Buna Kim İnanır… Kadir İnanır
- Birol Öztürk

- 4 gün önce
- 4 dakikada okunur

Yakışıklılığıyla kadınları hayran, erkekleri gıcık etti ama sanatıyla ve eserleriyle herkes çok sevdi Kadir İnanır’ı…
O, rüya gibi bir hayat sürdü ve hak ettiği saygınlığı da sevgiyi de gördü. En azından benden yana gördü…
Kadir İnanır, dönem dönem popüler kültüre dair işler yapsa da omurgalı duruşunu hep korudu. Öldükten sonra adının güzel anılması farkındalığıyla yaşadı ve ölümü ardından her evden cenaze çıkmışçasına bir boşluk kalacağını da bilmişti.
Türcü değil tümcüydü. Atatürkçü, cumhuriyetçi, laik ve demokrattı. Tüm dünyanın, tüm devirlerde savaştığı, savaşı tercih ettiği konjonktürde barıştan yana taraf oldu. Barış, düşmanla yapılırdı. Düşmanı yok saymayacak, hafife almayacak kadar da bilgeydi.
Bıyığın bir erkeğe bu kadar yakışması da nadir ve enteresandır. Hani “kılda keramet olsaydı…” diyenlere inananlardanım; Kadir İnanır’dan çıkar bıyığı, olmuyor işte. Mesela Tarık Akan’a da bıyığı bir türlü yakıştıramadım gitti.
Tarık Akan bıyıksız, Kadir İnanır bıyıklı… O kadar!
Kadir İnanır, ensesine dökülen biçimli saçları, inci dişleri, geniş ve yumuşak bıyığıyla, aktör olsun diye yaratılmıştı sanki.
Kadir İnanır’dan sanatçı, aktör dışında hiçbir şey olabilemezdi. Düşünsene öğretmenmiş Fatsa Lisesi’de ya da doktor Fatsa Devlet Hastanesi’nde veyahut işçi Fatsa Belediyesi'nde ya da memur FATBO-Fatsa Ticaret Borsası'nda… Iı ııh! Olmuyor, oturmuyor işte.
Kadir İnanır, kamera karşısına geçtiğinde her şey olabilirdi ancak ve rol işte her şey yakışırdı o zaman. Öğretmen de olurdu, doktor da şoför de işçi de memur da madenci de katil de hırsız da berduş da… Hatta yazar ve şair, ressam, heykeltraş da…
Öyle çokça , uzun boylu dramatik, yıkımlar, yokluklar, çaresizlikler gibi bir hikâyesi yok belki ama bu ülkede “sanatçı nedir?” in cevaplarından biridir Kadir İnanır.
Şu yıl şurada doğdu da şurada okudu, yürüdü de büyüdü gibi her yerde bulabileceğin katalog bir akış niyetinde değilim. Buraya kadar sıkılmadıysan bundan sonrasını da seveceksin demektir. Ha gayret, okumaya devam. Ben seni “SON” yazan yerde “N” nin gölgesinde bekliyorum.
Yıldızlı bir yaz gecesi, mesela Kadir İnanır’ın öldüğü 26 Haziran gecesi, başını kaldır göğe ve bir yıldız seç.
Seçtin mi?
İşte o yıldız Kadir İnanır’dır, bundan böyle.
Diğer yıldızlara gelince; Ahmet Kaya, hemen yanında Yılmaz Güney, Tuncel Kurtiz, Nazım Hikmet ve Ahmed Arif, Yaşar Kemal’le sırt sırta vermiş Orhan Kemal, şu karışık saçlısı Volkan Konak ve yanıp sönerek selam eden Kazım Koyuncu, Kamil Sönmez, filinta boylu Tarık Akan… Nejat Uygur da orada bak, Gazanfer Özcan, Adile Naşit, Hulisi Kentmen, Kemal Sunal, Fatma Girik… Hepsi, hepsi, hepsi orada bak..
Gerçek sanatçılar dostudur halkının. Dostlar da yıldızlar gibidir, hep oradadır ve güzeldir.
Görmek istersen denizi
yukarıya çevir yüzünü
“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık”
(Yaşar Kemal)
Sevginin emek olduğunu “Al Yazmalım Selvi Boylum” la ne güzel öğretmişti kamyon şoförü İlyas, Asya’yı kaybederken.
“Katırcılar” da bir lokma ekmek ve hasta kızına derman adına ruhundan ve canından vazgeçen Rüstem “zulüm ne kadar büyürse büyüsün, bir gün karşısına duracak bir yiğit çıkar” diye, tarihi dersi de verir…
İşte böyle böyle 182 sinema filmi 7 de dizi filmdir, Kadir İnanır külliyatı…
Bir de Türkan Şoray’ı Kadir İnanır’a, Kadir İnanır’ı Türkan Şoray’a yakıştırma, layık görme hâllerimiz vardır ki; ne kadar da haklıydık.
