top of page

GEBERYASTIK

Türkçemizin hiçbir dilde olamayan ifadelerine bayılıyorum. Halk kültüründen doğan bu ifadeler günümüze de aktarılabilse dil zenginliğimiz ortaya çıkar, yabancı dil kullanımındaki özenti de kaybolur.

     Benim coğrafyamda uzun kış gecelerinde erken yenen yemek sonrası yatmak yerine konu komşunun konukluğuyla hoş sohbet saatler geçirilirdi. Anılar anlatılır, birbirine nazik dokunmalı sözler söylenir, atmalarda bulunulurdu. Demli çay höpürdedilirken ortaya gümüş tepsi içinde konmuş leblebiler, fındıklar, meyveler yenir, hele kül çöreği ocaktan alınıp sunulduğunda ağızlardan bal damlardı. Karamam emmim önceden Dedelle’ye haber gönderir, kül çöreğinin hazırlanmasını, yanına da yağ küleğinin konmasını isterdi. Yılların eskitemediği Kemal Ağa baş köşeye oturmuş, bıyıklarını yağlarken Dını Cemal emmime takılır, ertesi sabah en erken kalkıp ota gidecek olanın kendisi olacağını ısrarla belirtildi. Ancak ne varki o daha çift öküzü arabaya koşana kadar Dını Cemal iki sefer yapmış, arabasını Kemal Ağa’nın evinin önünde bağırtısını duyuracak şekilde öküzlerini zorlardı. Yassı namazını kıldıran Kemençeci Rüştü yassuluğa yetişmek için namazı hızlı kıldırınca Köse Adil öksürür, yavaşlamasını isterdi.

     Yassuluk bitmeden muhtar Mevlüt konuşmaya başlamaz, yarısına kadar şekerle doldurduğu bardağının son yudumunu aldıktan sonra anlatmaya başlardı. Bu kez İstanbul’da yaptırdığı dişlerini anlatırken Demokrat emmi “Hötürmek serbest mi Mevlüt” diye takılırdı; güya onun anlattıklarına inanmak istemezdi. Halbuki bu yaz aylarında İstanbul’dan her gelene dişlerinin nasıl kırıldığını anlatmış, çaresini de öküzgötü ağacıyla bulacağını belirtmişti. İstanbul’daki dernek yöneticileri onun bu hikayesini dinleyince dişlerini yaptırma kararı almışlar, otobüs bileti göndererek davet etmişlerdi. O, gidiş dönüşlü bilet olmazsa Hamiyet beni yollamaz, geri dönünce de eve koymaz, diyerek gidiş dönüşlü bileti istemişti. Biletler gelince yola koyulmuş, Dernek yöneticileri de karşılamış, ertesi gün önceden anlaştıkları diş doktoruna gitmişler. Muayeneden sonra doktor yüksek rakamlı fiyat istemiş. Pazarlık başlamış ama Dernekçiler sessiz bekliyor. Doktor ise hastasını konuşturmak için olmazları oynuyor. Derken Mevlüt ağbi patlamış; “Ben bu fiyata A ilçesinden bi karı alırım, yemeği önce ona yedirir, ağzında ezdikten sonra benim ağzıma verir, ben de yutarım” deyince kahkahalar ortalığa saçılıvermiş.

     Ben anlatırken “Yassuluk/Yatsılık” dedim. Yöresel dil gereği Yassuluh deriz. Güneydoğu’da S iline atandığımda yassıdan sonra yenen bu yemeğe “Geberyastık” denirdi. Erken yenen akşam yemeğinden sonra uzun gecelerde acıkan mideye neşeyle aktarılırmış. Denizli yöresinde kavurga, kestane, cevizle süslenen tepsilere yaz aylarında kavun, meyveler, karpuz serpiştirilirmiş. Buna “Yat Geber Ekmeği” de denirmiş.

     Çocukluğumuzda “Yat Zıbar” diye söylenen bu söze de bayılırım. Çünkü biz çocukları erkenden yatırıp kendi başlarına kalmak isteyen büyüklerimizden ne koparabilirsek diye düşünürken biraz mızmızlık ederek yağlı, cevizli ekmek nasiplenirsek çok mutlu olurduk.

     Afyon yöresinde “Geberyatlık” denmesi de sağlık açısından sakıncasını belirtiyor olmalı. Eğer usulüyle yenirse herhalde o denli kötü olmaz. Ama bence son kuşakların unuttuğu bu güzel geleneğimizin  sürdürülmesi önemlidir.

     Şimdilerde yaşadığımız soğuk kış günlerinde çocuklarımızı, torunlarımızı yanıbaşımıza alıp onlarla hasbihal etmek ve arada yassuluk yemeğini yiyip, sıcak bir kucaklamayla uğurlayıp onlara “Geberyastık” demek güzel olur doğrusu.

     Hadi bu akşam sizler de “Yat Geber” yapın.

 

15 Ocak 2026/ORDU

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page