Maskeli Dizilerimiz
- BAYRAM AYBASTI

- 18 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur

Eskiden…
TRT vardı.
Tek kanal.
Cumartesi akşamı Dallas, Pazar akşamı Hanedan.
JR Ewing’in petrol kuyuları, Blake Carrington’un malikaneleri.
Biz ise ekran başında… “Vay be adamlar sabah kahvaltısında biftek yiyor, biz ekmek banıyoruz” diye hayıflanırdık.
Bugün?
Dünya bizim dizilerimizi izliyor.
150 ülke.
Arap coğrafyasında Muhteşem Yüzyıl, Balkanlarda Aşk-ı Memnu, Latin Amerika’da Ezel.
Brezilya bile kendi pembe dizilerini bırakıp Türk dizilerine sarılmış.
Eh, insan gururlanıyor tabii…
Ama işin içini kurcalayınca, gurur biraz buruk oluyor.
Mesela Gönül Dağı diyorsun, “Anadolu insanını anlatıyoruz” diyor.
Hangi Anadolu evinde salona ayakkabıyla girilir?
Hangi köy kahvaltısında 12 çeşit reçel, 8 çeşit peynir olur?
Gerçek köylü sabah tandır ekmeğiyle çay içer, dizideki köylü sanki Hilton’un açık büfesine çökmüş.
Hadi günlük hayatı geçtik, tarihe saygımız olsun bari…
Ama yok!
Muhteşem Yüzyıl’ı izleyen Mısırlılar, padişahı kadın peşinde koşan playboy sandı.
Harem?
Saray değil,Paris moda defilesi.
Kostümler öyle cafcaflı ki, Osmanlı değil, Rio Karnavalı.
Mücevherler öyle abartılı ki, sanki Osmanlı maliyesini iflasa sürükleyen Kanuni değil, Hürrem’in tacı olmuş.
İlişkiler?
Yaprak Dökümü’nden beri televizyonun adı “ihanet tiyatrosu.”
Aşk-ı Memnu desen, yasak aşkın manifestosu.
Kuzey Güney’de kardeş kardeşe düşman.
Türkiye İstatistik Kurumu’na göre halkın yarısı hâlâ görücü usulü evleniyor…
Ama dizilere bakarsan memleket komple Aşk-ı Memnu.
Sonra kalkıp “aile yapısı niye bozuluyor” diye soruyoruz.
Yetmedi… Mafya dizilerine geçelim.
Kurtlar Vadisi… 200 bölüm boyunca kurşun sıkıldı, kimse “ya bu kadar baron bizde var mıydı” diye sormadı.
Çukur… Mahalle var, devlet yok.
Ezel… İhanet var, sadakat yok.
Bizim mahallede bakkal var, kasap var, manav var.
Ama dizilere bakarsan her köşede bir kartel, her sokakta bir baron.
Sonra da gençler “Polat Alemdar gibi olayım, Yamaç Koçovalı gibi yürüyeyim” diye geziyor.
Ve sokaklarımız Teksas gibi…
Ve kadın…
Evin direği olan kadın.
Köyde tarlayı süren kadın.
Şehirde hem çalışıp hem çocuk büyüten kadın.
Dizide nasıl?
Ya mağdur, ya tokat yiyen, ya da entrika çeviren cadı.
Fatmagül’ün Suçu Ne diye sorduk…
Ama asıl suçlu, yıllardır ekranlarda kadını ezik göstermeye devam edenler değilmi?
Sonra kalkıp “kadına şiddet niye artıyor” diye soruyoruz.
Peki RTÜK?
Ne yapıyor?
Kadını aşağılarken görmüyor.
Uyuşturucu baronunu kahraman yaparken görmüyor.
Çukur’da prime-time’da kalaşnikof patlatılırken görmüyor.
Ama iş Masumlar Apartmanı’nda bir sahneye gelince… Tık!
Bir talk show’da kahkaha fazla kaçınca… Tık!
Ceza yağdırıyor.
Sonuç?
Bizim dizilerimiz dünyada izleniyor, doğru.
Ama bizim gerçeklerimizi değil, maskelerimizi izliyorlar.
Anadolu’nun mütevazı sofralarını değil, hayali şatolarını görüyorlar.
Kadınlarımızın gücünü değil, ezilmişliğini seyrediyorlar.
Halkımızın samimiyetini değil, entrikasını satın alıyorlar.
Dünya Türk dizilerini izliyor…
Ama Türk toplumunu değil.
Bizim aynaya bakıp göremediğimiz maskeyi izliyor.
Peki benim yada benim gibilerin 36 yıldır Avrupa’da anlatmaya çalıştığı Türkiye hangisi?












Yorumlar