Kuzeyin Oğlu!
- Birol Öztürk

- 4 gün önce
- 4 dakikada okunur

Volkan Konak gibi büyük bir sanatçının sığabileceği bir doğa parçası tezahür edilebilir mi! İnsan, yakıştıramıyor, sığdıramıyor hiçbir kabre ve sınırları belli kabristanlığa…

“Düztarla” da anası Saynur Konak’ın diktiği ceviz ağacının dibinde, bildiğin bir mezar işte… Düztarla, bir dönüm, belki biraz daha büyükçe bir mezarlık işte.
Volkan Konak’ın kabrini görüp de siyah harflerde beyaz mermere kazılı, yazılı adına dokunmadan önce şu Maçka, şu Trabzon hepten Volkan Konak’ın kabri gibi gelirdi…
O ceviz ağacını iki karışık fidan olaraktan dikmiş Saynur Konak ve o fidan büyümüş, başı göğe değen ağaç şimdi. Saynur Konak’ın son beşiği ekili şimdi o ceviz ağacının dibine.
“Yiğit namıyla anılır” derler “Demirağa” yazılıdır Volkan Konak’ın babasının mezar taşında ve Saynur Konak da hemen yanında yatmaktadır artık, sonsuzlukta.
Taze çiçekler, hep taze Volkan Konak’ın mezarında ve biliyorum ki hiç solmayacak o çiçekler; Yılmaz Güney’in, Ahmet Kaya’nın Paris’teki, Nazım’ın Moskova’daki mezarlarının üzerinde hiç solmayan kır çiçeklerinden aldığım yetkiyledir bu iddiam.

“Konakoğlu Mezarlığı” yolun altında ve istinat duvarıyla beslenmiş…O duvarın üzerinde Kuzeyin Oğlu’nun posterleri ve çok sevdiği bayraklar… Sanki birazdan “ çalın ulan, yaylarınız kırılsın be” diyecek de Volkan Konak “Cerrahpaşa” yı söyleyecek içli içli, bağrına vura vura ve ağlayarak.
Vay seni Cerrahpaşa
İçmem suyundan içmem
Volkan Konak’ın ölümünün birinci yılında Maçka ve Düztarla’da anma merasimleri yapılacak 31 Mart’ta; abisi, ablaları, yeğenleri, amcazadeler orada ve programa dair konuşuluyor. Maçka, acının başkenti olacak bir kere daha ve tüm yollardan akacak sevenleri Kuzeyin Oğlu’na.

Ölmek!
Ölüm gerçekleştiği anda ölüyle diriler arasına anında bir mesafe giriyor. Nefesi kesilmiş, ruhu çekilmiş, kıpırtısız yatanla nefes alıp veren, gülen, yiyip içen, şarkılar söyleyen, sövüp sayan o sevdiğimiz, aynı değildir artık.
Ölü, birilerinin alıp götüreceği, üzerinde bir şeyler yapacağı, bir takım ritüeller ve itikatlerle sarıp sarmalayıp, tüm yaşanmışlıklarımıza ve özelimize rağmen bizi yaklaştırmayacağı başka bir şeye dönüşüyor, bir yabancıya.
Hayat ne garip be!
Karadeniz insanı, doğal komik ve Volkan Konak, hemen hemen her muhabbetinde fıkra tadındaki anektodlarına yer verirdi. Onu anarken, onun metodunu kullanmamak olmazdı…
Mezarı başında akrabaları al aşağı vur yukarı tartışıyor, bir takım hesaplar planlar yapılıyor. Kulak kesiliyorum, her şey anma törenine dair ama organizasyonu öyle dağınık organize ediyorlar ki, valla o gün işler Arap saçına dönerse şaşırmam. Ancak daha sonra anlıyorum ki tüm organizasyon, İstanbul’da bir organizasyon firmasına verilmiş. Firma, dua edip Kuran okuyacak hocayı bile İstanbul’dan getirecekmiş.
Eee Maçka’daki bu telaş niye!
Derken, yaşları birbirine yakın iki akraba şaka yollu racon kesmeye başlıyor birbirine.
“Aha şu Maçka’da en çok sövme hakkı sende değül bendedür” diyor, ayaktaki.
Oturan “sen öyle san” diyor.
Sendeydi, bendeydi iş uzayıp gidiyor.
“Yahu sövmeden olmuyor mu? Başka bir seçenek yok yani, öyle mi?” diyorum.
Şaşırıyorlar!
Ne münasebet sövmemek!
Volkan Konak “küfür bizde milli spordur” demişti.
Beşikdüzü’nde bir akaryakıt istasyonuna giriyorum. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatsa da bu bok yiyen araba suyla çalışmıyor ve şimdi “elli liralık almak” da para etmiyor.
Pompaya yanaşıyorum ve pompacı uzaktan “doldurulacak mı?” diyor.
“Yok, bu sefer boşaltalım” diyorum ve pompacının en azından gülümseyeceğini düşünüyorum.
Sivri burnu eğri, çakır gözlü pompacı gayet ciddi, arabayı inceliyor, boşaltacak depoyu da nasıl etse!
Biz Karadenizlilerin ekseriyetinle iki vitesi vardır ve ikisi de ileridir. Ben, pompacının ruh hâlini anladım ama şimdi nasıl izah edeyim, kopkoyu Beşikdüzlü olman gerekir.
Oy benim Beşikdüzüm
Bahçeler kara üzüm
Senden başka seversem
Kör olsun iki gözüm
de kör olsun iki gözüm

