Güzel yaşlanmaktı huzur...
- Birol Öztürk

- 6 gün önce
- 1 dakikada okunur

Eve biri geldiğinde, ister davetli ister Tanrı misafiri hiç fark etmez, hemen ocağa konulurdu o çaydanlık ve demlenirdi çay. Gelene bi bardak çay ikram etmemek kabahatlerin en affedilmeziydi, yaptırımsız.
Çaydanlığın üzerinde fosurdayan demlik ve buram buram çay kokusuydu huzur.
Elde yıkanıp, şaldur şuldur durulanarak kıvrıla kıvrıla sıkılıp da leğende asılmayı bekleyen çamaşırların nemli kokusu; ütünün tıslaması, gömlek yakalarının kolalanması, nevresim takımının icat edilmediği zamanların çift kişilik çarşaflarındaki çivit kokusuydu huzur.
Kalitesizliğin pik yaptığı bir kalitede, yanları üç beyaz çizgi şeritli, ucuzun da ucuzu lacivert eşofman takımın altına “Esem” marka spor ayakkabı alamayacak kadar yokluk içinde olmaktı huzur. “Yok” dedikleri herkes için “Yok” tu. Varlığı gören, bilen yoktu. Görüp de bilmemekti huzur.
“Esemsport” demek “Ayakkabı” demekti huzur.
Hemen beş çocuk doğuracak kadar geniş kalçalı kadınların kapı önlerinde el işi yapması ve çok çocuklu mahalle aralarında şeytan uçurtmasıydı huzur.
Kötü şeyler de olurdu elbet! Bi delikanlı başka bi delikanlıyı çeker vururdu mesela, sokak ortasında...Sırf siyaseten. Asker gelirdi mahalleye nefti yeşil, koca koca araçları ve de uzun uzun tüfekleriyle, darbe olurdu. Ankara’ da Ulucanlar...Ulucanlar, Ankara’nın içinde Ankara’dan uzak. İşte orada asarlardı on yedisinde bir çocuğu, ürperirdik. “Bu da geçer yahu” ydu huzur.
O da geçti yahu! Neler neler geçti!
Herkes her hikâyede kendi hikâyesini yaşarmış. Yaşayamazsa da ararmış. Güneşi de ayı da aynı şiddette sevmekti huzur.
Kaygı ve huzursuzluk, yakamoza kesmiş denizi değil de ölümcül suları gösteriyor insana. Kaygısızlıktı huzur.
Neler geçti be!
Bunlar da geçer! Geçip gidenlerin ardından bakakalmaktır huzur.
Yaşandığı gibi kalıyor hayat, montajda kesmek ya da atmak mümkün değil işte...Güzel yaşlanmaktı huzur.











