top of page

Ulusal Egemenlik...

1988 yılında bazı dostların(!) gayretleriyle yöneticilikten alınarak Kastamonu-Merkez ilçenin K köyüne zorunlu tayin edildim. Orada 28 Mart 1988 tarihinde göreve başladım. Yeni yapılmış köy camisinin bodrum katındaki odunlukta, düzenlenerek açılan okulun 19 öğrencisi vardı. Başka okullardan toplanmış eski sıralar ve öğrencilerin oturacağı, evden getirilmiş tabureler, boyası silinmiş yazı tahtası ile ne zaman açıldığı belli olmayan, evrakları ortada görülmeyen, küf kokulu okulu yeniden açıverdim. Eğitim öğretim yılının bitimine aşağı yukarı kırk gün kalmıştı ve bugüne kadar öğretmeni yoktu.

     Muhtarın evinde üç gün misafir kaldıktan sonra bir vatandaşın terk edip samanlığa dönüştürdüğü eski evinin, ot-saman dolu bir odasını temizledik, kendimize ev edindik. Halbuki cami yapımıyla birlikte imam efendiye ev yapılmış, bir türlü tayin edilmeyen imama ayrılmış ev, sonradan öğrendiğime göre benden saklanmıştı.

     27 hanelik köyde yedi traktör vardı ve köydekiler birbirlerine “Memet ağa, Hasan ağa..” diye hitap ediyorlardı. Köy arazisini biraz dolaşınca yerlerde Opt.. tüplerini görmüş, niye diye sormuştum. 12 Eylül öncesi ve sonrasında evlere konuk gittiklerinde en değerli ikramın ortadaki tabağa konan opt… hapları ve demli çayın olduğunu şaşırarak öğrendim.

     23 Nisan geliyordu. Eminim ki, bu köyde hiç bayram kutlanmamıştı. Hiçbir evde Türk bayrağı yoktu. Halbuki Kastamonu halkı, Kurtuluş Savaşı’nda en büyük ve önemli kahramanlıklar göstermişti. İstiklal Marşı yazarımız üstat Mehmet Akif Ersoy’un Kastamonu merkezdeki Nasrullah Camisi’nde 1920 yılında verdiği Cuma vaazı çok önemliydi. Ancak harf devrimi sırasında Kastamonu’da okur-yazarlık oranının %7,2 olduğunu da unutmayalım. Bunlar gözümün önünden tarih şeridi olarak geçti ve ne olursa olsun Atatürk’ün öğretmeni olarak görevimi yerine getirmeliydim. Öğrencilerime 23 Nisan’da Ulusak Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı köyde kutlayacağımızı söyledim. Üç öğrenciye şiir ve bir kız öğrenciye konuşma görevi verdim. İkişerli yürüyüşle birlikte Gençlik Marşı’nı (Dağ Başını Duman Almış) marşını öğretmeye başladım. Muhtara bez Türk Bayrağı ve 19 tane kağıt bayrak almasını ısrarla belirttim. Cebimden para vererek bir öğrencimi Kastamonu’ya sınıf süsleri almaya gönderdim. (Her Çarşamba günü haftasıydı ve köylüler traktöre binip gidiyorlardı).

Öğrencilerime 23 Nisan günü anne-babalarını, kardeşlerini okulun önüne davet etmelerini söyledim.

     O gün geldi.

     Oturakları okul önüne çıkarmıştık. Gelenleri oturttuk. Anneler öndeydi ama çekinik duruyorlardı. Bayrağımızı okul önüne diktiğim direğe astım. Kısa bir konuşmayla bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayacağımızı vurgulayarak belirttim. Önce İstiklal Marşı’nı okuduk. Sonra beşinci sınıftan öğrencinin konuşması, şiirler ve üç türkü söylendi. Her konuşma, her şiir, her türkü alkışlandı. Neşeli, gururlu bir sevinç annelerin gözlerinden fışkırıyordu. Sonra bayraklar ellerimizde ikili yürüyüşle marşımızı söyleyerek köyü dolaştık.

     Büyük Millet Meclisi’nin açılışından elli beş yıl sonra, Cumhuriyetin kanatları altında özgürlüğüne kavuşmuş bir köyde yine çocukların sayesinde bayram kutlaması yapmıştık.

     Akşam okuma yazması olmayan Mustafa ağanın evine davet edildim. Diğer gelenlere askerlik anılarını anlattırdıktan sonra Cumhuriyeti, devrimleri, halkımızın hak ettiği değerin önemini kısa kısa anlattım. Şimdilerde arada telefonla köyde tanıdığım kişilerle konuşurken nereden nereye vardığımızı kara kara düşünüyorum.

     Niçin acaba!

 

      21 Nisan 2026/ORDU

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page