top of page

BİR ( LEŞEMEMİŞ ) MİLLETLER TOPLANTISI …

25 Eyl
4 dakikada okunur

New York’ta dünyanın dört bir yanından liderler bir kez daha aynı çatı altında buluştu.

Devlet başkanları, başbakanlar, diplomatlar…

Kürsülerde yine aynı büyük kavramlar var:

Barış, adalet, insan hakları, uluslararası hukuk, diyalog ve iş birliği…


Kulağa güzel geliyor.

Ama dünyanın başka yerlerinde aynı saatlerde sirenler çalıyor. Bombalar düşüyor. Evler yıkılıyor.

İnsanlar doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle 81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda söylenen her sözün ardından sorulması gereken soru aslında çok basit:

Bu sözler savaşın gerçekliğini değiştirecek mi?

Yoksa New York’ta başka, savaş meydanında başka mı konuşacağız?


DÜNYA ARTIK GÜZEL CÜMLELERDEN FAZLASINI BEKLİYOR…

Çünkü dünyanın savaş istemeyen insanları artık diplomatik açıklamalardan ve kürsülerde tekrarlanan barış sözlerinden daha fazlasını bekliyor.

Gazze’de…

Ukrayna’da…

Sudan’da…

Yemen’de…

Suriye’de…


Ortadoğu’nun ve dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insanın ortak bir isteği var:

Evlerine dönmek ve normal bir hayat yaşayabilmek.

Çocuklarını güven içinde büyütmek.

Okula ve işe gidebilmek.

Akşam sevdikleriyle aynı sofraya oturabilmek.

Korkmadan uyuyabilmek.


Aslında istedikleri yeni sınırlar ya da yeni topraklar değil.

Hayatlarını geri istiyorlar.

Bu kadar basit.

Ve belki de dünyanın en büyük başarısızlığı, bu kadar temel bir isteği gerçekleştirmeyi hâlâ başaramıyor olmasıdır.


SAYIN LİDERLER, BİR AN İÇİN EMPATİ YAPIN…

Dünyanın bütün liderlerine bir çağrım var:

Bir an için protokolden çıkın.

Devlet başkanı, başbakan, kral, cumhurbaşkanı ya da siyasi lider olmayın.

Sadece insan olun.

Kendinizi savaşın ortasında yaşayan bir çocuğun yerine koyun.

Eviniz yıkılmış.

Okulunuz kapanmış.

Aileniz dağılmış.

Nereye gideceğinizi bilmiyorsunuz.

Ve dünyayı yöneten insanların neden sizi koruyamadığını anlamaya çalışıyorsunuz.

Size “jeopolitik dengeler”, “stratejik hedefler” veya “ulusal güvenlik” anlatıldığında bunların hiçbirinin hayatınızı geri getirmediğini düşünün.

İşte savaşın insani tarafı burada başlıyor.

Çünkü devletler haritalarla konuşabilir.

Ama insanlar hayatlarıyla yaşar.


SAVAŞ KARARLARI, İNSAN HAYATLARI…

Dünyanın en büyük çelişkilerinden biri şu:

Savaş kararları çoğu zaman birkaç kişinin önündeki masalarda alınıyor.

Bedelini ise milyonlar ödüyor.

Bir harita açılıyor.

Bir hedef belirleniyor.

Bir karar alınıyor.

Ve binlerce kilometre uzakta insanların hayatı değişiyor.

Bir liderin önündeki haritada sadece bir şehir olabilir.

O şehirde yaşayanlar için ise orası evdir, mahalledir, okuldur, hastanedir, anıdır.

Hayattır.

Bu nedenle asıl mesele yalnızca devletlerin güvenliği değildir.

İnsanların güvenliği de aynı derecede önemlidir.


SAVAŞA PARA VAR, İNSANLIĞA YOK MU?…

Savaşın bir de ekonomik boyutu var.

Verilere göre dünya 2025 yılında askeri harcamalara 2 trilyon 887 milyar dolar ayırdı. Küresel askeri harcamalar böylece üst üste 11. yıl artış gösterdi.

2 trilyon 887 milyar dolar…

Bu rakamı zihinde canlandırmak bile ÇOK zor.

Ama şu soruyu sormak zor değil:

Bu kaynakların daha büyük bir bölümü eğitim, sağlık, bilim, temiz su, afetlere hazırlık, iklim krizi ve gençlerin geleceği için kullanılsaydı insanlık nasıl bir dünya kurabilirdi?

Elbette devletlerin savunma ihtiyacı var.

Elbette güvenlik sorunu gerçek.