Görele’de bir üst geçidin böğründeki tabelada; “KEMENÇENİN VE HORANIN DOĞDUĞU TOPRAKLARA HOŞGELDİNİZ” yazıyordu ve “Horon” un Görele’de “Horan” diye yazılıp okunması da bize dairdir.
Volkan Konak, çok büyük bir değer, üretken bir sanatçı ve Karadeniz kültürünü evrensele taşıyan bir ozandır. Zaman tütün gibi tükeniyor; onu ansızın bir kalp kriziyle kaybedişimiz üzerinden ilk yıl geçti, gayrısı o kadar hızlı yığılıyor ki!
Onu “Pedazila” albümündeki şiiriyle bir kere daha sevgi, saygı ve özlemle anıyorum…
Doğurdun beni Hacavera’ da
kör karanlık bir gecede
On altı yaşında ise İstanbul’a saldın beni
ama inan, göbeğimi kopardığında
bu kadar canım yanmamıştı
Bu yüzden belki
yüzüm gözüm kırık dolaşırım hâlâ
avuçlar dolusu ağladım yalnızlığımda
pek belli etmeden
Ama en çok, babam buzağımı kestiğinde
ağlamıştım
“Şimdi bunlar nerden çıktı?” deme bana
hep konuşmak istemişimdir yıllar yılı
ama olmadı
belki de kalabalık sülale olmanın bedeli
Bir sofrada kahvaltıya doyamadım
anacığım
bırak da konuşayım
Belki de ölesim gelmiş kim bilir
bırak da ağlayayım
Burada insanlar araba ve elbise markalarını ezberler
ben ayrılıkları
kimileri yazlığa gitmeyi özler
bense gübre kokulu anama kavuşmayı
Kendimi kızılağaçlar arasında
kaybediyorum zaman zaman
başıma sardığın toprağın kokusunu
vuruyor anam
anacığım
Anacığım, bilirsin Üniversiteyi Almanya’daki
eniştemin parasıyla bitirdim
Düzensiz harcamalarımı da bilirsin
aç kaldım zaman zaman
Ama onursuz hiçbir zaman
hiçbir zaman da gücenmedim
yedi bölgeli ülkeme
Çok küfür ettim onursuzlara
vazgeçmem de etmekten düşüncelerimden dolayı
çok uğraştılar benimle
kökü toprakta karayemiş fidanı gibi
direndim
dimdik onurlu
İki kez silahlı saldırıya uğradım
ağustos ayında ise ekinler sararırken
doğduğum şehirde öldürüldüm
Beş yaşında aşık oldum
lisede ise öğretmenime
ablamın ve senin müdahalene kadar
Velhasıl çok sevdim kadınları anacım
aldattıklarım da oldu aldatıldım da
ama asla konuşmadım arkalarından
Hele sana lacivert gözlü torun veremedim ya
ben yine hayırsız oğlunum senin
Kimsenin önünde eğilmedi bu asi başıma
bize ilkokulda öğretti öğretmenlerimiz
Celal Bahçekapılı, Nuri Gazioğlu ve
Orhan Yavuz
ileriyi görmek için başımızı hep dik tutmayı
onlardan öğrendik
Bu yüzden anacığım
işte bu yüzden güneşin bile üstüne yürüdüm
gölgemi geçmek için
İyi de oldu anacığım
Uzakta kırılan söğüt dalını gördüm acısını da
mısır püskülünün rüzgârda salınmasını seyrettim,
bahtiyarlığını da
karşı yamaçtaki evde
doğum sancısından ve de fakirlikten
tahtayı ısıran kadının acısını duydum
yüreğim derinlemesine
orta yerinden yarılarak
Şimdi gelelim sana
beni iyi dinle koca çınarım
Kemal Dursun, Rüştü Araz iyi doktordur
İlaçlarını bir defa olsun saatinde al be anacığım
öyle kolay pes etmek yok
yaşamda ayak direyeceğiz
ve kahretsin ki bu da bizim elimizde olan bir şey anacım
Duyduğuma göre abimin resmini
ahırda inekle buzağının arasına asmışsın
Benim koca karıcım
millet senin kara bıyıklı oğluna sevdanı bilemez
gülecekler sana
Mektuptaki üzünçlerimden babama bahsetme
beni kırsa da yıkamaz bu kirli şehir
Hem kolay okuyasın diye büyük harflerle yazdım
kolayına gelip de ablama okutma
Cumhuriyet kadını
evet anam, yine kirpiklerim tuzlandı mı ne
Galiba şimdilik bu kadar
Seni, ilkbaharda patlayan tohumun hışırtısı kadar
masum öpüyorum
ve
kardelen çiçeğinin özlemiyle kucaklıyorum
Biliyorum bu son sözlerimden bir şey anlamadın
Beni sövdürme başlıyorsun
O zaman al sana
Anderun mastisi
seni çoook seviyorum
hayırsız oğlun Ömer Ahmet...











