top of page

TELAFİ EDERİZ

Sisli dumanlı dağ yolları baharda yağmurdan uçkundan kışın kardan çamurdan kapanır ardı arkası görünmeyen dönemeçlere dar geçitlere kayalar taşlar yuvarlanır selde toprak kayar köprüler yıkılırdı. Anlatması kolay yaşaması zor zamanlardı.

Bu koşullarda Kale halkı yüzünü denize döner, Fatsa pazarına sağrısına kadar çamura bulanan atlarla olmazsa denizden tahta takalarla gidilirdi. Takaların kızma kafalı (lambalı) 5 guvat Lister Peter makinasına mavi boncuk taksan da alnına Maaşallah yazsan da ne çare demir makine kısmı Allah yapısı değil ya bakımı gelip geçince gecikince illâ ki arıza yapardı.

Karayolundan umudu kesen Kale’nin eli ayağı tek ulaştırma aracı takanın en kısa zamanda çarçabuk denize çıkması için bozulan makinası acil onarılmalıydı. Kale’de makinadan anlayan tek usta Mehmet Şensu’ya haber uçuruldu. Mehmet usta ufak kesimli bir adamdı bu sayede tavanı basık, içerisi karanlık, motor yağı ve balık kokulu makine dairesine daha yakışanı makine mahzenine bir yana itilerek açılan sürgülü daraç kapıdan süzülüp girdi. Makinayı söktü kirli mazottan tıkanan filitreleri süpürge teleğiyle temizledi üfledi benzine yatırdı parlattı solgun fener ışığında gece yarısını geçene kadar çalıştı arızayı giderdi. Ertesi sabah bir gün önce küskün karaya çekilen taka yeniden denize iniyor Lister Peter makina yeni kurulmuş saat gibi tıkır tıkır işliyordu.

Mehmet Usta içten takma ve gıçtan asma tüm deniz motorlarından başka Kalede hayatı kolaylaştıran eski ve yeni icat cihaz aygıt alet araç ne varsa tamir eden onaran Fransızların Atlet komple dedikleri cinsten elinden her iş gelen bir ustaydı. Herhangi bir tamir işi için kapısını çalan kendisine başvuran müşterilere eksiği bozuğu gideririz anlamında –Telâfi ederiz der ve mutlaka dediğini yapardı. Ama müşteri acele etmemeli, sabırlı olmalıydı. Usta Telafi ederiz demişse bu işi geniş bir zaman sürecinde belki 15 gün belki bir ayda yaparız demek istemişti.

Mehmed Ustanın ustalık alanı Kaleye elektrik gelmeden önce kullanılan tüm küçük cihazları, mekanik kurgulu kurgusuz duran dönen çalışan sesli sessiz her şeyi sökmeyi takmayı bilir, bilmediğini de illâ ki inceler uğraşır çözerdi. Elinden hiçbir arıza kurtulmayan Mehmet ustaya ölü demiri diriltir derlerdi. Gelen tamir işlerini er veya geç telâfi eder, eskimiş kırılmış bozulmuş, işe yaramak umudu kalmamış, miyadı dolmuş hurdaya dönmüş cihazları yeniden çalışır duruma getirirdi.

Tamir bekleyen radyo, pikap, gramafon, lüks lâmbası, gazocağı, dikiş makinası, kurgulu (zemberekli) duvar ve masa saatı, demir sürgülü kilit ve menteşeler, büyük konakların şakülü şaşmış, rutubetten şişmiş oda kapıları, dolap kapakları, sıkışmış açılmayan çekmeceleri, ayarı bozulmuş kantar, zinciri atmış cantı eğrilmiş didonu çarpılmış bisiklet, fare kermirmiş dibi delinmiş ayaklı tahta anbarlar, Penta Arşimed Johnson Evinrude Merküri markalı gıçtan asma deniz motorları, taka makinaları demirden yapma ne varsa tümü Mehmet ustanını ellerinden öperdi.

