ORDU’NUN ŞEHRENGİZLERİ; Orhan Ümit Felek
- Yavuz Kalyoncu

- 15 Şub
- 5 dakikada okunur

Ordu’nun unutulmaz isimlerinden Orhan Ümit Felek; gençlik yıllarında Millet Düzünde futbol oynamış, Ordu Lisesi ve İdman Yurdu’nun sol açığı olarak alkışlanmış, iri gösterişli fiziği, görevden kaçmayan becerikli yapısı ile Türkiye’yi İsviçre de İzci lideri olarak temsil etmiş. Turizm Dernek Başkanlığı, Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkanlığı ve Ordu Mali Müşavirler Odası Başkanlığı yapmış.

Ordu’dan 60 kilometrelik Çambaşı yaylasına gidene kadar atının ayağının başka topraklara basmadan gittiği söylenen Süleyman Seyyar ağanın torunu olan, Ordu şehrinin yangınlardan sonra yeniden kuruluşunda sokakların genişliğinin; “Hiç olmazsa alaf yüklü iki atın yan yana yürüdüğünde birbirlerine değmeden gidebilecek genişlikte olsun” diyen Belediye Başkanı İkinci Süleyman Felek’in oğlu Galip Felek’in yedi oğlundan biri.

Orhan Ümit Felek ile Kuylu köyünde, büyük Süleyman Seyyar ağanın 1830 yılında yaptırmış olduğu iki yüz yıllık tarihi konakta sohbet ettim…
“1932 yılında köyde bu evde doğmuşum. İlköğretimin üç senesini köyde okudum. Dördü ve beşi şehirde İsmet Paşa ilkokulunda devam ettim. Aziziye mahallesindeki, dedem Süleyman Felek’in yaptırmış olduğu, halen Anıtlar Yüksek Kurulunca koruma altındaki tarihi konakta oturuyorduk.
O yıllarda Ordu’nun altı - yedi bin nüfusu vardı. Ortaokul birinci sınıfı Köprübaşı’ndaki Güzel Ordu Okulunda okuduktan sonra, Merkez Orta Okulu açılınca ikinci ve üçüncü sınıfı ve Liseyi orada okudum.
Okulumuz Millet Düzü ile karşılıklı olduğu için her teneffüs maç izler, okul öncesi ve sonrası orada futbol oynardık. Akranlarıma göre fizik olarak daha gösterişliydim. İkili mücadelelerde hep galip geliyordum. Okul futbol takımının değişmez oyuncusuydum.




Ayağıma çok hâkimdim sol açık olarak oynuyor gol atıyor, gol attırıyordum. Okul dışında da Ali Ataoğlu’nun teklifi ile İdman Yurdu takımında futbol oynamaya başladım, 1953-55.

