KİBRİTÇİ KIZLAR GREVİ

“Phossy Jaw” diye bir hastalık… Bilimsel adı; Phosphorus Necrosis yani Fosfor Nekrozu veyahut Çene Osteonekrozu.
1880’ler İngiltere’si…
Sanayi Devrimi’nin beşiği İngiltere! Medeniyeti dediklerinin kerterizi İngiltere! Büyük Britanya!
Hikâye, kibrit… Kibrit Çöpü Hikâyeleri!
Kibrit çöpünün o kav kısmı var ya, tepesi yani, o esmer başı yahu! Hah orası fosfordan üretilir. “Kibrit Çöpü Hikâyeleri”mize konu o dönemde beyaz ya da diğer adıyla sarı fosfor kullanılır ve sarısı beyazından, beyazı sarısından zehirlidir.
O boktan kibrit çöpünün kavı hazırlanırken kullanılan fosforun buhar ve gözle görülmeyen parçacıklar solunum yoluyla, iliklerine kadar sömürülen işçilerin ağız ve diş bölgesine çöreklenir. Solunum yoluna ek bir de direkt temas söz konusudur.
Şiddetli diş ağrısı!
Diş eti iltihabı!
Yüz ve çenede şişkinlik!
İrinli apseler!
Çene kemiği çürümesi, parçalanması!
Ağır enfeksiyona bağlı beyin hasarı!
Antibiyotik dedikleri henüz icat edilmemişti! Güçlü bir ağrı kesici ve iltihap kurutucu olan antibiyotik, ikinci dünya savaşında yaralı askerler iltihaplanmış yaralarından ötürü değil de savaşarak ölsün diye icat edilir. Anlayacağın 1880’lerde bilinen, etkili hiçbir ilaç ve tedavi yoktur!
Ve acılı bir ölüm!
Bu öyle bir şey ki, çene kemiği ve ağız içi doku kusmuk gibi akar ağızdan. Yüz ve çene yapısı bozulur, ucubeye döner… Fosfor Nekrozu’na maruz kanlar irinli, iltihaplı ve ölüden beter kokar.
Bütün mesele o beyaz fosfor kullanılmasındadır. Beyaz fosforun kolay ateşlenmesi ve ucuzluğu tek tercih sebebidir. Kolay ve ucuz demek, insan sağlığına en zararlı demektir böylesi hikâyelerde. Oysa bir de kırmızı fosfor vardır, insan sağlığına ve çevreye dost ama çok pahalı. Kırmızı fosfor pahalı ama insan canı ucuzdur!
Kibrit üretilirken her aşamada fosfor ve emek vardır. O emekçiler de kadınlar ve genç kızlardır. Onlar, bitmeyen mesailere, sefalet ücretine, ağır şartlara, berbat hijyen koşullarına, yetersiz beslenmeye, fosforla zehirlenmeye ses çıkarmıyordu. Bir asır önce Sanayi Devrimi olmuş, işçi sınıfı ortaya çıkmış ve sınıf bilinci de gelişmektedir ancak kibritçi kadınların sessiz dramı tüm şiddetiyle yaşanmaya devam etmektedir.
Ta ki 1888 yılına kadar böyledir bu.
O yıl Annie Besant adlı sosyalist, sosyal reformcu, eğitimci ve kadın hakları savunucusu bir kadın “Bryant & May Fabrikası” hakkında 23 Haziran 1888 tarihinde haftalık The Link gazetesinde “White Slavery in London” başlıklı bir yazı yayımlar. Yazının yayıma hazırlanması sürecinde Besant, birçok işçiyle görüşmüştür ve yayımlandıktan sonra işveren ve yandaşlarınca bu işçiler hakkında istihbarat yapılıp işçi kıyımı gündeme gelince, işçiler direnişi seçer.
“Kibritçi Kızlar Grevi” diye geçer tarihe bu direniş. Yaklaşık bin dört yüz kadın işçi greve gider! İngiltere işçi sınıfı tarihi açısından oldukça önemli ve stratejik bir dönemdir.
1890'lı yıllar boyunca fabrikadaki fosfor zehirlenmeleri gündemden düşmez. 1893'te özel düzenlemeler getirilir. 1898'de Bryant & May Fabrikası hakkındaki fosfor zehirlenmeleri yeniden ciddi bir resmî soruşturma ve kovuşturma konusu olur.
Peki sonrasında ne mi olur?
İşçiler kazanır. İşten çıkarılanların geri alınması, ücretlerden yapılan kesintilerin ve para cezalarının kaldırılması gibi önemli kazanımlar elde edilir.
Ardından “Kadın Kibrit İşçileri Sendikası” kurulur. İş sağlığı ve güvenliği gündeme gelir, çağına göre önlemeler alınır.
Yani her zaman ve hep olduğu üzere, tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler ve o zafer türküsü işçi sınıfının enternasyonal bilincinde söylenmeye devam eder.












