BİR GÜN
- Gürsel YILDIRIM

- 6 Nis
- 1 dakikada okunur

Biraz Goethe/Faust okuyalım:
“Mutfakta yuvasında bir fare vardı
Sadece yağ ve tereyağla geçinirdi
Doktor Luter gibi bir göbek bağlamıştı
Aşçı kadın ona zehir verdi
O zaman dünya başına zindan oldu,
Sanki yüreciğinde aşk vardı.
Fare delikten girer çıkardı
Ve her tabaktan yalardı
Böylece yemeğe kanardı
Buna öfkelenmek faydasızdı
Nice defalar korkudan sıçramıştı
Zavallı hayvan artık bundan bıkmıştı
Sanki yüreciğinde aşk vardı.
Korkudan güpegündüz mutfağa girerdi
Bir gün nihayet içine ateş düştü
Feci feryatları bastı
Zehir veren kadın buna gülüyordu
Fare, delikten son ıslığını çaldı
Sanki yüreciğinde aşk vardı.”
Faust’a Karamazov Kardeşler adlı eseriyle Dostoyevski yanıt verir: ”Gerçekten, gerçekten söylüyorum size; eğer toprağa düşen buğday tanesi ölmezse, tek kalacaktır, ölürse çok ürün verecektir." (St. Jean İncili)
Yaşadığımız bu karmaşık dünyada ezilenleri, kendisini demokrat sananları, yaptıklarını tartmaya korkanları, fare gibi yaşayıp gününü gün edenleri anlatan eserleri elbette bir gün okuyacağız. Savaşta kaybedilenleri barışta kullanmayı düşünmeyenleri bu eserlerle sorgulayacağız. Kendini ülkenin hüküm sahibi kişisi sananları da elbette gülümseyerek anacağız.
Buğday toprağa gömülünce ömrünü tamamlar gibi olur, halbuki dopdolu başaklarla yeryüzüne çıkmaya, bereket sunmaya hazırlanmaktadır. Bunun tersini yaparsanız tek kalırsınız. Teklik yalnızlıktır. Teklik insanın içine doğan sıkıntıdır. Unutmayalım ki teklik sadece yaratana ait özelliktir.
Ne diyor halkımız; Ne kadar çiçek koparırsanız koparın baharın gelişini önleyemezsiniz. Bahar doğanın içine doğan müjdedir. Müjdenin varlığı çok oluştan ileri gelir. Fare gibi baharı sömürme yerine buğday gibi ölerek çoğalmayı seçelim.
06 Nisan 2026/ORDU