Kadir İnanır, Tatar Ramazan’dır bende.
182 sinema ve 7 dizi filme imza atsa da “Tatar Ramazan” Kadir İnanır’ın “İnce Memed” idir.
İki serilik sinema filmidir Tatar Ramazan. İlki 1990 yılında “Tatar Ramazan” adıyla çekilir ve 1992’de “Tatar Ramazan Sürgünde” adıyla serinin ikinci filmi çekilir.
Kerim Korcan’ın “Tatar Ramazan” adlı eserinden uyarlanan filmin yönetmeliğini Melih Gülgen yapmıştır.
Tatar Ramazan, 1969 yılında yayınlanır ve kurgu karekter olarak anılsa da tam öyle değildir. Kerim Korcan, Sinop Cezaevinde yatarken “Kürt Mecit” namlı Mecit Çoksu’nun mert, cesur, asi, gözü kara ve adil tavrından çok etkilenir. Tatar Ramazan’ı yaratırken Kürt Mecit’ten beslenir.
Sabahattin Ali’nin “Başın Öne Eğilmesin” diye şiirler yazdığı, mahpus tutulduğu o Sinop Cezaevi’nde Kerim Korcan’ın niye hapis yattığına gelirsek; muhalif düşünüp dik dik konuşmuş. Protesto etmiş emperyalizmi ve hiç sevmemiş faşizmi… Bilinen mevzular işte…
Tatar Ramazan filmi, o muhteşem müzikle başlar ve tüm film boyunca, tam yerinde ve de ayarında duyarız Ahmet Kaya’nın bestelediği o müziği…Ah Ahmet Kaya, o da bu ülkenin başına gelmiş en güzel hikâyelerden biridir.
“Benim adım Tatar Ramazan, ben bu oyunu bozarım”
Namuslu insanlardaki adalet duygusunun asaletine dair, çok güçlü bir repliktir ve işin özü de özeti de budur.
İsmet İnönü “bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur” demiş ya hani, Tatar Ramazan , İsmet İnönü’nün bahsettiği o namuslulardandır işte.
Tatar Ramazan, eli kalem tutan, yazıp karalayan herkesi gıpta ettirecek ve “keşke ben de böyle yazabilsem” dedirtecek, güçlü bir edebi eserdir.
Yazarlar ölmez, kitap olur.
“Bizim bu yörede çocuk anasından memeyi bıraktığı an beline pıçağı takar…”
Hapisten çıkar çıkmaz, esaslı bir bıçak edinir hemen Tatar Ramazan. Hasmına salladığında geri dönmeyecek cinsten. Çünkü Tatar Ramazan, hasmına iki kere bıçak sallamaz…
“Senden esaslı bir bıçak istiyorum. Hasmıma sallayınca dönmeyen cinsten olmalı. Çünkü ben adama bıçağı iki kere sallamam”
Tatar Ramazan, canını, malını, itibarını, şanını korumak için hasmını öldürüp de hapse düşer. Koğuşa girer ve “merhaba yarenler, merhaba felaket arkadaşlarım” diye selamlar ya kader kurbanlarını… Hani “dosta güven, düşmana korku salmak” diye bir tabir vardır, işte Tatar Ramazan’ın o “merhaba” sı tam da bu türdendir.
“Koridorları sevdim. Ceza istediği kadar uzun olsun, yeter ki koridorlar kısa olmasın. İnsan bir kere yürümeye durdu muydu her şeyleri unutur. Nedendir bu? Çünkü volta cezanın törpüsüdür”
Hapishane raconuna dairdir bu replik. Bir mahpus için voltanın hayati manasının felsefesidir yani. Önüne duvar çıkmadan, engel çıkmadan yürüyebilmenin, yani özgürlüğün icabında ekmekten, sudan da değerli olduğunun ifadesidir.
“İnsan bunca zulüm, bunca haksızlık görür de rahat yatabilir mi? O zaman ben de ortaya fırlarım ve adama dur derim. Bu dünyanın hesabı ahirete kalmamalı. Devlet adil olduğu sürece güçlüdür. Hükümet adamları kanun çerçevesinde kaldıkları zaman sözleri geçerlidir”
İşte bu replik Tatar Ramazan serisinin en sağlam, en güçlü, en klasik bölümlerinden biridir. Burası, adaletin göreceli ve tartışmaya açık bir şey olmadığını, vicdanın insana tam da bu dünyada, tam da şu an lazım olduğunu haykırır.
Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni tartar!
“700 kasaba, 70 vilayet ve 7 düvelde namı söylenir” diye akar jenerik, sonra “son” diye yazar, söner ekran.
SON












