Bir Kadın Bir Adamı Ancak Bu Kadar Güzel Sevebilir
- Birol Öztürk

- 4 saat önce
- 8 dakikada okunur

Öldüğünde, o son nefesi alıp da veremediğinde ya da verip de alamadığında yani “öldü” diye resmiyet kazanınca mevcudiyetin, artık başka bir şeye dönüşmüşsündür.
Sen, sevdiklerinin o “sen” i değilsindir artık… Birilerinin, bir takım ritüelleri için malzemesindir. Gelip alır, yıkayıp paklarlar, kefenleyip tabuta koyarlar. Hiçbir güç bu ritüelleri engelleyemez, reddedemez; kadimdir, katidir.
Sevdiklerin, uzağındadır artık, uzaktadır. Uzaktan uzaktan acılar içinde ve derin bir matemdedir. Onlar, devam eden hayatlarındaki sensizlik ağrısına ağlar, üzülür aslında ve bu, asla kötü bir şey değildir. İnsan en çok kendine acımalı, kaybettiklerinin mahrumiyetini mesele ederek.
“Sensizlik büyük mesele gülüm!“
Toprak…
Ölü bir bedeni yeryüzünden tamamen silmek, zinhar unutmak için en kadim, en doğru tercihtir toprak ve dokuz tahta altına, Kıble ’ye doğru yatırıp da dualarla, salavat ve tekbirlerle öğlen namazına müteakip aile kabristanlığında defnederler; Volkan Konak dahi olsan…
Volkan Konak, çok göz önünde, hep sahnede ve pek popülerdi, ta 1991’den beri… İngilizce “since 1991” yani… Marka yani… Kalite yani… O günden, 30 Mart 2025’e kadar çekirdek ailesini hiç magazine etmedi Volkan Konak. Eşi, çocukları ve aile yaşantısı hakkında âdete ser verip sır vermedi. Birçok magazin programına konuk oldu ve özellikle eşi Selma hakkında gelen ısrarlı sorulara “o, dalından kopardığım gonca gülümdür” kadar bir açıklamayla yetindi. Volkan Konak ne kadar popüler ve göz önündeyse ailesi o kadar tenhadaydı hep. Evet, Karadenizli olması hasebiyle “aksi, nalet bi adam(!)” dı belki ama evinde, ailesinde asla değil; aynen böyle beyan ediyor Selma Konak… Kazandığının değil paylaştığının esas zenginlik olduğuna inanan bir bilge adamdır Volkan Konak.
Volkan Konak’ın cenaze merasiminde, saçları sarıya boyalı bir kadın takıldı gözümüze. Üzgün ama bir şeyleri hatta her şeyi yoluna koyma çabasında, çırpınıp duruyor…
“Herhalde Selma bu” dedik.
Değilmiş.
Menajeriymiş.
E ama biz nereden bilelim Selma Konak’ı… Volkan Konak’ın sahnede methiyeler düzdüğü, buram buram sevgi ve sonsuz aşk yolladığı o kısaca boylu, minyon, güleç yüzlü ve zeki kadını görmüşlüğümüz, tanımışlığımız mı vardı!
Ezcümle, Volkan Konak sağken onun kuralları ve ricaları, talep ve temennileri geçerliydi ama hayat devam ediyor be; şu kavanoz dipli dünyadan geçip giden Volkan Konak’a dair yeni laflar etmek gerek ve 25 Haziran 2026’da Selma Konak, imdada yetişti.
“Emel Özuğur’ la Derin Sohbet” mottosuyla YouTube ‘de anlattı Selma Konak, bir kadının bir adamı ne kadar güzel sevebileceğini… Meraklısı derhal YouTube geçebilir ama beni de yabana atma be; bir Volkan Konak kadar olmasa da benim sahnem de iyidir!
Yahu “okumaya devam et” diyorum, anla daaa!
