top of page

"Oku La Oku!" – Devrimlerin Ruhu Nasıl Çalındı?

“Bizler Atatürk gençleriyiz. Biz, onun ağzından Gençliğe Hitabe’sini okuduk.”

“Bugün ülkeyi yönetenlerin etkisinden kurtulunuz. Sizler Atatürk’ü halk kahramanı ve antiemperyalist kimliğinden soyutlayıp, devlet adamı gibi gösterip, mason Atatürkçülüğüne çevirmek istiyorsunuz”

Bu sözler, 6 Mayıs 1972 tarihinde, “Anayasayı tebdil, tağyir ve ilga…” ile “Anayasal düzeni kaldırmak…” gibi zinhar hayata geçmemiş bir eylem ve de somut delilleri oluşmamış bir suçtan ötürü idam edilen Deniz Gezmiş’e aittir!

İşin boktan yanı, Deniz Gezmiş’ e ve aynı tarihte idam edilen Hüseyin İnan’la Yusuf Arslan’a kıyan cuntacılar da kendilerini Atatürkçü olarak ilan edip, Atatürk ilke ve inkılaplarına sadakat andı içiyorlardı. O cuntacılar ki Atatürkçü bu gençlere isnat ettikleri suçları bizzat işliyordu; anayasayı tebdil, tağyir ve ilga…

Atatürk ilke ve inkılapları bu ülkenin temelidir ve ne yazık ki askeri vesayetin kurumsallaştırdığı faşizmle içi boşaltılmış, anlamsızlaştırılmış ya da bu yönde bir çaba içine girilmiştir. İşte bu ülkenin tarihinde darağaçlarında can vermiş o cesur gençlerin temel kaygı ve rahatsızlığı buydu. Bütün patırtı bu noktadan, bu kaygıdan çıktı.

“Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” diye bir dersle başlamıştı Atatürk’ü, onun ilke ve inkılaplarını anlama serüvenim.

12 Mart 1971 Askeri faşist darbesine kadar “Devrim Tarihi” olarak anılan bu dersin adı “Devrim” ruhunu öldürmek ve Atatürk milliyetçiliğini faşizme devşirmek için “İnkılap” oluverir ve öyle de kalır.

Bazı şeyler “olur” ve öylece “kalır” tıpkı 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin çocuğu 1982 anayasasının 2022 yılına kadar yaşayabilmesi gibi… Kırk yıl be abi! Kırk yıl!

“İnkılap devrim demektir ve inkilap köpek demektir”

Atatürk ilke ve inkılaplarını öğrenmeden önce ve de acilen öğrendiğim ilk şey de buydu! Arapça “kelp” kökünden gelesiymiş de bla bla bla… Bunun adına şimdilerde “subliminal mesaj” diyorlar ve bildiğin “beyin yıkama” bildiğin “algı yönlendirme” ydi ve tamamen sistematikti. “Neden?” inin cevabı da karşılığı da “15 Temmuz 2016” tarihinde yazıldı tarihe…

Gelelim şu Atatürkçülük dersine…

Türk Kurtuluş Savaşı tam üç sene sürer. Tabir yerindeyse diş ile tırnak ile ve kağnıyla cepheye taşınan mühimmat ile…

Türk Kurtuluş Savaşı, her yönüyle destandır ve onun antiemperyalist yanı tarihi karakteristiğidir.

Ah, tam da şimdi Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal’in Kağnısı” çekmedi mi canın!

Amaaaan adam sen de sanki doktora tezi mi yazıyoruz, gelsin “Mustafa Kemal’in Kağnısı” kim bilir en son ne zaman okudun tekmilini birden!

.........

Yediyordu Elif kağnısını

kara geceden geceden

Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu

uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar İnliyordu dağın ardı, yasla

her bir heceden heceden

“Mustafa Kemal'in kağnısı”

derdi kağnısına

Mermi taşırdı öteye

dağ taş aşardı

Çabuk giderdi

çok götürürdü Elifçik

Nam salmıştı asker içinde


Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü

Doğrulmuştu yola

önceden önceden


Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif

Yemezdi

içmezdi

yemeden içmeden onlar

Kocabaş, çok ihtiyardı

çok zayıftı

Mahzundu bütün bütün Sarıkız

yanı sıra


Gecenin ulu ağırlığına karşı hafifletir

inceden inceden


İriydi Elif

kuvvetliydi kağnı başında

Elma elmaydı yanakları

üzüm üzümdü gözleri

Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim

Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına

Alını yeşilini kapmıştı

geçirmişti

niceden niceden


Durdu birdenbire Kocabaş

ova bayır durdu

Nazar mı değdi göklerden, ne?

