Öldürmek için büyüttüğümüz çocuklar…
- Birol Öztürk

- 16 Ağu
- 2 dakikada okunur

Kenan Evren denen kukla faşist, son nefesini vermeden hâkim karşısına çıktı; onu, en korkunç eseri 1982 Anayası’nın “Geçici 15’inci Maddesi” bile koruyamadı, yarım kilo prostatla yaşamak zorunda kalmasına, ilerlemiş yaşına aldırmadı bile, hâkimi savcısı.Sistem, akrep misali dönüp kendini sokup akıttı zehrini…
Dal gibi ince ve uzun boylu, yumurta gibi pürüzsüz yüzlü, mahsun ve masum bakışlı bir çocuğun fotoğrafı gösterildi Evren’e, mahkeme heyetince.
“Tanır mısın?” diye soruldu.
Neredeyse hiç bakmadan “yok” dedi, kansız. “Tanımıyorum” dedi, hain.
Hayat, bir şekilde ikinci şans veriyor aslında, adam olana, anlayana; yediğin boklardan ötürü pişman ol, diye.
Belki affedilmezsin, belki özür dileyeceğin ne bir Allah’ın kulu, ne bir merci vardır ama insanlık onuru adına, pişmanlığını ifade etmek, itiraf etmek için son çıkıştır önündeki kavşak…
Kenan Evren “evet, tanıdım. Tanıyorum” demeliydi, Erdal Eren’in fotoğrafı gösterildiğinde.
“İdam ettiğimiz elli kişiden biriydi” demeliydi.
“On yedi yaşındaydı ama darbeyle ele geçirdiğimiz devletin güç ve imkanlarını kullanarak yaşını büyüttük” demeliydi.
“Delil, şahit, akıl ve de mantık aramadık, sırf ibret olsun diye astık” demeliydi.
Demedi… Hayatının hiçbir döneminde dürüst, ahlaklı ve erdemli duruş göstermeyen Kenan Evren, bu ülke halkları nezdinde “nefret ikonu” ndan çok daha ötesidir.
Hani o meşhur “sarı öküz” hikâyesi vardır ya, o sarı öküzü çekip alan zalimdir Kenan Evren; gerisi çorap söküğü gibi geldi zaten…
Kenan Evren, 2014 yılında müebbet hapis cezası aldı; keza idam cezası kaldırılmıştır artık, yaşattığını yaşamadı… 2015 yılında öldüğünde 98 yaşındaydı ama Erdal, hep on yedi yaşında…
Ben hep on yedi yaşındayım
Demir kapının her açılışında
Her ayak sesinde
içime sığmaz yüreğim
Her türlüsünü tattım
acının ve ızdırabın
Yalnız, seni özlerken
kendimi yenemedim
çünkü senden gayrısı haram
Şu Metris’in önü bir uzun alan
Bir tek seni sevdim gerisi yalan
Cigara çekmedi canım hiç
Çıkarken havalandırmaya
Olmadı avluda atılmış voltam hiç
Hele
masmavi bir denize atılmış oltam
hiç mi hiç.
İçerde bıraktım dünyayı Parmaklıklarla bölünmüş olarak
Görmeye alışık gözleri
Ve senin için yazdığım
şiirleri, sözleri
Sana olan aşkımı
defterlere değil
Metris’in duvarlarına yazdım
Uykusuz geçen geceler
akıllara zarar
Kıramazdı beni
duruşmada kırılan kalem
senin
görüşlere gelmeyişin kadar
Şu Metris’in önü bir uzun alan
Bir tek seni sevdim gerisi yalan
Senin hasretindi hücreme dolan
Yalnız seni sevdim gerisi yalan
Parmaklıkların
elime bulaşan pası
Havalandırmadan gelen
hela korkusu
Işık ve ufuksuz hücremde
Gözlerim kuvvet kaybındaydı
Bir şişin ucundaydı
ölüm korkusu
Ve özgürlük
kravatlıların avucundaydı
Bir kazaydı gelişin
Ya seni sevişim
bir masaldı
On yedi yıl on beş gece
Bir ranzaydı yattığım
Bir de oturduğum masaydı
Ben
gençliğimin en tutkulu aşkını
kâğıtlara değil
gönlümün
en derin naralarını
kalemle değil
tırnaklarımla
Metris’in duvarlarına yazdım
Ve kanayan ellerime tuz bastım
Çok mektup yazdım sana
ama hiç yollamadım
Ben sana olan mektuplarımı
Metris’in duvarlarına yazdım
Ve üzerine zarf değil
Mapushane kapılarını kapattım
Şimdi bir şey yok yanımda
senden kalan
Şu Metris’in önü bir uzun alan
Benim sevdam gerçek
Senin aşkın yalan
Hücremdeyim
hasretinle yanarım
Senin için her gün
her gün ağlarım
Kanım hep içime akar kanarım
Beni anlamadın ona yanarım...