Gereğinde araba tamiri de elinden gelirdi. Ateşlemeyen buciler (bujiler), karbüratör ayarı, akıtan radyatör, kopan debriyaj kablosu, dişli atan şanzuman, yağ kaçıran fren pompası, takılıp kalan gaz pedalı, rot çıkması gibi olaylar Mehmet usta için telafisi çok zor olmayan işlerdi.

Karayolu trafiğinin çok seyrek olduğu günde 8-10 araba ancak geçen Kale’de araba tamiri çok az rastlanan bir şeydi. Bundan başka çalışmayan ses vermeyen radyo, osilatör arızası, ses büyütücü (hoparlor), anten, şartel, lehim işleri yapar, elmasla pencere camı keser camlara macun çekerdi.

Mehmet Usta çıkma parçaları hurda sandığında saklar sakla samanı gelir zamanı düsturu uyarınca ve ihtiyaç oldukça sandıkta arar çoğu zaman aradığı şeyi bulur eğeler tozunu pasını alır yıkar yağlar parlatır toplar ekler birbirine katar kopan yerleri lehimler, artan ıvır zıvırı da atmaz saklardı.

Amerika’da Junk Box (hurda kutusu) denilen çıkma metal parça çivi burgu tel çelik bakır vb saklanan kutunun Kale’de ilk örneği öncüsü Mehmed ustanın hurda sandığıydı. Sihirbaz kutusu gibi mucizeli bu sandıkta tamir için ne gerekirse ne arasan orada bulunur bulunmayan parça yerine Mehmed usta ne eder ne işler bir şey uydururdu. Ustalığı kimden öğrenmişti nerede çıraklık kalfalık etmiş nasıl usta olmuştu? Babası rahmetli Ömer ustanın yanında mı yetişmişti? İlk ve asıl işi marangozluk muydu? Belki de asker ocağında eli iş tutmuş terhisten sonra ustalığı meslek edinmişti.

Eline gelen eski, bozulmuş kırılmış, artık parçası bile bulunmayan cihazları onarmakta israrlı, inatçı, icatçı idi bu 3İ düsturu Mehmet Usta’nın asla vaz geçmediği meslek prensibi bir çeşit ustalık yeminiydi. Gelen işi geri çevirmezdi yeter ki müşteri iki ayağını bir pabuca koyup acele ettirmesin hazreti Eyüp sabrıyla ustanın eşref saatini beklesin.

Mehmet Usta’nın konuştuğu mahalli (yerel) Bolaman ağzından başkaydı, dili tumturaklı ahenkli eski lisana yakındı. Sohbetlerinde devri Osmanî’den (Osmanlı zamanından) kalma kadim sözcükleri, gençlerin anlamadığı tâbirleri (deyimleri) kullanır, “geliciğiz gidiciğiz yapıciğiz telâfi ediciğiz” gibi İstanbul’un kibar muhitlerinin ince diliyle konuşurdu.

Bu konuşma tarzı nedeniyle Mehmed Usta’yı Babıâlî’de resmi daireden mezun bir kalem efendisi sanırdınız. Osmanlıda devlet dairelerinde nezaretlerde (bakanlıklarda) yazı işleri yapan kâtiplere (yazmanlara) kalem efendisi denirdi.

Kalem efendisi; okumuş bilgili elfâzı (sözleri) düzgün, sözü sohbeti yerinde kaleminden kan damlayan (yazısı güzel) görgülü insanlar için kullanılan bir deyimdi. Mehmet Usta’nın nasıl bir eğitim almış olduğunu bilmiyorum ama bir münevver birikimi olduğu kelime haznesinin zenginliğinden belliydi, okumaya merakı aşikârdı. Kendisine en azından mektepli demek doğru olurdu.

Elinde sarı kehribar ağızlıkla bir ayağını altına alarak oturur Çoğu zaman yan cebinde iç sayfaları dışa dönük okunup katlanmış bir Ulus veya Cumhuriyet gazetesi bulunur, herkesin kağıt oynadığı kahvehanede açar gazete okurdu. Radyo ajanslarından duyduğu güncel olaylar üzerine fikir yürütmeyi, en çok da siyaset konuşmayı severdi. Siyasette her zaman muhalif (iktidara karşı) olmak karakterine uygundu. Koyu mutlak bir İsmet Paşacıydı, paşaya karşı söz söyletmezdi. İnönü kahramanının hayranı, düşmez kalkmaz şaşmaz dönmez bir Cumhuriyetçi ve Cumhuriyet Halk Partiliydi.

