Mihriban'ın Ötesindeki Hakikat
- Birol Öztürk

- 4 gün önce
- 1 dakikada okunur

“O bana mektup yazardı, ben ona yazmazdım. Elin kızının evine mektup gönderilir mi! Ayıptır! Yaşadığı şehirde bir gazete çıkardı. Ben, o gazeteye şiirler yazardım. Herkes şiir sandı; Mihriban bilirdi ki onlar kendine yazılmış mektuplardır”
(Abdurrahim Karakoç)
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışım, çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban
Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban
Önce naz, sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban
Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban
Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban
Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban
Abdurrahim Karakoç, iç içinden ve çok içselleştirerek yaşadığı bu aşka dair neredeyse hiç konuşmamıştır. Belki “Mihriban“ değildi adı ve sarı değildi saçları da…
Aşk ve sanat evrenseldir. Ülkücü şair Abdurrahim Karakoç’ un Mihriban’ını Alevi ozan Musa Eroğlu bestelemiş, çalmış söylemiş ve çok da sevilmiştir.
Sanat, ayrıları aynı duygularla aynı yere baktırabilen tek, mutlak, evvel ve ahir güçtür.
“Yan yana” kural olarak yan yana yazılamaz. Koşulsuz yan yanalık sanatla mümkün…