“Dâh” etti!

yok!

“Dahha!” dedi!

gitmez!

Ta gerilerden başka kağnılar yetişti

geçti gacır gucur


Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı

Kahroldu Elifçik

düşünceden düşünceden

“Aman Kocabaş”

“ayağını öpeyim Kocabaş”

“Vur beni

öldür beni

koma yollarda beni”

“Geçer götürür ana

çocuk

mermisini askerciğin”


“Koma yollarda beni”

“kulun köpeğin olayım”

“Bak hele!”

“üzerinden ses seda uzaklaşır “düşerim gerilere”

“iyceden iyceden”

Kocabaş yığıldı çamura

büyüdü gözleri

büyüdü

yürek kadar

Örtüldü gözleri

örtüldü hep

Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı bacım

Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik

Yürüdü düşman üstüne

yüceden yüceden

...........

Bu büyük uyanış ardından adı “cumhuriyet” yeni bir ülke kurulur. Kurulan bu yeni ülke, bir şeylerin devamı, ucu bucağı değildir! Bal gibi de “yeni” dir. Köprünün altından akan su gibi düşün, su hep akar da hiçbir damlası “eski” ya da “akıp giden” o su değildir ya, o hesap işte.

Neyse, işin bu yanı nedense pek bir tartışılır… Pek sevilir işin bu yanını tırtıklamak, çünkü devrimlerin ruhu bu noktada anlam kazanır ya da anlamı çalınır.

Genç cumhuriyetin ilkeleri belirlenir ve devrimler bu ilkelere uygun olarak hayata geçer, santim santim. Kolay iş değildir Anadolu coğrafyasında altı yüz yıllık saltanat kültürüne ve halifelik kutsiyetine rağmen laik, demokratik ve antiemperyalist bir ülke inşa etmek.

Devrim yapmak önemlidir ancak daha da önemlisi devrimi, devrimleri yaşatmaktır. Yaşatmak dediğim; devrim liderinin taş heykellerini yapıp meydanlara kondurmak, devrimlere denk gelen tarihlerde kâfi derecede milliyetçilik serpiştirilmiş kutlamalar yapmak ve de hamasi nutuklar sallamak değildir. Devrimi, devrimleri yaşatmak meselelere bilimsel öğretiyle yaklaşıp her dönem bu esasla güncel tutmak demektir.

Bugün kime elini dokundursan Atatürkçü, kime sorsan Müslüman… Sor bir yol, kaç tanesi “Nutuk”u okumuştur, kaç tanesi “Kur’an” ı okumuştur!

“Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” diye bir ders vardı; pandemi döneminde “Açıköğretim Fakültesi” nde bir bölüm daha bitirdim ve muaftım bu dersten, yani hâlâ var “Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” diye bir ders. O ders hâlâ var ve o devrimlerin mimarı Atatürk’ü anlatan, işleyen o dersten muafım! Muafiyet bir çeşit özürlülük hâli de değil midir!

“İnkılap, devrim demektir ve inkilap, köpek demektir” işte ilk öğrendiklerinden biri belki de ilk öğrendiğim de buydu, Atatürkçülüğe dair bilimsel şey… Yani bir “noktanın” yaşam kalitemizdeki ironik etkisi ve belirleyiciliği zokasını yutuyordum!

Efendim!

Bu dersin kredisi nerdeyse “yok” hükmündedir. Haftada bir, hadi sidik zoruyla iki… Bir, iki kredilik bu ders üniversitelerde de okutulur ve lise son sınıf müfredatıyla… “Kredi” dedikleri ekseriyetle kırk dakikalık ders süresidir; dipnot…

Atatürk ilke ve devrimlerini anlatan bu derse devam zorunluluğu yoktur ve geçer not almak için sınava girip adını soyadını yazman yeterli!

Bu, dün de böyleydi bugün de böyle.

Durum bu olunca da önce anlamı anlaşılmaz o devrimlerin sonra da kıymeti bilinmez.

Oysa her üniversitede “Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Kürsüsü” olmalıydı, en azından ahde vefa olarak! Devrimler günün şartlarına göre doktrine edilmeliydi ki fetvaya kalmasındı işimiz!

Bilim yoksa hurafe vardır! Sosyal hayat boşluğu sevmez!

Neyse, çuvalın ağzını bağlayalım usuldan usuldan!

Uğur Mumcu bu minval üzere çok şey yazmış, beni ikna eden de onun yazdıklarıdır! Uğur Mumcu’yu yok ettiler ya, ne demişse doğruymuş, reelmiş ve her çağa denk düşermiş…

Efendim!

Oku la oku!

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page