Fındık Taban Fiyatı

Toprak Mahsulleri Ofisi 2026 yılı fındık alım fiyatını açıkladı.
Levant kalite 250 TL, Giresun kalite ise 255 TL.
İlk bakışta geçen yıla göre artış var gibi görünüyor.
Ancak rakamları sadece geçen yıl ile kıyaslamak yeterli değildir. Asıl kıyaslama, üreticinin cebinden çıkan parayla yapılmalıdır.
Bugün Karadeniz’de bir kilogram fındığın üretim maliyeti; işçilik, gübre, ilaç, mazot, bakım, nakliye ve diğer giderlerle birlikte ortalama 220-235 TL seviyesine ulaşmış durumda.
Eğimi fazla olan bahçelerde, makine kullanımının sınırlı olduğu alanlarda ve yoğun işçilik gerektiren üretimde bu maliyet 240 TL’nin de üzerine çıkabiliyor.
Böylesine ağır emek isteyen bir üretimde, üreticinin eline kalan kazanç; aylarca süren emeğin, alın terinin ve üstlendiği riskin gerçek karşılığı olmaktan uzaktır.
Fındık sadece ekonomik bir ürün değildir.
Karadeniz insanının yaşam biçimidir.
Çocukların eğitim masrafıdır.
Bir evin tadilatıdır.
Bir traktörün taksitidir.
Bir düğünün, bir askerliğin, bir üniversite hayalinin finansmanıdır.
Bu nedenle açıklanan her fiyat, sadece bir rakam değildir; yüz binlerce ailenin gelecek umudunu doğrudan etkileyen bir karardır.
Yıllar önce Ordu’da on binlerce üreticinin katıldığı fındık mitingleri yapılmıştı.
Aradan yıllar geçti…
Bugün hâlâ aynı sorular soruluyor.
“Üretici neden emeğinin karşılığını alamıyor?”
“Fındık neden gerçek değerine ulaşamıyor?”
Demek ki geçen yıllar içinde çok şey değişmemiş.
Oysa Türkiye, dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70-80’ini gerçekleştiriyor.
Böylesine büyük bir üretim gücüne sahip bir ülkenin üreticisi neden kendi ürününün fiyatını belirleyemiyor?
Otomobil üreticisi fiyatını kendisi belirliyor.
Beyaz eşya üreticisi belirliyor.
Çelik üreticisi belirliyor.
Elektronik üreticisi belirliyor.
Peki dünyanın en büyük fındık üreticisi olan Türk çiftçisi neden her yıl açıklanacak bir fiyatı beklemek zorunda kalıyor?
Bu soru artık sadece üreticinin değil, tarım politikalarının da cevaplaması gereken temel bir sorudur.
Bir başka önemli konu ise toplum psikolojisidir.
Uzun yıllardır artan maliyetler, belirsizlikler ve gelir kaygısı, kırsal kesimde yaşayan insanların geleceğe olan güvenini zedeliyor.
İnsanlar sadece bugünü değil, yarınını da düşünerek yaşıyor.
Emeğinin karşılığını alamayacağını düşünen üretici yatırım yapmıyor.
Bahçesini yenilemiyor.
Gençlerine “Bu işi sen devam ettir.” diyemiyor.
Sonuçta gençler çözümü büyük şehirlere göç etmekte arıyor.
Oysa fındık gerçek değerini bulabilse, Karadeniz’deki göçün önemli ölçüde yavaşlaması, hatta tersine dönmesi mümkündür.
Gençler doğdukları topraklarda gelecek görebildikleri gün, sadece köyler değil; bölge ekonomisi de yeniden canlanacaktır.
Ancak çözüm yalnızca taban fiyatı artırmak değildir.
Tarım artık tek ürüne bağlı yürütülemez.
Üreticinin gelirini yılın sadece hasat dönemine bırakmak büyük bir risktir.
Fındık üreticisi; bahçelerinde uygun alanlarda alternatif ürünlere yönlendirilmeli, arıcılık, küçükbaş hayvancılık, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği, ceviz, kestane, kivi gibi bölgeye uygun üretim modelleri desteklenmeli, kooperatifleşme güçlendirilmeli ve katma değerli ürünlerin üretimi teşvik edilmelidir.
Üretici yılın on iki ayında gelir elde edebilmelidir.
Bu sadece çiftçinin değil, ülke ekonomisinin de yararınadır.
Çünkü üretici para kazanırsa;
esnaf kazanır…
nakliyeci kazanır…
sanayici kazanır…
ihracatçı kazanır…
devlet kazanır…
Üreticinin cebine giren her lira, bölgesel ekonomiye defalarca geri döner.
Ama üretici zarar ederse;
bahçesine bakım yapamaz…
gübreden kısmak zorunda kalır…
verim düşer…
kalite düşer…
ihracat zarar görür…
kaybeden yalnızca üretici olmaz.
Türkiye kaybeder.
Tarım stratejik bir sektördür.
Gıda güvenliği kadar sosyal huzurun da temelidir.
Üreten insanın umudunu kaybettiği bir ülkede sadece tarım değil, toplumun geleceğe olan inancı da zayıflar.
Bu nedenle fındık politikaları yalnızca ekonomik hesaplarla değil, sosyal etkileri de dikkate alınarak oluşturulmalıdır.
Güçlü kırsal ise güçlü Türkiye demektir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir ülkenin gerçek zenginliği, sahip olduğu döviz rezervleri kadar; toprağını terk etmeyen, üreten insanlarının sayısıyla da ölçülür.
Üretici yaşarsa ekonomi yaşar.
Üretici kazanırsa Karadeniz kazanır.
Karadeniz kazanırsa Türkiye kazanır.












