top of page

Değnek – Eski Bolaman’dan Portreler

O yıllarda 400 kişiye bir araç düşen ülkede araba bir nimetti. Köylü vatandaş belki geçecek belki geçmeyecek bir otobüsün bir kamyonun yolunu gözler ufukta bir toz bulutu görmek yaklaşan bir motor sesi işitmek için göz kulak kesilirdi. Otobüste yere çökerek ayakta dikilerek ya da kamyon sırtında koyunların sığırların arasında yolculuk etmek bile canına minnetti araba olmasa da olur nasıl olsa bizim millet piyade milletti yürümeye erinmezdi üşenmezdi; "Eller aya biz yaya (Aziz Nesin) idik." Demir asa demir çarık boşa söylenmemiş halk ömür biter yol bitmez" demişti.

Paşa Alisi en zorlu en uzun yollara yayan giden, yorulmak usanmak bilmeyen, Mehmetçik mizaçlı bir adamdı Bir keresinde Ünye’den Fatsa’ya, başka bir kere Fatsa’dan Kale’ye hiç durmadan ara vermeden sırtında yükle yürüyüp geldiği, attığı her adımın bir öncekinden daha büyük olduğu, her adımda bacaklarının yaylanarak pergel gibi açıldığı, birlikte yürüyenlerin ona yetişemediği arkasından çağırarak - Yahu Ali emmi hele bir dur hele bir soluklan! Dedikleri söylenirdi. Olimpiyatlara katılsa yürüme dalında altın madalya alırdı. Yürürken yüzü gülerdi kim bilir belki de uzun yolda oyalanmak için güzel hayaller kurardı.

Mahmutevyanı'na giden iki yanı kayalık dere içinde akarsuyun çoğaltışı, kuş cıvıltısı, bir dal çıtırtısı bile yankı yapardı vadide yankılanan seslerden esinlenen Paşa Alisi yutkunur yanık sesiyle bir türkü tutturur:

"Su gelir akmayınan nenni ne olur bakmayınan aslan karam nenni haydi nenni nenni uyutayım seni yavrum ninnilerle büyüteyim seni..."

Kale’nin sevgilisi garipöldüren çeşmesidir ama Kahraman’ın tepesindeki suyun da kireçi az yudumu tatlı içimi hoştur. Yaz günleri hele de ramazan akşamları iftar vaktine yakın Kahraman’ın tepesindeki pınara su almaya gidilir. Pınardan dönüşte fındık ocaklarının arasından aşağı inen patika yolda Paşa Alisi su dolu testiyi omuzuna almıştır aklına düşen türkü yine su üstüne yakılmıştır:

"Su akıyor akıyor taşların arasından benim yarim bakıyor kaşların arasından!"

Yayan yörük dağa bayıra vuran, değirmene zahire, ahıra alaf odun çalı çeken Bolamanlı kadın erkek mutlaka bir değnek edinmeliydi, Bolaman coğrafyasında değneksiz olmazdı elinde değnek olmadan yola giden bir azası eksik sanırdı, olmazsa illa ki semsiye ya da girebi taşımalıydı. Bağda bahçede, bostanda harmanda, coşkun akışlı sularda, dal köprülerde, derelerde taştan taşa atlarken, dikenli taşlı çamurlu, bir yanı obuz bir yanı yar, belli belirsiz cılgalarda, ıslak kaygan yamaçlarda, mal güderken atla eşekle yük çekerken elinde tutunacak dayanacak bir şey olmalı köy yerinin azılı köpeklerini de hesaba katmalıydı.

Kale’ye Cuma pazarına gelip de gecikerek geceye kalanların işi daha zordu. Karanlıkta Akise’ye Kömürlük’e Alahman’a Lâleli’ye eve dönmek. Geceyüzü cin karanlıkta bir ayak zor sığacak ensiz cılga yolda evin yolunu nasıl bulacaktı? Bastığın yeri görmeden yürümek nasıl bir şeydi! Çocuk merak ettiği bu işi Ali ağbisine sordu. Ali Cihan; "Ayaklar evin yolunu bilir gide gele ezberlemiştir, zamanla göz karanlığa alışır yıldız ışığında yolu bayırı seçer eğer çok zorda kalırsan bir cigara yakarsın cigaranın ışığında yol görünür!" Demişti.

