sermaye ürkektir değil mi, ürkütmeyeceksin ki yatırım yapacak ve memleket kalkınacak! 

Ulan boynun altında kalsın! 

Tezcan’ın kazma salladığı o maden ocağının dibinde su baskını olur.

Maden ocağının dibinde

Hava yok, ışık yok

Maden ocağının dibinde

Besin yok, karın yok

Maden ocağının dibinde

Oğlun bile yok

Maden ocağının dibinde

Pancar motoruyla suyu tahliye ediyorlardı ki kanlı et parçaları çıkmıştı maden ocağının dibinden, hatırladın mı? Duydun mu? Tezahür edebiliyor musun? 

“Oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı!” demişti Tezcan’ın anası Ayşe Gökçe! Kolay şey midir bir ana için evladının ölebilme ihtimali, o ihtimali kabul etmek! 

Demiş ya Hasan Hüseyin Korkmazgil, anaların ağlaması hususunda “ağustosta çam ormanı yangını” diye. Elbette unutmamış, atlamamış babaların ağlamasını da “bir zeytin ağacını köklemek var ya” demiş ve ancak bu kadar güzel denir yani. 

Bu satırların yazıldığı anlarda, Tezcan da baba Recep de ana Ayşe de artık bu dünyada değiller. Hani var ya o klişe “huzur içinde uyumak” bu, yoksul, gariban ve cahil bırakılmış insanlar için huzur bulacakları tek yer de mezardır, yazık! 

Şimdi geldik sona! 

Geldik sona! 

Tüm bunları hatırlatansa bugünlerde üzerinde çalıştığım “Cem Karaca- Unut Dedi Romanları” adını verdiğim biyografidir! Duydum, okudum, şahit oldum ki bezelye kıvamındaki beyniyle yorum yapasıymış bir güruh “biyografi de neymiş! Gir Google ‘ye orda var” gibi…

Can Yücel’in de biyografisini yazmış olmaktan dolayı aldığım yetki ve cesaretle “o Google sana girsin” ! 

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page