Volkan Konak, bu son konser için çok da istekli değildir. Selma “iptal et” dese de birçok insan Volkan Konak’ın sanatından ekmek yemektedir ve o, asla kendine inanları, umut bağlayanları hayal kırıklığına uğratmaz. Çok yorulsa da ailesine daha fazla zaman ayırmak istese de çalışmaya devam etmek durumundadır. Çok da haklıdır. Çok da doğrudur. Evet, kazandı da Volkan Konak. Çok çalıştı ve çok kazandı, bundan doğal ne var. O “kazandığın değil, paylaştığın esas zenginliktir” diyen ve aynen de öyle yaşayan bir bilge ozandır da…
Ben, Volkan Konak’ı emekli modunda, depresif bir adam olarak hiç hayal ve tezahür edemedim, edemem de. Mademki “ölüm” dedikleri bu mendebur kaçınılmazdır, Volkan Konak “ölmenin” kitabını yazdı be! Bir adam ancak bu kadar güzel ölebilirdi! Adamın ölümünü kıskandı milyonlar la!
Volkan Konak’ın sahnede ölümünden bir ay kadar önce Selma Konak, Volkan’ın öldüğünü rüyasında görür. Mahşeri bir kalabalıkla cenaze merasimi yapılmaktadır… Dehşetle uyanır ve kâbus olduğuna şükreder. Kâbusundan Volkan’a da çocuklara da hiç bahsetmez. Bunun rüyası bile korkunçtur.
30 Mart 2025…
Selma Konak, güne keyifsiz başlar… Hiç yere, durduk yere canı sıkılmakta, duvarlar üstüne üstüne gelmektedir. Hiç huyu değilken göl kenarında yürüyüş yapar, kafası dağılsın diye… Amerika’yla Türkiye arasındaki meridyen farkından dolayı Türkiye’de gecedir ve Volkan Konak da Kıbrıs’tadır. Bayram münasebetiyle programı vardır. Türkiye saatiyle 22:30 gibi telefonda görüntülü görüşürler, Volkan “birazdan sahneye alacağız” der ve karşılıklı “seni seviyorum” diyerek telefonu kapatırlar.
Volkan da Selma da aşklarını ifade edip de göstermekten asla imtina etmezler. Selma, Volkan’la tanıştığında henüz 17 yaşındadır ve Volkan, ilk sevgilisidir. İlk, son, evvel ve ahir… İlişkilerinin ilk zamanları Volkan asla evlilik düşünmemektedir. O, müzik, akademik kariyer peşindedir ve evlilik plan dışıdır. Evliliğin kariyerini baltalayacağına inanır Volkan Konak ve bunu da dürüstçe ifade eder Selma’ya.
İki buçuk sene kadar sevgili kalırlar ve bir gün Volkan “benim seninle evlenmem lazım” diyerek, tuhaf bir evlilik teklifi yapar.
Yıl 1994…
Mayıs ayında da Volkan’ın ablaları kız istemek üzere Maçka’dan İstanbul’a gelir. Volkan’ın annesi Saynur Hanım hasta ve yaşlıdır, ayrıca uçağa binemez, karayolu çok yorucu ve uzundur. Bir de ablaları anası gibidir, Almanya’daki eniştesini baba gibi sayıp sever Volkan Konak. Yani bir yerde aile kültürü böyle şekillenmiş ve başka türlüsünü istemek, beklemek “ne münasebet” dedirtecektir.
Selma’nın annesi Nahide Hanım, Nahide Kara, bu izdivaca karşı çıkar. Bu karşı çıkışta, komşuluk ettiği Karadenizlilerin silahlı, kavgacı, asabi hikâyelerinin çok etkisi vardır. Volkan da Selma’nın annesinin algısındaki Karadenizli imajının kurbanıdır. Ancak Selma’nın kararlılığı karşısında kabullenir. Babası Ali Bey’se “ilk aşık olduğun adamla evlenecek değilsin ya, arkadaşlığına bak” der. Selma hem arkadaşlığına bakar hem de evlenir. Hiç de pişman olmaz. Evlenmeden önce tam dört sene nişanlı kalırlar.
