top of page

Seçmen Kartını Gösteriyor, Berlin Hâlâ Görmüyor…

45 dakika önce
3 dakikada okunur

Almanya’da seçmen artık sadece oy vermiyor.

İktidara kart gösteriyor: “Beni duy!”

Ama Berlin hâlâ kartın üzerindeki mesajı okumakta zorlanıyor.


Saksonya-Anhalt’ta AfD (Alternative für Deutschland) yüzde 43,8’e çıktı. CDU (Christlich Demokratische Union Deutschlands) yüzde 17,2’ye geriledi.

Aradan iki hafta geçti.

20 Eylül’de Mecklenburg-Vorpommern sandığı kuruldu.

AfD yüzde 38,2.

SPD (Sozialdemokratische Partei Deutschlands) yüzde 35,5.

CDU yüzde 4,9.

CDU ilk kez bir eyalet parlamentosuna giremedi.

Üstelik seçmenlerin yüzde 59’u federal hükümete sandıkta bir “Denkzettel”, yani ciddi bir uyarı verilmesi gerektiğini düşünüyor. Artan fiyatlar da hükümete yönelik rahatsızlığın başlıca nedenleri arasında.

Bu artık tesadüf değil.

Sandıkta biriken bir huzursuzluk var.


Peki neden?

Çünkü Berlin’de siyaset tartışılıyor, vatandaş ise hayatını hesaplıyor.

Kira.

Enerji.

Akaryakıt.

Vergiler ve sosyal kesintiler.

İş güvencesi.

Sanayinin geleceği.

Otomotiv.

Ve çocuklarının yarını…


MESELE SADECE MERZ DEĞİL…

Friedrich Merz bugün eleştirilerin merkezinde.

Ama mesele sadece Merz’in şahsı değil.

Asıl mesele, onun savunduğu reform kursunun toplumda nasıl karşılık bulduğu.

Burada bile Almanya’nın önemli bir çelişkisi var.

Bir kesim emekli maaşlarında ve sosyal yardımlarda kesinti istemiyor.

Başka bir kesim ise tam tersine daha derin reform, daha az sosyal harcama, daha az bürokrasi ve daha sıkı bir göç politikası istiyor.


Yani herkes aynı şeyi istemiyor.

Ama ortak bir cümle giderek güçleniyor:

“Böyle devam etmek yetmiyor.”


Merz ise seçim sonuçlarının ardından reform gündemini sürdürmekte kararlı olduğunu söylüyor.

Peki vatandaş ne diyor?

“Önce beni dinle.”

İşte siyasetin asıl sınavı burada.

AfD’nin yükselişini yalnızca AfD’nin başarısı olarak okumak büyük hata olur.

Çünkü siyasette oluşan boşluğu birileri mutlaka doldurur.


Boşluk varsa, siyaset vardır.

Siyaset çözüm üretmezse, başka aktörler devreye girer.

Ama bunun karşısında başka bir gerçeği de unutmamak gerekir:

Aşırı milliyetçilik, nerede ve hangi bayrak altında olursa olsun insanı insandan uzaklaştırır.

Kimse hangi ülkede, hangi ailede, hangi ırkta doğacağını seçemez.

Ama dostunu seçebilir.

Kimin yanında duracağını, kime el uzatacağını seçebilir.

Önyargı yerine vicdanı…

Nefret yerine sevgiyi…

Ayrıştırmak yerine birlikte yaşamayı…

Çünkü sonunda asıl mesele milliyet değil.

İnsan olmak.

İnsanca kalabilmek.

İnsanı değerli yapan doğduğu yer değil, insana nasıl davrandığıdır.


ALMANYA ÇOK KAZANIYOR. PEKİ HALK NEDEN DAHA MUTLU DEĞİL?

İşte benim asıl sorum burada.

Ben Alman otomotiv sanayisinin içinde 35 yıl çalıştım.

Almanya’nın gücünü yakından gördüm.

Bu ülke dünyaya kapanarak zenginleşmedi.

Dünyaya açılarak büyüdü.


2025’te Almanya yaklaşık 1,563 trilyon avroluk mal ihraç etti ve 200,5 milyar avro dış ticaret fazlası verdi. Çin, 251,8 milyar avroluk ticaret hacmiyle Almanya’nın en büyük ticaret ortağı oldu; ABD 240,5 milyar avroyla ikinci sıradaydı.

Rakamlar devasa.

Peki soru şu:

Bu ekonomik güç neden vatandaşın cebinde aynı ölçüde hissedilmiyor?

İnsan neden hâlâ kira, enerji, akaryakıt ve gelecek kaygısıyla yaşıyor?

Dünyaya milyarlarca avroluk mal satan Almanya’da vatandaşın refahı neden siyasetin ilk gündem maddesi olmuyor?

Elbette ihracat geliri devlet kasasına doğrudan “dağıtılacak para” değildir.

Ama ekonomik büyümenin, verimliliğin ve kamu gelirlerinin vatandaşın yaşam standardına daha güçlü yansıması beklenir.

İşte siyaset tam burada hesap vermek zorunda.

Rakamlar büyüyor ama insanın umudu küçülüyorsa, bir yerde sorun vardır.


Almanya’nın ihtiyacı sadece daha fazla ihracat değil.

Daha iyi eğitim.

Daha güçlü sanayi.

Daha adil gelir dağılımı.

Nitelikli iş gücü.

Daha az bürokrasi.

İşleyen bir sosyal devlet.

Hukuk devleti.

Ve birlikte yaşama kültürü.


Merz hükümeti ve diğer demokratik partiler artık birbirlerine bakmak yerine seçmene bakmalı.

Ve şu soruyu sormalı:

“Nerede hata yaptık?”

Çünkü seçmen önce uyarır.

Sonra sandıkta konuşur.

Almanya’da sandık artık yüksek sesle konuşuyor.

Merz’in “reformlar devam edecek” demesi yetmez.

Vatandaş reformun kendi hayatında neyi değiştirdiğini görmek istiyor.

Daha fazla bürokrasi değil, daha hızlı devlet.

Daha fazla tartışma değil, daha fazla çözüm.

Daha fazla ekonomik rakam değil, daha fazla hissedilen refah.

Çünkü Almanya sadece şirketlerinin bilançosundan ibaret değil.

Almanya, o bilançoları oluşturan insanlardan ibaret.

Ve o insanlar mutsuzsa, Berlin rakamlara değil, insana bakmalıdır.


Benim dileğim açık:

Almanya, ihracatla kazanan bir ülke olarak korkunun ve ayrıştırmanın değil; üretimin, hukukun, özgürlüğün, refahın ve birlikte yaşamanın ülkesi olarak kalmalı.

Çünkü mesele yalnızca CDU’nun kaybetmesi ya da AfD’nin kazanması değil.

Mesele Almanya’nın nasıl bir Almanya olarak yoluna devam edeceğidir.


Kimliğimiz doğduğumuz yerde olabilir.

Ama karakterimiz yaptıklarımızda saklıdır.

Kimse ırkını seçemez.

Ama insan kalmayı seçebilir.

Seçmen kartını gösterdi.

Berlin, artık halkın sesini duy.

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page