top of page

Kuzeyin Oğlu!

Volkan Konak gibi büyük bir sanatçının sığabileceği bir doğa parçası tezahür edilebilir mi! İnsan, yakıştıramıyor, sığdıramıyor hiçbir kabre ve sınırları belli kabristanlığa…

“Düztarla” da anası Saynur Konak’ın diktiği ceviz ağacının dibinde, bildiğin bir mezar işte… Düztarla, bir dönüm, belki biraz daha büyükçe bir mezarlık işte.

Volkan Konak’ın kabrini görüp de siyah harflerde beyaz mermere kazılı, yazılı adına dokunmadan önce şu Maçka, şu Trabzon hepten Volkan Konak’ın kabri gibi gelirdi…

O ceviz ağacını iki karışık fidan olaraktan dikmiş Saynur Konak ve o fidan büyümüş, başı göğe değen ağaç şimdi. Saynur Konak’ın son beşiği ekili şimdi o ceviz ağacının dibine.

“Yiğit namıyla anılır” derler “Demirağa” yazılıdır Volkan Konak’ın babasının mezar taşında ve Saynur Konak da hemen yanında yatmaktadır artık, sonsuzlukta.

Taze çiçekler, hep taze Volkan Konak’ın mezarında ve biliyorum ki hiç solmayacak o çiçekler; Yılmaz Güney’in, Ahmet Kaya’nın Paris’teki, Nazım’ın Moskova’daki mezarlarının üzerinde hiç solmayan kır çiçeklerinden aldığım yetkiyledir bu iddiam.

“Konakoğlu Mezarlığı” yolun altında ve istinat duvarıyla beslenmiş…O duvarın üzerinde Kuzeyin Oğlu’nun posterleri ve çok sevdiği bayraklar… Sanki birazdan “ çalın ulan, yaylarınız kırılsın be” diyecek de Volkan Konak “Cerrahpaşa” yı söyleyecek içli içli, bağrına vura vura ve ağlayarak.

Vay seni Cerrahpaşa

İçmem suyundan içmem

Volkan Konak’ın ölümünün birinci yılında Maçka ve Düztarla’da anma merasimleri yapılacak 31 Mart’ta; abisi, ablaları, yeğenleri, amcazadeler orada ve programa dair konuşuluyor. Maçka, acının başkenti olacak bir kere daha ve tüm yollardan akacak sevenleri Kuzeyin Oğlu’na.

Ölmek!

Ölüm gerçekleştiği anda ölüyle diriler arasına anında bir mesafe giriyor. Nefesi kesilmiş, ruhu çekilmiş, kıpırtısız yatanla nefes alıp veren, gülen, yiyip içen, şarkılar söyleyen, sövüp sayan o sevdiğimiz, aynı değildir artık.

Ölü, birilerinin alıp götüreceği, üzerinde bir şeyler yapacağı, bir takım ritüeller ve itikatlerle sarıp sarmalayıp, tüm yaşanmışlıklarımıza ve özelimize rağmen bizi yaklaştırmayacağı başka bir şeye dönüşüyor, bir yabancıya.

Hayat ne garip be!

Karadeniz insanı, doğal komik ve Volkan Konak, hemen hemen her muhabbetinde fıkra tadındaki anektodlarına yer verirdi. Onu anarken, onun metodunu kullanmamak olmazdı…

Mezarı başında akrabaları al aşağı vur yukarı tartışıyor, bir takım hesaplar planlar yapılıyor. Kulak kesiliyorum, her şey anma törenine dair ama organizasyonu öyle dağınık organize ediyorlar ki, valla o gün işler Arap saçına dönerse şaşırmam. Ancak daha sonra anlıyorum ki tüm organizasyon, İstanbul’da bir organizasyon firmasına verilmiş. Firma, dua edip Kuran okuyacak hocayı bile İstanbul’dan getirecekmiş.

Eee Maçka’daki bu telaş niye!

Derken, yaşları birbirine yakın iki akraba şaka yollu racon kesmeye başlıyor birbirine.

“Aha şu Maçka’da en çok sövme hakkı sende değül bendedür” diyor, ayaktaki.

Oturan “sen öyle san” diyor.

Sendeydi, bendeydi iş uzayıp gidiyor.

“Yahu sövmeden olmuyor mu? Başka bir seçenek yok yani, öyle mi?” diyorum.

Şaşırıyorlar!

Ne münasebet sövmemek!

Volkan Konak “küfür bizde milli spordur” demişti.

Beşikdüzü’nde bir akaryakıt istasyonuna giriyorum. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatsa da bu bok yiyen araba suyla çalışmıyor ve şimdi “elli liralık almak” da para etmiyor.

Pompaya yanaşıyorum ve pompacı uzaktan “doldurulacak mı?” diyor.

“Yok, bu sefer boşaltalım” diyorum ve pompacının en azından gülümseyeceğini düşünüyorum.

Sivri burnu eğri, çakır gözlü pompacı gayet ciddi, arabayı inceliyor, boşaltacak depoyu da nasıl etse!

Biz Karadenizlilerin ekseriyetinle iki vitesi vardır ve ikisi de ileridir. Ben, pompacının ruh hâlini anladım ama şimdi nasıl izah edeyim, kopkoyu Beşikdüzlü olman gerekir.

