AKILLI TELEFONLAR…
- BAYRAM AYBASTI

- 19 Şub
- 2 dakikada okunur

Bir zamanlar insanları başı hep dikti.
Karşısındakinin gözünün içine bakarak konuşurdu.
Şimdi başlar önde…
Sebebi tevazu değil ekran çoğunlukla AKILLI telefon ışığı.
Telefon bulunduğunda insanlık sevindi;
mesafeler kısaldı.
İnternet geldiğinde hayran kaldı;
bilgi hızlandı.
Sonra akıllı telefon (!)çıktığında ise ölçüyü kaçırdı;
hayatını teslim etti.
Artık sabah alarmdan önce telefona uzanan eller var.
Gece dua yerine şarj kablosunu kontrol eden zihinler var.
Yastığın başucunda su değil cihaz duran evler var.
Ve kimse bunu tuhaf karşılamıyor çünkü normali bu sanıyoruz.
Sokağa çıkın…
Yürüyen insan değil, yürüyen başparmak görürsünüz.
Direksiyon başında mesaj yazan sürücüler,
durakta telefona gömülmüş otobüs şoförleri,
bankada vatandaşın yüzüne değil ekranına bakan görevli,
belediyede işlem yaparken dikkati bildirimde kalan memur,
kamuda masasında kaytaran çalışan,
tezgâh başında müşteriden önce telefonuna dönen esnaf…
Bu bir meslek meselesi değil.
Bu bir toplum fotoğrafı.
Bağımlılık herkesi eşitledi.
Ünvanı da, kravatı da, tabelası da aynı ekranın önünde eridi gitti.
Sonra oturup tartışıyoruz:
“Saygı neden azaldı?”
“İletişim neden koptu?”
“İnsan ilişkileri neden zayıfladı?”
Cevap basit ama duymak istemiyoruz.
İnsanlık yine klasik numarasını yaptı:
Aracı tanrılaştırdı.
Kolay olanı seçti.
Sorumluluktan kaçtı.
Ateşi buldu — yakmayı öğrendi.
Parayı icat etti — köle oldu.
Teknolojiyi geliştirdi — bağımlısı oldu.
Şimdi kimse dürüstçe söylemiyor ama gerçek şu:
Biz iletişimi kolaylaştırmadık yüzeyselleştirdik.
Bilgiye ulaşmadık gürültüye boğulduk.
Bağlantı kurmadık yalnızlığı dijitalleştirdik.
Üstelik bunun bedeli sadece nezaket kaybı değil.
Direksiyon başında bölünen dikkat,
bir anlık ekran bakışıyla sönen hayatlar…
Sanal dünyada kaybolan genç zihinler…
Gerçeklikten uzaklaşıp yalnızlaşan bireyler…
Ama suçu teknolojiye atmak kolaycılıktır.
Telefonun iradesi yok.
İnternetin ruhu yok.
Onlar araç.
Onları amaç yapan biziz.
Belki mucitler bugünü görseydi yine icat ederdi çünkü ilerleme durmaz.
Ama bize şu uyarıyı bırakırlardı:
“Aleti kullanın, ona teslim olmayın.”
Bugün kurtuluş reçetesi büyük projelerde değil, küçük davranışlarda saklı:
Telefonu cebine koymakta…
Başını kaldırmakta…
İnsana bakmakta…
Selam vermekte…
Çünkü bütün bu hızın, bağlantının, ekran ışığının içinde unutulan bir gerçek var:
Teknoloji çağ atladı
Ama insanlık hâlâ kendini yönetmeyi öğrenemedi.
Ve belki de asıl mesele şu:
Cihazlar akıllandıkça
insanın akıllı kalabilmesi!!!











