UĞULTULU TEPELER
- Gürsel YILDIRIM

- 28 Mar
- 2 dakikada okunur

Ev sahibi, yaşlı ve huysuz hizmetçi ile eğitimsiz bir genç arasında uğultulu tepelerde uzak bir çiftlikte geçen olayları anlatan, yazarı daha sonra belli olan eser değişik anlatımıyla dünya edebiyatında yer almıştır. Evde herkes somurtkan ve konuksever değildir. Konuk yattığı odada eski ev sahibinin anı defterini bulur ve okur. Olaylar da böyle gelişmeye başlar.
Her insanın uğultulu bir tepesi, hayallerinin ortaya koyacağı ama kimsenin bilemeyeceği bir evi, yağan kar tipisinin içine sığacağı anıları vardır. Toplum olarak yaşadığımız kırk yıllık kargaşada ne hayallerimiz kaldı, ne de anılarımız!
Necati CUMALI “Şiddet Ruhu” eserinde kolaycılığın, köşe dönmeci düşlerin uyuşturduğu toplumda şiddet ruhunun düşünmeyi, araştırmayı, tartışmayı, saygı ve sevgiyi nasıl yok ettiğini anlatır.
“… Kuzeydoğu musonunun ılık esintisinin sürüklediği engin kara bulutlar Çin Denizi yönünde akıyor. Denizin çalkantısının yükselttiği ağır ve kül rengi dalgalar kıyıda parçalanıyor. Kurtarma sandalı omurgasını kumsala vururken gıcırdıyor, sonra küreklerini ve kazazadeleri denizin köpüklerine saçarak alabora oluyor..” (Pierre Schoendoerffer/ Krala Veda eserinde de toplumsal sıkıntıdan kaçan insanın doğasını anlatmaya böyle başlıyor.
“… Demek anlaşıldığına göre, biz önce masal yaratanların başında durmalıyız; güzel masalları kabul, güzel olmayanları yasak etmeliyiz. Dadıları, anaları ikna etmeliyiz; çocuklara bizim kabul ettiğimiz masalları anlatmalarını, çocukların bedenlerine elleriyle biçim vermekten çok, ruhlarına bu masallarla biçim vermelerini sağlamalıyız. Bugün anlatılan masallara gelince, onların çoğunu atmalı… ” Platon (Devlet) adlı eserinde filozoflarla böyle konuşur.
Şimdi ne yapmalı?
Bu günlerde yaşadığımız sarmal bu; ne yapacağımızı ve ne yapmamız gerektiğini bilememek. Toplum olarak bileşkemizi kaybettik gibi. Siyasetin boğucu endişesinden bıkkınlık getirdik, yolumuzu kaybettik. Önümüze bakmadan yürüyoruz, hatta ışık bile aramaya gerek duymuyoruz.
Ama umutsuz değiliz ve uğultulu tepeleri aşıp, çalkantılı denizlerden geçip, çocuklarımıza güzel masallar anlatmaya başlayacağız. Gün ışığında buluşacağız.
28 Mart 2026/ORDU











