TRUMP NEREYE KOŞUYOR?
- BAYRAM AYBASTI

- 17 saat önce
- 1 dakikada okunur

Dünya gürültülü.
Ama gürültü, yön demek değildir.
Trump konuşuyor.
Sert. Yüksek. Sürekli.
Ama her söz bir sonrakini gölgeliyor.
Ukrayna-Rusya savaşı…
“Biter” denildi. Bitmedi.
Söz verildi. Ağırlığı kaldı mı, tartışılır.
İran meselesi…
Bir “medeniyet yok olur” tehdidi…
Ardından geri adım sinyalleri…
Bu dil diplomasi değil.
Bu dil, yangına benzin dökmektir.
Ve işin daha çarpıcı tarafı:
“Kabul edilemez” deniliyor.
Asıl kırılma noktası da burada.
Bir Papa ile polemiğe giren bir ABD Başkanı…
Devlet yönetimi mi bu,
yoksa reality show mu?
Venezuela, Küba, Alaska…
Başlık çok.
Netlik yok.
Net bir strateji yok.
Ama yüksek sesli bir retorik var.
Refleks var.
Plan görünmüyor.
Ve tam bu noktada insanın aklına şu geliyor:
Eskiden bir ağırlığı olan
Birleşmiş Milletler ne yapıyor?
Sessiz.
Kararlar var.
Ama etkisi yok.
Toplantılar var.
Ama sonuç yok.
Dünya yanarken,
izleyen bir yapı görüntüsü veriyor.
Ve üslup…
Sürekli yukarıdan bakan bir dil.
Sürekli küçümseyen bir ton.
Oysa güç dediğin şey,
sadece yüksek sesle konuşmak değildir.
Ne zaman susacağını bilmektir.
Ama asıl mesele burada başlıyor:
Sorumsuzca planlanan adımlar…
Hesabı yapılmadan girilen krizler…
Ve sonunda çıkan savaşlar.
O savaşlarda kim ölüyor?
Asker. Sivil. Çocuk.
Kararı veren mi?
Hayır.
Ekonomi daralıyor.
Hayat pahalanıyor.
İnsanlar eziliyor.
Bu faturayı kim ödüyor?
Halk.
Peki hesabı kim veriyor?
Çoğu zaman kimse.
Birileri karar alıyor.
Başka birileri toprağa giriyor.
Birileri masada kalıyor.
Başka birileri hayatını kaybediyor.
İşte mesele tam da bu:
Güç kullanmak kolay…
ama bedelini başkasına ödetmek daha da kolay.
Trump hızlı hareket ediyor.
Ama hız tek başına bir erdem değil.
Yön yoksa…
hız sadece risktir.
Ve bugün geriye tek bir soru kalıyor:
Bu gidiş gerçekten bir hedefe mi…
yoksa herkesin bedel ödeyeceği yeni bir bilinmeze mi?











