Akşam Serinliğinde…
- BAYRAM AYBASTI

- 13 May
- 2 dakikada okunur

Bir mecliste sohbet ediliyormuş… Amerikalı başlamış:
-Biz Mars’a gideceğiz, demiş.
Alman:
-Biz yakıtsız çalışan otomobil üreteceğiz, demiş.
Fransız:
-Atom bombasını etkisiz hale getirecek projelerimiz var, demiş.
Bizim Karadenizli de geri kalmamak için atılmış:
-Biz de güneşe gideceğiz, demiş.
Masadakiler şaşırmış:
-Güneşe gidemezsiniz, güneş yakar!
Karadenizli gülümsemiş:
-O kadar da enayi değiliz tabi… Akşam serinliğinde gideceğiz.
…………..
Bir başka hikâye…
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet araştırma için bir köye gitmiş. Derken yağmur başlamış. Yakındaki bir eve sığınmışlar.
Ev sahibi misafirlere ikram hazırlamak için içeri geçince hepsinin dikkati sobaya takılmış. Soba yerden yaklaşık bir metre yüksekte, taşların üzerine kurulmuş.
Başlamışlar yorum yapmaya…
Kimyacı:
-Aktivasyon enerjisini düşürmek için böyle yapmıştır, demiş.
Fizikçi:
-Konveksiyon sayesinde odayı daha hızlı ısıtmayı amaçlamıştır, demiş.
Jeolog:
-Deprem anında yangın riskini azaltmak istemiştir, demiş.
Matematikçi:
-Odanın geometrik merkezine yerleştirerek ısıyı dengeli dağıtmıştır, demiş.
Antropolog:
-Ateşe duyulan ilkel saygının modern bir yansımasıdır, demiş.
Tam o sırada ev sahibi içeri girmiş. Sormuşlar:
-Sobayı neden böyle yükseğe kurdun?
Köylü cevap vermiş:
-Boru yetmedi ağam!
………….
İşte memleket biraz böyle…
Bazen en basit gerçeği görmek yerine, en karmaşık açıklamaların peşinden koşuyoruz. Çünkü sade olanı küçümsüyor, karmaşık olanı daha değerli sanıyoruz.
Bir insanın kırgınlığını anlamak yerine saatlerce analiz yapıyoruz…
Bir çocuğun mutsuzluğunu görmek yerine teoriler üretiyoruz…
Bir yaşlının yalnızlığını fark etmek yerine ekranlardan vicdan dağıtıyoruz…
Oysa hayat çoğu zaman bir köylünün cümlesi kadar net:
“Boru yetmedi ağam.”
Biz ise her şeyi zorlaştırıyoruz.
Çok mantıklı şeyleri “absürt” buluyor…
Gerçekten absürt olan düzenleri ise “normal” kabul ediyoruz.
İnsanları diniyle ayırıyoruz.
Diliyle küçümsüyoruz.
Irkıyla yargılıyoruz.
Parası varsa başka, yoksa başka davranıyoruz.
Sonra dönüp:
“Neden huzur yok?” diye soruyoruz.
Huzur olmaz…
Çünkü insanı unuttuk.
Oysa hepimizin sadece tek bir hayatı var.
Ne provası var…
Ne tekrar bölümü…
Ne de ikinci şansı garanti.
Ve günün sonunda geriye makam değil…
Servet değil…
Unvan değil…
İnsana nasıl davrandığın kalıyor.
Belki de bu yüzden bazen en büyük bilgelik; profesörlerin uzun cümlelerinde değil, köylünün sade cevabında gizlidir.
“Boru yetmedi ağam…”
Ve belki de bazen gerçekten güneşe gitmenin tek yolu…
Akşam serinliğini beklemektir.