Oy benim Beşikdüzüm

Bahçeler kara üzüm

Senden başka seversem

Kör olsun iki gözüm

de kör olsun iki gözüm

Görele’de bir üst geçidin böğründeki tabelada; “KEMENÇENİN VE HORANIN DOĞDUĞU TOPRAKLARA HOŞGELDİNİZ” yazıyordu ve “Horon” un Görele’de “Horan” diye yazılıp okunması da bize dairdir.

Volkan Konak, çok büyük bir değer, üretken bir sanatçı ve Karadeniz kültürünü evrensele taşıyan bir ozandır. Zaman tütün gibi tükeniyor; onu ansızın bir kalp kriziyle kaybedişimiz üzerinden ilk yıl geçti, gayrısı o kadar hızlı yığılıyor ki!

Onu “Pedazila” albümündeki şiiriyle bir kere daha sevgi, saygı ve özlemle anıyorum…

Doğurdun beni Hacavera’ da

kör karanlık bir gecede

On altı yaşında ise İstanbul’a saldın beni

ama inan, göbeğimi kopardığında

bu kadar canım yanmamıştı

Bu yüzden belki

yüzüm gözüm kırık dolaşırım hâlâ

avuçlar dolusu ağladım yalnızlığımda

pek belli etmeden

Ama en çok, babam buzağımı kestiğinde

ağlamıştım

“Şimdi bunlar nerden çıktı?” deme bana

hep konuşmak istemişimdir yıllar yılı

ama olmadı

belki de kalabalık sülale olmanın bedeli

Bir sofrada kahvaltıya doyamadım

anacığım

bırak da konuşayım

Belki de ölesim gelmiş kim bilir

bırak da ağlayayım

Burada insanlar araba ve elbise markalarını ezberler

ben ayrılıkları

kimileri yazlığa gitmeyi özler

bense gübre kokulu anama kavuşmayı

Kendimi kızılağaçlar arasında

kaybediyorum zaman zaman

başıma sardığın toprağın kokusunu

vuruyor anam

anacığım

Anacığım, bilirsin Üniversiteyi Almanya’daki

eniştemin parasıyla bitirdim

Düzensiz harcamalarımı da bilirsin

aç kaldım zaman zaman

Ama onursuz hiçbir zaman

hiçbir zaman da gücenmedim

yedi bölgeli ülkeme

Çok küfür ettim onursuzlara

vazgeçmem de etmekten düşüncelerimden dolayı

çok uğraştılar benimle

kökü toprakta karayemiş fidanı gibi

direndim

dimdik onurlu

İki kez silahlı saldırıya uğradım

ağustos ayında ise ekinler sararırken

doğduğum şehirde öldürüldüm

Beş yaşında aşık oldum

lisede ise öğretmenime

ablamın ve senin müdahalene kadar

Velhasıl çok sevdim kadınları anacım

aldattıklarım da oldu aldatıldım da

ama asla konuşmadım arkalarından

Hele sana lacivert gözlü torun veremedim ya

ben yine hayırsız oğlunum senin

Kimsenin önünde eğilmedi bu asi başıma

bize ilkokulda öğretti öğretmenlerimiz

Celal Bahçekapılı, Nuri Gazioğlu ve

Orhan Yavuz

ileriyi görmek için başımızı hep dik tutmayı

onlardan öğrendik

Bu yüzden anacığım

işte bu yüzden güneşin bile üstüne yürüdüm

gölgemi geçmek için

İyi de oldu anacığım

Uzakta kırılan söğüt dalını gördüm acısını da

mısır püskülünün rüzgârda salınmasını seyrettim,

bahtiyarlığını da

karşı yamaçtaki evde

doğum sancısından ve de fakirlikten

tahtayı ısıran kadının acısını duydum

yüreğim derinlemesine

orta yerinden yarılarak

Şimdi gelelim sana

beni iyi dinle koca çınarım

Kemal Dursun, Rüştü Araz iyi doktordur

İlaçlarını bir defa olsun saatinde al be anacığım

öyle kolay pes etmek yok

yaşamda ayak direyeceğiz

ve kahretsin ki bu da bizim elimizde olan bir şey anacım

Duyduğuma göre abimin resmini

ahırda inekle buzağının arasına asmışsın

Benim koca karıcım

millet senin kara bıyıklı oğluna sevdanı bilemez

gülecekler sana

Mektuptaki üzünçlerimden babama bahsetme

beni kırsa da yıkamaz bu kirli şehir

Hem kolay okuyasın diye büyük harflerle yazdım

kolayına gelip de ablama okutma

Cumhuriyet kadını

evet anam, yine kirpiklerim tuzlandı mı ne

Galiba şimdilik bu kadar

Seni, ilkbaharda patlayan tohumun hışırtısı kadar

masum öpüyorum

ve

kardelen çiçeğinin özlemiyle kucaklıyorum

Biliyorum bu son sözlerimden bir şey anlamadın

Beni sövdürme başlıyorsun

O zaman al sana

Anderun mastisi

seni çoook seviyorum

hayırsız oğlun Ömer Ahmet...

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page