Fakat güvenlik yalnızca daha fazla silah anlamına gelmiyor.

İnsanın eğitimli, sağlıklı, güvende ve geleceğinden emin olması da güvenliğin bir parçasıdır.

İşte tartışmamız gereken nokta tam burada.


BİR GENÇ YADA BİR ÇOCUK DAHA ÖLMEDEN…

Cepheye gönderilen gençleri yalnızca askeri istatistiklerin içinde görmeyelim.

Onların hayatları var.

Eğitimleri, aileleri, arkadaşları, hayalleri var.

Birçoğu hayatının daha başında.

Savaşın sonunda rakamlara dönüşüyorlar.

Oysa geride kalan aileleri için o rakamın bir adı, bir yüzü, bir hikâyesi var.

Bu nedenle “kayıp”, “stratejik sonuç” veya “kaçınılmaz bedel” gibi ifadeler savaşın gerçek insani maliyetini anlatmaya yetmiyor.

Her rakamın arkasında bir insan hayatı var.


BARIŞ NE DEMEK BİLİRMİSİN?

Barış yalnızca silahların susması değildir.

Bir toplumun yeniden normal hayatına dönebilmesidir.

Çocukların okula gidebilmesi…

Gençlerin gelecek planı yapabilmesi…

İnsanların işine dönebilmesi…

Ailelerin güven içinde yaşayabilmesi…

Ve savaş nedeniyle yerinden edilen insanların yeniden evlerine dönebilmeleri…

Kısacası barış, insanın hayatını yeniden kurabilmesidir.

BM Genel Sekreteri António Guterres de 81. Genel Kurul’un açılışında dünyanın fay hatlarının derinleştiğini, savaşların uzadığını ve uluslararası hukukun zayıfladığını vurguladı; gerilimi düşürme ve diyaloğa alan açma çağrısı yaptı.

Sözler önemli.

Ama artık ölçülmesi gereken şey sözlerin kendisi değil, sonuçları.


TARİH SADECE KONUŞANLARI DEĞİL, GEREĞİNİ YAPANLARI YAZACAK…

New York’ta yapılan tüm konuşmalar yarın tarih kitaplarına girecek.

Fakat tarih yalnızca kimin ne söylediğini değil, ne yaptığını da yazacak.

Hangi savaşların önlenebildiğini…

Hangi anlaşmaların insanları yeniden evlerine döndürdüğünü…

Hangi krizlerde diplomasinin silahların önüne geçtiğini…

Ve hangi kararların yeni acılara yol açtığını…

Belki de siyasi liderlik açısından en zor karar, savaşa girmek değil, savaşı önlemek.

Çünkü savaş başladıktan sonra güç göstermek kolaylaşır.

Asıl siyasi cesaret, savaş başlamadan önce masada çözüm arayabilmektir.


UMUTLANMALI MIYIZ?…

Evet, ama yalnızca New York’taki konuşmalar nedeniyle değil.

Umut, o konuşmaların ardından gelecek somut adımlarda.

BM Genel Kurulu Başkanı Khalilur Rahman’ın da dikkat çektiği gibi, dünyanın dışındaki insanlar artık Birleşmiş Milletler’in yalnızca var olup olmadığını değil, işe yarayıp yaramadığını sorguluyor.

Bence 81. Genel Kurul’un gerçek sınavı da burada.

Dünyanın savaş istemeyen insanları çok şey istemiyor.

Evlerine dönmek istiyorlar.

Çocuklarının geleceğini görmek istiyorlar.

Kendi hayatları üzerinde yeniden söz sahibi olmak istiyorlar.

Bunun gerçekleşmesi için liderlerin birbirlerinden vazgeçmesi gerekmiyor.

Ama savaşın kaçınılmaz olmadığını kabul etmeleri gerekiyor.

Diplomasinin zaman kaybı değil, insan hayatını koruyan bir araç olduğunu görmeleri gerekiyor.

Ve belki de en önemlisi, karar verirken karşılarındaki ülkenin nüfusunu değil, o ülkede yaşayan insanları görmeleri gerekiyor.

Çünkü sınırlar değişebilir.

İttifaklar değişebilir.

İktidarlar değişebilir.

Ama kaybedilen bir insan hayatı geri gelmez.

Birleşmiş Milletler kürsüsünde bugün sorulması gereken en önemli soru da belki budur:

Dünyayı bizden sonra gelen nesillere daha fazla silahla mı, yoksa daha az korkuyla mı bırakacağız?

Cevabı, New York’taki konuşmalar değil, yarının dünyasında yaşayacak çocukların hayatı verecek.

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page