Selma Konak, sıkıntısı dağılsın diye dışarıda olduğu o saatlerde kızı Şimal arar. Şimal, çocuklarının en büyüğü…
“Anne neredesin?” der.
“Yürüyüş yapıyorum” diye cevaplar Selma Konak.
Şimal “araba kullanmıyorsun yani” diye doğrular.
“Anne, babam düşmüş ve nabız alınamıyormuş” diye devam eder.
Selma “saçmalama ya, tansiyonu falan düşmüştür, ne alaka” diye hemen reddeder. Selma’nın en büyük travması, korkusu Volkan ’sız kalmaktır. Bunu bilen Volkan “bana bir şey olmaz Selma. Dağ gibiyim ben” der ve Selma’yı rahatlatırdı.
Oysa şimdi…
“Anne, bilmiyorum. Ben de haberlerden duydum” der Şimal, tedirgin, kaygılı...
Telefonu kapattıklarında Selma hemen Türkiye’deki yakınları aramaya başlar. Yok, kimse bir şey bilmiyordur. Herkes Selma kadar bilgiye sahiptir, Volkan’ın başına gelenlerden… Bu arada ne menajere, ne şoföre, ne de ekiptekilere ulaşamamaktadır. En nihayet birine ulaşır ve “Selma hanım, ne iyi diyebilirim ne de kötü” gibi her manaya gelecek ve hiçbir manaya gelmeyecek bir açıklama yapar telefondaki.
Volkan ambulanstadır ve hastaneye gitmektedir… Bu bile “şükür” sebebidir. Demek ki nefesi bedeninde…
Hemen eve gelir Selma ve bavulunu hazırlar. O ara uçak bileti falan da hâllolmuştur, Selma Kıbrıs’a Volkan’a gidecektir ve havaalanının yolunu tutar.
Havaalanındayken Şimal tekrar arar “anne babam ölmüş!” der. Selma’da zaman ve mekân mefhumu çöker.
“Volkan!” diye haykırdığını hatırlar bir tek…
1986 yılının şubat ayıydı…
Şubat’ın 26’sı ve o yıl da güdüktü şubat…
Babam Arabistan dedikleri çok uzak bir yerde işçiydi, gurbetçi ve yoksulluk boynumuzun vebali…
Beş çocuk bir de kadın, aynı odada, şarjöre dizilmiş mermiler gibi yan yana yatarken, sabaha karşı, zemin kat evimizin pencere camını tıklattı biri. Bir kadın sesi, tedirgin tedirgin bir şeyler dedi anneme… Uyku sersemiyim, bir şey anlamasam da babama dair konuştular sanki…
Sabah okula gittim, ortaokul öğrencisiyim. Beş kilometre kadar yürüme yol, okul yolu çamur çorak ve ayakkabımın tabanı hep delik…
Sabahçı ve öğlenci diye iki parti hâlinde müfredat ve öğlen saatinde sabahçılar paydos ederdi. Paydos zili çaldı ve yarışırcasına inilen merdivenlerden sonra okul bahçesindeyim… Mahalleden arkadaşım Sezai kolumdan tutup çekti kenara “sana bir şey diyeceğim” diyerek. Kötü, çok kötü bir haber verecekti Sezai ve bunda da çok kararlıydı.
“Baban ölmüş” dedi ve gitti.
Zaman ve mekân mefhumunun nasıl çöktüğünü, insanın bedenini, sesini, şuurunu, gözlerini nasıl kontrol edemediğini öğrendiğimde sadece 13 yaşındaydım ve şimdilerde Selma Konak’ın havaalanındaki o hâlini o kadar iyi anlıyorum ki…
Hesapta, Selma Türkiye’ye yalnız gidecekti ama kara haberle çocuklar da havaalanına getirilir. Çocuklar da Selma da herkes, Volkan Konak’ın öldüğünü bilmektedir ama birbirlerinden saklarlar 11 saatlik uçuş boyunca…
Tüm yolculuk boyunca ağlayan Selma Konak, kalbin bu denli net ve derin acıdığına şahit olur, kendinden karine.