Liseler arası maçlarda Erkek Sanat Okulu ile çok çekişmeli maçlar oynar genelde biz şampiyon olurduk. Kulüpler arası maçlarda da şampiyonluklar yaşadım. Trabzon İdman Ocağı ile yaptığımız bir maçı hiç unutamam ilk yarı sonucu 4-0 yeniliyoruz. Devre arasında Kara Ali bir konuşma yaptı. Hepimiz hırs yaptık. Bana da özellikle tembih etti; ‘Topu aldığında korner çizgisine kadar sür sonra geri bana çıkar, ben ceza sahası dışında duracağım’ Dedi. Boyu kısaydı ama toplara çok düzgün ve sert vuruyordu. O taktikle ikinci yarı dört gol attık ve maçı berabere bitirdik.
İsviçre İzci Kampı-1953
İzci Liderliği ve İsviçre izci kampına katılan ilk Türk izciler.
Örnek bir izci lideriydim. Her kampa katılırdım. Bir gün, Beden Eğitimi öğretmenimiz beni çağırdı ve ‘Orhan, İsviçre’de dört yılda bir yapılan uluslararası bir izci kampı ilk kez açılacak, Türkiye’den 17 izci lideri katılacak. Ben de Ordu’dan seni uygun gördüm. Ailenle görüş izin al’ Dedi. Hocam kaç lira lazım dedim. ’Yetmiş üç lira’ Dedi. Akşam evde annem aracılığıyla Babamdan izni aldım. Yüz lirada harçlıkla İsviçre’ye yolculuk başladı.
Önce Ankara vapuru ile Pire limanına oradan Atina’ya geçtik. Üzerimizdeki ay yıldızlı izci kıyafetini görüp bizi kucaklayıp ‘Hoş geldiniz’ Diye bağıran Trabzon’dan giden bir Rum kadın bizi çok duygulandırdı. Yine bir yaşlı adam yaklaştı yanımıza ’içinizde Ordulu var mı’ Dedi. Ben şaşırdım öne çıktım. ’Ben Orduluyum’ Dedim. Öptü kucakladı beni. ’Bize Kazancı oğulları derlerdi Ordudayken. Mübadeleyle buralara geldik ama biz Orduluyuz’ dedi. Ağırlamak misafir etmek istedi.
Atina’dan İtalya’ya oradan da trenle İsviçre ye geçtik. Çok organize olmuş bir alanda her türlü imkânı olan ağaçlık bir merkezde kamplar kurulmuştu. Her ülkeden gelen izciler kendi bayraklarını çadırlarının kapısına asıp kendilerini belli ediyorlardı. Biz aradık en uzun direği bulup Türk bayrağını direğe çektik. Kamp bayrağından daha uzun diye bizi uyardılar biraz kısaltıp kamp bayrağı ile ayni hizaya getirdik ama o haliyle bile diğer ülkelerden daha yüksekteydi.
Giderken bağlamamı da götürmüştüm. Türk müziğini ilk kez duyanlar hayranlıkla dinliyor, benim çalıp arkadaşlarımın tempo tutup söylediği türkülere eşlik etmeye çalışıyorlardı. Kampın en sevilen gurubu olmuştuk.
Kamp kızlı erkekli karışıktı. Her milletten çok güzel arkadaşlarımız oldu. Bir gece İsviçre Cumhurbaşkanı, kampı ziyarete gelip direk bizim çadırımıza konuk oldu. Bizimle birlikte yere oturup ikram ettiğimiz çayımızdan içti. Yirmi gün dolu dolu geçtikten sonra kamp sona erdi. Kamp alanından Lozan’a gittik oradan da memlekete döndük.
Lise bitince İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine kayıt yaptırdım. O zaman bütün Üniversiteler Ankara ve İstanbul’daydı ve İstanbul’un nüfusu 750 bindi. Dört Ordulu arkadaş Fatih’te bir ev tuttuk. Ayhan Öğe(Diş Tabibi)-Aydın Dündar(İktisat Fak.)-Uğur Gürsoy(İktisat Fak)ve ben.
Futbolu bıraktım Üniversite hayatım çok renkli oldu sosyal faaliyetlerde yer aldım. Üniversiteye kayıt yaptırıp okumakta zorlanan, maddi durumu zayıf Ordulu arkadaşlara yardım etmek için dernek kurduk. Bir seferinde yardım almak için Ankara’ya Başbakan Adnan Menderes’in makamına gittim. Başbakan yardımcısına kadar ulaştım. Kurmuş olduğumuz derneğimizi ve faaliyetlerimizi anlattım. Çok hoşuna gitti. Sümerbank Genel Müdürünü telefonla aradı; ‘Sana bir genç arkadaş gönderiyorum gereğini yap’ dedi.
Sümerbank Genel Müdürünün yanına gittim. Aklımda bir veya iki bin lira var. Müdür beni makama aldı. Banka hesap numarasını aldı tam on bin lira yatırttı. İstanbul’a döndüğümde arkadaşlar inanamadılar.