Az gülen az konuşan ciddi bir insandı. Lâubalî adamlardan, yaşamı hafife alan şakalardan, zevzeklikten hoşlanmayan sert mizaçlı, kimine göre aksi, kimine göre uysal bir adamdı ama sanırım otoriter bir babaydı.

Bir yaz günü ilkokul ve oyun arkadaşım Hikmet Şensu ile aşağı kahve önünde çayına tavla oynarken uzaktan babasının geldiğini gören Hikmet tavla tahtasını kapattığı gibi oyunu bırakıp gitmişti. Zamanın terbiye anlayışına göre babasının olduğu yerde iskambil tavla domino vb. oyunları oynamak hoş görülmez saygısızlık sayılırdı.

Mehmet usta dikkatli ağır ve özenli çalışırdı. Acele işe şeytan karışır ustanın en birinci düsturuydu demek yanlış olmaz. Elindeki işi bir an önce bitirmek ve bir başka işe bir an önce başlamak gibi bir itiyadı (alışkanlığı) yoktu.

Ustanın boyası solmuş, armozları (tahta araları) açılmış bir aynakıç kayığı vardı denize seyrek çıkardı, her çıkışında mutlaka biraz su yapardı (içine su sızardı). Usta arada bir Odayanı’na, Aşağıkahve’ye çardak altına gelir kolunun altına kıstırdığı ucu çatallı ağaç dalına sarılı pamuk beyazı ip yumağına bir alttan bir üstten iğ atarak serpme ağ örerek oyalanırdı.

Hemen hemen üç mevsim boyu dize yakın bir siyah meşin ceket ve içinde yine siyah deriden kolsuz yelek giyer başında sırtındaki ceketle aynı tür deriden yapılmış tepe noktası düğmeli kasket bulunurdu. Siyah giyim Mehmed ustanın derin yeşil gözlerinin rengini belirginleştirir eynindeki bol ve büyük siyah saku (ceket) ustanın kişiliğinde çekinilen ve asla sorgulanamaz bir ciddiyet havası estirirdi.

Ceketinin cepleri birer küçük heybe kadar derindi. Cebinde acil işler için tornavida pense çakı bıçağı demir eğe bakır tel yalıtım bandı gibi şeyler bulunurdu Mehmed usta el attığı tamir işi uzun sürse de müşteri ikide birde çarşıda kahvede rastladığı ustayı sıkıştırsa da müşterinin ısrarı fayda etmez usta işi aceleye getirmez niyet kurduğu mimlediği zamanlamadan asla vazgeçmezdi.

Tamire gelen bozuk aygıtı çalışır hale getirmek, işini en iyi yapmak konusunda mutlak bir irade ve inadı vardı ama hoşlanmadığı adamların işini almaz elini sürmezdi.

Ustayı tamire ikna etmek için önce bir orta şekerli has kahve ısmarlamak sonra konuyu siyasete getirerek İsmet Paşa’yı ve CHP’yi övmek Demokrat partiyi kötülemek gerekirdi.

Böylelikle Ustanın suyuna gidilmiş hatırı hoş edilmiş olur, tamir konusu ancak bu giriş faslından sonra açılır, yoksa siyaset konuşmadan, iki lâkırdı etmeden tepeden inme acele istenen iş Mehmed Usta’nın hoşuna gitmez ama bir kez ikna olduktan sonra - Merak etmeyin efendim telâfi ederiz diyorsa verdiği söz gerçek bir sözdür ve bozuk cihazın tamir olacağı garantidir.

Eski Kale’nin mahir ve mucit ustası sevgili arkadaşım Hikmet Şensu’nun babası Mehmet (Şensu) ustayı sevgiyle rahmetle anıyorum.

Kanada’dan doğduğum, büyüdüğüm vatanım, Ordu’ya ve Ordululara selamlar…

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page