Aklını yitireceğini sanır.
Volkan yoktu öyle mi!
Nefesi, sesi, gülüşü, kokusu, bakışı artık yoktu öyle mi!
Delirmek işten değildir!
O büyük aşk, o öpe koklaya uyumalar ve uyanmalar, o “kadınım” diyen şiirler, Efulim, Feriğim, Gelir misin Benimle ve Selma’ ya yakılmış nice şarkılar… Her albümde mutlaka ve en az bir tane Selma’ya yakılmış, yapılmış eser vardır hep… Şimdi tüm bunların en güçlü tarafı yoktu öyle mi?
Sevdaya düştü gitti, ömrüm ömrüm
Bir kuştu uçtu gitti, ömrüm ömrüm
Bahardan göçtü gitti, ömrüm ömrüm
Hazana yoldaş oldu, cahil ömrüm vay
Ne çok ve en çok bu şarkıyı severdi Selma Konak ve baharda göçüp gitmişti ömrü…
Hayat işte… Selma Konak “Volkan” diye “Volkan bunu bana nasıl yaptın” diye feryat ederken biz Selma Konak’ı ilk defa bu kadar yakından ve uzun görüyorduk.
Volkan Konak’ın yüzünü görmek ister Selma... Alıp götürürler, bir tabut ve tabutun üzerinde Volkan Konak yazmaktadır. Oysa o isim hep afişlerde, sahne neonlarında, ışıl ışıl hayat dolu mekânlarda yazılırdı. Bir markaydı o isim… Şimdi bir tabutun üzerine yazılmıştı ve o karışık saçlı adam, cansız bedeni ilaçlanmış olaraktan o tabutta yatıyordu. Açarlar yüzünü, Selma’nın yaşı damlar Volkan ‘ın yüzüne ve Selma’nın gözyaşlarına ortak çıkar Volkan. Selma ağladıkça Volkan da ağlar ve bunu bir tek Selma bilir.
Dirayet göstermek zorundadır Selma Konak, çocukları vardır ve artık onların güç alacağı tek ikondur. O, Volkan Konak’ın hatırasını en dirayetli hâliyle yaşatmak zorundadır. Volkan, Selma’dan tam da bunu bekler, bunu isterdi. İşte bu noktaya erdikten sonra çocukların yanında bir daha hiç ağlamaz Selma Konak. Yastığının altında Volkan Konak’ın o gece, 30 Mart 2025 gecesi, üzerindeki atleti ve bir yanı boş kalmış yatağında ağlar Selma… O atleti de yıkamaz, Volkan’ın kokusu hâlâ taptazedir.
Rüyalarına gelir Volkan… Selma Konak, Volkan’ı bir enerji olarak her an hissettiğini söyler, kendisine işaretler gönderdiğine inanır. Tamam, bu epeyce metafizik bir şey ama bu durum Selma Konak’ı mutlu ediyorsa, iyileştiriyorsa neden olmasın ki!
