MEKTEBİN BACALARI
- Gürsel YILDIRIM

- 2 saat önce
- 2 dakikada okunur

Çocukluğumun önemli ögelerinden biri radyomuzdu. Efendibabamın odasındaki aynalı konsülün üstünde duran radyoyu açıp türküler dinlemek en hasret çektiğimiz andı. O ofisinde at üzerinde kocaman Atatürk fotoğrafı bulunan ofisine gittiğinde üst kata çıkar, düğmesini hafifçe kıvırır “Yurttan Sesler” korosunun türkülerini dinlerdik. Ta o günlerden Bedia Akartürk’ün “Mektebin Bacaları” türküsünü dilime pelesenk etmiştim.
“Mektebin bacaları, ders verir hocaları”
Daha sonraki yıllarda arkadaşımla Korgan’ın lo taşıyla döşenmiş yollarını adımlarken bu türküyle başlar, bildiğimiz başka türküleri de söylerdik. Kader bizi öğretmen olmaya yöneltince, belki de bu türkünün gönlümüze doldurduğu hevesle öğretmen olmuştum, türkünün her söylenişinde derin ya da tatlı anılarım ortaya dökülüverirdi.
Radyonun benim için en önemli söyleşilerinden biri de tarih konuşmalarıydı. Duru dille anlatılan tarihsel olayları heyecanla dinler, program bitince Efendibabamın yönlendirmesiyle Atatürk’le ilgili anlatılara geçerdik. Büyük liderin milletvekili maaşının öğretmen maaşından fazla olmaması gerektiğini belirtmesi, Kurtuluş Savaşı bitmeden Milli Eğitim Şurası’nı toplaması, Cumhuriyetin ilanından sonra Köy Enstitüleri ve Halkevlerinin kurulması O’na olan saygınlığımı çok çok artırmıştı.
Avar Öğretmen diye saygın bir kişinin yaşam öyküsünü duymuştum. Avar öğretmen dağ köylerini atla dolaşıp yatılı kız öğretmen okullarına öğrenci taşıyor, önce kız çocuklarının okumasına karşı çıkanlar bir süre sonra kız çocuğunun okula gitmesi için isteklerini belirtiyormuş. Avar öğretmen atının terkisine iki kız çocuğunu alıp köyden ayrılırken “Kızımı da götür Avar öğretmen” diye peşinden koşuyorlarmış.
Nerden nereye!
Şimdilerde Cumhuriyet düşmanlığını her fırsatta öne çıkaran Milli Eğitim Bakanlarını görünce utancımdan kahroluyorum. Çağdaşlaşma yönünde adım atacaklarına çocukları dinsel eğitim adı altında gerici, akılcı olmayan eğitim anlayışına teslim eden böylelerini kınıyorum.
Mektebin bacasını tüttürmek için çaba gösteren, her türlü zorluğa göğüs gererek görevini yerine getirmeye çalışan öğretmenlerime de saygılarımı sunuyorum.
Sınırlarımız dışında gelişen savaşın asıl sorumlusunun kimler olduğunu düşünmeye, tartmaya kindar ve dindar olduğunu göstermeye çalışanları davet ediyorum.
“Kim yârini severse odur birincileri” diyen türkünün birincisinin Atatürk öğretmenleri olduğunu da açıkça belirtiyorum.
03 Mart 2026/ORDU