Üniversite sonrası Ankara Mamak’ta yedek subay muhabere okulunda görevlendirildim. O sıra 1960 ihtilali oldu. Günlerce Ankara sokaklarında devriye gezdik. Askerlik sonrası Fakülte son sınıfında stajyer olarak görev yaptığım İ.E.T.T Genel müdürlüğünde işe başladım. İhtilal hükümeti devam ettiği için iş yerinde hiç görev yapmıyorduk, sıkıldım ve Ordu’ya döndüm.
Orduya Dönüş ve Fındık Festivalleri
1962 yılında Zaloğlu iş hanında büro açtım. Benim dışımda iki muhasebe bürosu vardı. Faik ve İbrahim Sağra. Ordu o yıllarda diğer illere göre çok daha sosyaldi. Ticaret Odasına da kayıt oldum. Kurulmuş olan bir turizm derneğine üye oldum. İlk seçimde beni başkan seçtiler, 1963.
O yıllara kadar hiç yapılmayan askeriyenin mehter takımının halkı coşturduğu, değişik illerden ve Bulgaristan’dan gelen folklor takımlarının sokaklarda oyunlar oynadığı üç gün süren; ünü ülke dışına taşan Fındık festivalleri yaptık. Fındığın dünya markası olması için gayret gösterdik. Ordu’nun tanıtımına büyük katkımız oldu. Ordu’ya yerli yabancı turist akını oldu.

1963 yılında Ordu nüfusu 35 bindi. Kırka yakın fındık fabrikası ve kırk tane ihracatçı iş adamı vardı. Fındık ihracatı Orduluların elindeydi. Fındığın merkezi Ordu’ydu. İki ihracatçı Ünye ve iki de Fatsa’da, üç tane Giresun’da, bir de Trabzon’da Sabit Sabır vardı. Ve Ordulu ihracatçılar bu festivale destek veriyorlardı.
1970 yılına kadar yedi sene festival diğer illerin ve yabancı folklor ekiplerinin katılımıyla devam etti. Örnek çalışmalarla başkanlık yaptım. Sonra altı sene Ticaret Odası yönetim kuruluüyeliği yaptım. Mesleğimde çok iyi olduğum için bütün ihracatçılar takıldıkları yerde bana danışırlardı, ben de onların sorunlarını çözerdim. Bir gün Halit Gürsoy abi; ‘Seni İhracatçılar Birliğine kayıt ettireceğim’ dedi. Merkezi Giresun’da olan birliğe de kayıt oldum, 1980.
İhracatçılar birliğinde üç sene murakıp üyelik, üç sene yönetim kurulu üyeliği ve İhracatçılar birliğinin başkanlığını yaptım.
1990 yılında kurucusu olduğum Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası İl Başkanlığına seçildim ve bu görevimi 1998 yılına kadar devam ettirdim. Ordu sosyal hayatında eski futbolcular fırsat buldukça bir araya gelip maçlarda yapardık.
Fırsat buldukça her zaman Ordu şehrinin her türlü sosyal hayatının içinde oldum. 1962 yılında başlayan mali müşavirlik hayatıma 55 yıl devam ettikten sonra 2017 yılında son verdim. Üç kızım bir oğlum var. Şimdi babadan oğula geçen 200 yıllık köy evimizde eşimi dostumu ağırlıyor, hep özlediğim köy hayatını yaşıyorum. Her yeni doğan günle değişen tabiata olan hayranlığım günden güne artıyor.
Ordulu olmak bir ayrıcalıktır. Her şeyi ile çok güzel bir şehrimiz var. Tabiata zarar vermeden teknolojiyi getirip insanların hizmetine sunmalı, bu güzelliği bozmamalıyız.
Ama şurası bir gerçek eskiden her şey çok daha güzeldi."
………………..
Orhan Ümit Felek büyüğümüzü, bu söyleşiden birkaç yıl sonra, 7 Temmuz 2022’de kaybettik ve son yolculuğuna uğurladık. Mekanı cennet olsun.