Selma Konak, şimdilerde tam anlamıyla bir şifalanma sürecindedir. Kolay iş değil öyle o…
Mem, nelere gark olmadı Zin’in ateşi için
Ferhat, dağı delmedi mi Şirin’in düşü için
Kusur ise her saniye her yerde seni anmak
Mecnun, az mı yemin etti
Leyla’nın başı için
Gözlerinin dokunduğu her mekân memleketim
Bakıver de uzamasın gurbetim, esaretim
Ahmed Arif, hasretinden prangalar eskitmiş
beni böyle eskitense prangalı hasretin
Sana…
Yine sana yandım Nesimi ile dün gece
gözlerinle yüzüleyim
bent olayım Hallac’a
Böyle hüküm buyurmuş, Tanrılar divanında
ha ben sana yollanmışım
ha Muhammed miraca
Cümle cihan güzellerin gözlerine ben örsüm
Gözlerin balyozu oldu, içimdeki örsün
Ruhumdaki fırtınalar Merih’i usandırır
Nuh’a haber eyleyin de
gelsin de tufan görsün…
(Ozan Emekçi)
Hani Volkan Konak ölmeden bir ay kadar bir kâbus görmüştü ya Selma Konak, Volkan’ın mahşeri kalabalık cenazesini hani… Maçka’daki cenaze töreninde, Düztarla’da, o ceviz ağacının altında rüyasının aynıyla vaki olduğuna şahit olur… Kâbus değil de ayan beyan bilseydi önceden, ne yapabilirdi ki! Volkan Konak, düştüğünde ölmemişti ki ölüp de düşmüştü ve son ânâ kadar mikrofonu elinden bırakmamıştı.
Şimdi “Kuzeyin Oğlu” gibi bir efsane mirastır Selma Konak’a ve o, bunun o kadar farkındadır ki… Çocuklarını Volkan’ın mirasına yakışır ve tam da istediği gibi yetiştirmektedir Selma Konak… O, konuşurken, tüm bunları anlatırken, tıpkı Volkan Konak şarkıları gibidir, dupduru, net, dik, özgün ve zeki…
Şimal, oyunculuğa yeteneklidir. Bir ara Müjdat Gezen’ den ders de almıştır ve Müjdat Gezen, şu satırlar yazılırken “yaşayan efsane” lerimizden biridir. Hâlâ sahnede, alkışlar Müjdat hocaya…
Volkan… Küçük Volkan ya da ailedekilerin tabiriyle Volki, o da oyunculuğa meyil etmiş şimdiki zamanlarda ve Amerika’da oyunculuk eğitimi almaktaymış.
Derin, tam anlamıyla bir yetenektir. Sesi de kulağı da çok iyidir ve Volkan Konak bunu çok erken fark edip Derin’in önünü hep açmıştır. En büyük duası da Derin’in çok büyük bir sanatçı olması ve kendisinin de onun enstrümanını taşımasıdır. Bu ulvi hamallığı şan ve şerefle yapmaya da hazırdır… Derin, çok iyi de dans eder yani komple yetenektir. Volkan Konak ‘tan “Al Ömrümü Koy Ömrünün Üstüne” yi çok sever ama genellikle yabancı şarkılar söylemeyi tercih eder.
Al ömrümü koy ömrünün üstüne
Senden gelsin ölüm, başım üstüne
Volkan Konak öldükten sonra çok sevdikleri köpekleri Vera kanser olur ve altı ay içinde ölüp gider…
Diktiği kayısı ağacı kurur, hiçbir sebep yokken.
Ölümünden dokuz ay sonra, çok sevdiği, anası Saynur Hanım’dan ayırmadığı kayınvalidesi Nahide Hanım kanserden mütevellit ölür.
İstanbul’daki evlerinin bahçesinde bir selvi vardır, altına bank koydukları ve şarkılar, türküler söylediği, işte o selvinin önce rengi kaçar sonra da kökünden devrilir, hiç yere, Volkan’dan bir yıl kadar sonra…
Hayat ne garip be! Ne acı! Her şeye rağmen devam ediyor…
Volkan Konak’ı meşhur olduğu ilk zamandan günümüze kadar takip etmiş, araştırmış ve incelemiş, hakkında kitap yazacak cüreti göstermiş biri olarak “Bir Adam Bir Kadını Ancak Bu Kadar Güzel Sevebilir” derken, Selma Konak’ı dinleyip seyrettikten, onun gözlerindeki, sözlerindeki o efsunu gördükten sonra “Bir Kadın Bir Adamı Ancak Bu Kadar Güzel Sevebilir” de diyorum, çok da iddialı…
Bu da kayıtlara aynen böyle geçsin…











