Ordu’yu tanıtıyoruz, peki koruyor muyuz?

İstanbul’da Ordu Günleri… Memleket İstanbul’a taşınmış!
19 ilçemiz, yöresel lezzetlerimiz, kadın kooperatiflerimizin el emeği ürünleri…
Mısır ekmeği, pancar çorbası, galdirik turşusu, dut pekmezi, Vona ceviz helvası…
Konserler, kültürel etkinlikler, tanıtım programları…
Her yerde Ordu, her yerde memleket hasreti.
Ben de çocukluğuma döndüm. Bir lokmada geçmişimi buldum. Fotoğraflardaki yemyeşil dağlara, yaylalara baktım. Gururlandım.
Sonra içim burkuldu.
Fotoğraflardaki Ordu güzeldi. Peki, gerçekte ne durumdaydı?
Sanki Avusturya, sanki İsviçre Alpleri!
Ama o fotoğraflarda köylerimize dikilen dört, beş katlı tuğlalı binalar yoktu.
Betonlaşan yamaçlar görünmüyordu.
Çünkü daha 5-6 ay önce Ordu’da idim.
Avrupa’nın birçok ülkesini gördüm.
Tatil yaptım.
Kilometrelerce yürüdüm.
Doğayla bütünleşen köyler gördüm.
Bizde ise kimi yerlerde doğa, binalara yer açıyor adeta!
Beton yükseliyor, yeşil geri çekiliyor.
Perşembe Yaylası’nın menderesleri,
Durugöl’ün çevresi…
Boztepe…
Doğal mirasımızı korumak neden bu kadar zor?
Bir yeri tanıtmak için gösterdiğimiz gayreti, korumak için de gösteriyor muyuz?
Tanıtımda yeşil, gerçekte beton bir ORDU …
Elbette Ordu Günleri yapılsın. Ürünlerimiz satılsın,
ilçelerimiz tanıtılsın, kültürümüz yaşatılsın.
Ama Ordu’nun asıl zenginliği yalnızca fındığı, balı, yöresel yemekleri değil.
Dağı, deresi, ormanı, yaylası ve ekolojik dengesidir.
Denge olursa diğerleri olur…
Belediyelere, siyasetçilere, yetkililere ve hemşehrilerime soruyorum: Torunlarımıza nasıl bir Ordu bırakacağız?
Ordu’yu tanıtmak kolay.
Asıl mesele, tanıttığımız Ordu’yu betonlaştırmadan geleceğe taşımak.
Aksi hâlde bir sonraki Ordu Günleri’nde bugünün fotoğraflarını değil, çok eski fotoğrafları göstermek zorunda kalacağız.
“Bir zamanlar Ordu böyle güzeldi” diyeceğiz.
Fotoğraflar kalacak.
Ya o güzellikler?












