Piyade Er Zekeriya Önge! Giresun! Emret Komutanım!
- Birol Öztürk

- 20 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

“Uzun Künye” denir buna; “piyade er Zekeriya ÖNGE, Giresun, emret komutanım!”
Askere gidildiğinde ilk iş olarak uzun künye ve kısa künye tekmil vermek öğretilir, acemi birliğinde… Zekeriya da kim bilir kaç defa tekmil verip de bu uzun künyesini okumuştur, gırtlağını patlatırcasına bağırarak?
“Vatan Borcu” diye öğrenmişti askerliği… Vatan Borcu; namus borcuydu… Eline kına yakılıp, hayır dualarıyla uğurlanmıştı elbette asker ocağına… Peygamber ocağına… Bir metre sensen dört santim boyunda, koç gibi bir Anadolu genciydi Zekeriya… Sağcılıkmış, solculukmuş belki sivildeyken önemliydi ama asker ocağında tek dava vardı o da vatan görevi…

Hakkında şiirler yazılmadı Zekeriya’nın… Filmleri çekilmedi… Erdal Eren’i anlatan kitaplarda ve araştırma yazılarında, sadece adı geçti.
Sağcı mıydı? Solcu muydu? Okumuş muydu? Hakkında kimseler bir şey bilmedi Zekeriya’nın. O, Erdal EREN’ in hikâyesi anlatılırken adı geçen ve Erdal’ı darağacına göndermek isteyenlerin en sağlam bahanesi olarak aldı tarihteki yerini.
Giresun ili Alucra ilçesindendi. Evliydi. Askere gitmeden 1 yıl evvel evlenmişti. Zeki, becerikli bir dokuma ustasıydı. Anası Telli ÖNGE, Zekeriya’nın ölüm haberini TRT’den duyduklarında, o ilk hengâmeyi atlatınca “belki o değildir. İsim benzerliğidir” diye kabullenmek istemese de bu ölüm Zekeriya’nın ölümüydü…
Siyah beyaz televizyonda, kıvırcık saçlı bir kadın spiker, elindeki kâğıtlardan kafasını kaldırmadan sol omuz hizasında Zekeriya’nın inzibat üniformalı bir fotoğrafıyla veriyordu kara haberi. “Hoşdere’de yaşanan silahlı çatışmada Er Zekeriya ÖNGE şehit oldu” diyerek ve ardından başbakan Süleyman DEMİREL açıklama yapıyor “fail yakalandı ve Türk Ceza Kanunu’nun en ağır cezasını alacak” diyordu.
Önemli bir diğer iddiaysa Zekeriya’nın aynı çatışmadan başka bir askerin, Hüseyin PİŞKE’nin, kaza kurşunuyla öldüğüne dairdir ki; bu konunun üzerine hiç gidilmedi. Çünkü başka bir çocuk, Erdal, asılmalıydı…
Zekeriya’nın ölüm sebebi üzerine araştırma yapılırsa ve gerçekler ortaya çıkarsa, ibret olsun diye asılması planlanan Erdal’ın hayatını bağışlamak zorunda kalacaklardı.
Zekeriya ÖNGE hakkında ne yazık ki çok bilgi yok… Oysa olsaydı, bu satırlarda buluşup, birbirlerinin gözlerine bakaraktan “biz düşman değil, kardeşiz” diyebilselerdi ve bu hâliyle tarihe kalsalardı… Çok isterdim.
Er Zekeriya ÖNGE, sırtından vuruldu… Kurşun geldi, yüreğini parçaladı ve çok kanadı o yürek… Kan kaybından hemen öldü Zekeriya…
Çatışma çıkmıştı, Erdal’la çatışıyordu Zekeriya ve Erdal ondan daha yüksek bir yerdeydi… Çatıştığı Erdal’a sırtını dönmüş, Erdal da bu halk çocuğuna arkadan kurşun sıkmış o kurşunsa aşağıdan yukarıya doğru ilerlemişti Zekeriya’nın bedeninde… Öyle diyordu Hipokrat Yemini etmiş Adli Tıp’ın doktorları… Oysa Zekeriya’yı vuran kurşunun Zekeriya’nın arkasında, eylemcilere ateş eden Er Hüseyin PİŞKE’nin tabancasından çıktığını söyleyenler de vardı… Ama konuşmadılar… Ya da susturuldular…
Tarih, o noktada karartılmıştı…

Temennim o ki; Zekeriya ÖNGE hakkında daha detaylı bilgilerle, yeni fotoğrafların bu kitabın diğer baskılarında ya da başka kitaplarda yer alması… (Mevzubahis kitap “Ben Hep On Yedi Yaşındayım”dır).
Onun gerçek katili, şimdilerde ellili yaşlarını sürüyor olmalı. İşlediği o büyük günahın vicdanında yarattığı uçurumla, nasıl bir yaşam sürüyor acaba Zekeriya’yı vuran?
Zekeriya’nın “ateeeeş” emri aldıktan sonra, o tetiğe hangi hislerle dokunduğu ve sırtından giren kurşun canını alırken son sözlerinin ne olduğu hiç bilinemedi… Belki de Erdal’ı görmüştü. Namlusunu doğrultup da tetiğe bastığında vurabilecek menzildeydi “daha çok küçük. Çocuk bu be” diye geçirip aklından, demiri kesen emre rağmen basmamıştı o tetiğe… Tüm baskılara rağmen o mermi o namludan çıkmamış olsa da başka bir namludan çıkan mermi gelip Zekeriya’yı sırtından vurdu ve faili de Erdal ilan edildi.
Zekirya Önge’yi yaşamdan koparan gerçekleri artık asla öğrenemeyeceğiz. Pir Sultan “demiri demirle dövdüler, biri sıcak biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar biri aç biri toktu” demiş 16’ıncı yüz yılda ve kadim kapışma aslını asaletini hiç kaybetmedi ne yazık ki…
Gençlik mi güzeldi yoksa gençken mi güzeldik hiç bilemedim ama genç ölümler coğrafyası Anadolu’da hep yandık gençken ölenlere… Genç ölümü, gençken ölmek göy ekini biçmek gibi…











