top of page

İÇİMDEN GEÇEN ZAMAN

“İçimden Geçen Zaman”

24 Ocak 1993 tarihinde evinin önünde, sabahın en taze deminde, Ankara’nın en ayazlı dönemlerinde katledilen Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’nun, Uğur Mumcu’dan sonrasına dair; yaşadıklarına, yaşayamadıklarına, olanlara ve bir daha zinhar olmayacaklara dair yazdığı kitap…

Ankara… Kış şehri… Ankara’ya kışı ve yakıp kavuran soğuğu, ayazı çok yakıştırmışımdır hep.

İlla da üşüyeceksen Ankara’da üşüyeceksin aga…

Ucuz naylon tüllü, kiralık evlerde yaşayan

      çok çocuklu kadınlardı

             “ana" bildiğimiz

Yağmurdan da kardan da

      Allah'tan korkmak gibi korkmaktı

             kader bildiğin

Yağmur dindiğinde

      kar yağarken güzeldi

Delik çoraplı ayakları, ekşi ekşi kokardı

      kalın parmaklı

             dişi tütün pası babaların

Ve ucuz cigaralarının dibi

      her yanı yanık, mika küllüklere basılırdı

Bir tuhaf estetikti,o, adi plastik çiçekler

      hükmünü yitirmiş hikâyeler gibi

Ahu Tuğba'nın dolgun bacakları

      tekmil ortada diye

          poşette satılmıştı

              "Günaydın gazetesi"

         Muzır Neşriyat Yasası'na muhalefetti

              tüm ağdalı bacaklar

Aşk olsundu be

         aşk olsundu her çağda

Göz göze gelebilme ihtimaliyle sınırlıydı oysa

         en büyük aşkların en güzelleri

Mahallenin yeni yetmelerinin

         kasıklarındaki alevdi

            etek boyu diz kapağında Cemile Abla

Büyük şehirdeki küçük hayaldi Ankara

        Bentderesi'nde dost tutmaktı hayat

Ankara'ya gitmek

Ankara'ya gelmek

        aralık bir kapıyı itip de

           sonuna kadar açmaktı

Ankara'ya gitmek

Ankara'ya gelmek

       Ulus'ta banyosuz bir otele postu sermek

Ankara, hep karlıdır bu mevsimde

       hep buzlu

              hep soğuk

Kızılay, her mevsim kum gibi insan

      Sakarya Caddesi çakırkeyf

              Sıhhıyye telaşlı

Ezel Ana yem satardı Güvenpark'ta

              güvercinleri için

Recai İskender hep protestoda

Beklediğimiz gibi çıkmadı

             sürdüğümüz hayat, heyhaaat!

İçimizi acılaştıran rakının

             antik burukluğuyla avuttuk acıları

                   içimize işleyen asgari ücret sızıları

Kapı merceğinden bakıp yetinmek kadardı

                  dünya ağrısıyla alakamız

Zamandışıymış ruhum

                 hadi eyvallah çocuk!

 

“İçimden Geçen Zaman”

Ah o zaman ah! Hangimizin, kimin içinden geçmedi ve de geçmemektedir ki! Yaşadıkça, yaş aldıkça bir ileri bir geri içimizden geçiyor ve de geçecek zaman.

        Uğur Mumcu cinayeti!

                Katliamı!

                     Vahşeti!

Hâlâ katili bulunamadı biliyor musun! Ya da faili mi demeli… 33 koca yıl geçti, faili malum katliamdan bu yana.

Söyletmen beni…

Bugünlerde bir haber, şöyle bir esti geçti “Mehmet Ağar, Uğur Mumcu cinayeti davası için mahkemeye davet edildi!” diye. Sanık, tanık, fail, mail falan değil ha, bilgisine başvurulmak üzere…

Bilgi…

    Bilgisi…

        bilgisine…

Mehmet Ağar, Uğur Mumcu katledildiğinde dönemin İçişleri Bakanı mıydı, Emniyet Genel Müdürü müydü neydi… O, öyle çok “şey” oldu ki, bunlar arasında Demirel’in “Doğruyol Partisi” nin ve Menderes’in “Demokrat Partisi” genel başkanlığı bile vardı… Gel gör ki karanlık odaklarla, kanlı mevzularla, çetelerle, derin mevzularla irtibatı o dönem de her dönem de hep konuşuldu, tartışıldı.

Ben, tarihin, yaşanmışlıkların ve bizzat yaşadıklarımın yalancısıyım; yirmili yaşların başındaki üniversiteli gençler, körpecik ellerinin işaret parmağıyla gösteriyordu katili de faili de Ankara’nın ayazındaki kitlesel eylemlerle… Bellerine cop, bileklerine kelepçe vurup da Ulucanlar’ın tecrit hücrelerine tıkıyorlardı, gık diyeni…

Söyletmen beni…

2021 yılında, şimdilerde sırra kadem basan, Sedat Peker “arkası yarın” formatlı, bir dünya subliminal mesaj içeren “ifşa videoları” çekip çekip yayınladı. Bunların birinde, Uğur Mumcu cinayetinin failinin Mehmet Ağar olduğunu iddia ederek ifade etti, herkes yine sustu.

Neyse…

Ne diyordum, şey diyordum; İçimden Geçen Zaman, diyordum… Kitap diyordum… Güldal Mumcu’nun kitabı, diyordum.

Mehmet Ağar, Güldal Mumcu’nun evindedir, ziyarette… Güldal Mumcu, birçok “şey” gibi bu ziyareti de yazar, Uğur Mumcu’suzluğa dair.

“Karşımıza sürekli engeller çıkarılıyor. Bir duvar örülüyor sanki” der Güldal Mumcu, sitem eden bir şikayetle.

“Evet Güldal, bir duvar örülüyor” diye destekler Mehmet Ağar, kudretli değil de tedirgin gibi ve devam eder.

“Bir tuğla çekersek duvar yıkılır”

Bu cümle öylesine tarihi ve öylesine tehlikelidir ki!

“Bir tuğla çekersek duvar yıkılır”

“O zaman bir tuğla çekin, duvar yıkılsın” der Güldal Mumcu.

O ZAMAN BİR TUĞLA ÇEKİN, DUVAR YIKILSIN!

Çok düşünmeden, hiç düşünmeden “çekemem” der Mehmet Ağar.

Güldal Mumcu, umutsuz bir ısrarla devam eder.

“Soruşturma için yeni bir ekip kurulmasını sağlayabilirsiniz belki”

Mehmet Ağar, sıfır taviz ve sır küpü olaraktan “kusura bakma Güldal, yapamam” der.

Sonraki zamanlarda, devirlerde Mehmet Ağar, Güldal Mumcu’yla aralarında böylesi bir diyaloğun geçtiğini kabul etmez.

Güldal Mumcu da yalancıdır(!)

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page