Değnek yapımı geleneksel bir halk sanatıydı. Köy yaşamında dal kesmek çubuk yontmak bir çeşit boş zamanı işleme oyalanma uğraşıydı. Bu işi çocuk genç ihtiyar her yaştan her baştan insan yapardı. Ergen yaşına giren delikanlıların ilk edindikleri üç şey çakı bıçağı, havada çevirip parmağa dolanacak bir zincir ve güzel bir değnekti. Önce değnek yapılacak budaksız dal seçilir, dal seçmek de başka bir hünerdir seçilen dal kuru olmayacak, kesince ağaca zarar vermeyecek kabuğu dikeni çıkıntısı budağı çakıyla bıçkıyla girebi ucuyla yontulacaktı.

Yontulan kabuğun altı uçuk yeşilimsi beyazdır ıslaklığı ele gelir soyulan yerden taze ağaç kokusu yükselir, kabuğun altından çıkan rengi açık yeşile koşan ham ağacın tazeliği bir kır çiçeği kadar iç açar insana ferahlık hoşluk saçar. Kalınca dallar tornada çekilir tutacak yeri enlice kesilir, yere basacak uca doğru daralan bir şekil verilir. Tutamağı topuzlu işlemeli değnek çeken tornacılar ya da el yontusu baston ve değnek yontan yetenekli sanatkâr Bolamanlılar vardır. Değneklerin oymalı, işlemeli, yakma çiçek desenli, isim yazılı, fırınlanmış olanları, kızıl verniklileri, cilâlıları, yere basan taşa gelen ucu kabaralı ya da giydirme kurşun yüksükle korumalı olanları da vardı bunlara asa demek daha çok yakışırdı.

Hemen her ağaçtan deynek yapılır. Akasya, akağaç, ardıç, alıç, armut, ayva, ceviz, çam, çınar, defne, dışbudak, elma, erik, fındık, gül, ıhlamur, gürgen, kavak, kayın, kestane, kızılcık, kiraz, köknar, lâdin, meşe, söğüt, sedir. Bu ağaçların tümü değnek yapmaya elverir.

Dosta arkadaşa değnek hediye etmek, bir dostun elindeki değneği beğenip istemek, istenileni vermek âdet olmaktan öte uyulması beklenen zarafet görgü ve hatır kuralıydı. Bir kehribar tesbih, taşlı bir yüzük, bir savatlı tütün tabakası kadar değerli değnekler asalar vardı. Bu tür sanatlı işler dikkati çeker beğeniyle bakılırdı.

Eski Kale’nin sözü dinlenen saygın kişilerinden Hüsemoğlu İsmail Efendi Kale’ye her gelişinde elinde başka bir asa taşırdı. Bir kullandığı değneği tekrar taşımadığı bir yakın arkadaşına (kendi söyleyişiyle) hedâye ettiği söylenirdi.

Fidan yetiştirmekte ağaçlara aşı yapmakta derin bilgi sahibi fidan boylu, esmer uzun yüzlü, başı tiftik papaklı, ayağı mesli İsmail dayı siyah deri yeleğinin cebinden kapaklı Serkisof cep saatını çıkarıp alaturka ezan vaktine bakar eğer namaz vakti gelmemişse ellerini değneğin topuzlu başına üst üste koyar bakışları ya denize ya semâya yönelik olarak denizden bulutlardan bir şey duyup dinliyor gibi konuşurdu. Sesi derin davûdî, biraz ihtizazlıydı (titreşimli), dura dura düşüne düşüne acelesiz eski zaman hikâyeleri anlatırdı.

Bu hikâyelerin mekânı zamanı yeri yurdu belli değildi kim bilir anlattığı olay kaç yıl evveldi. Adı sanı unutulmuş adamların ticarette, alış verişte, çarşı esnaflığında, ortakçılıkta, fındık keşfinde dürüstlüklerini, sözüne güvenilir olmasını, dostun dosta sadakatını, örnek toprak (yurt) sevgisini, kimi silahşor adamların köy basan eşkıyayla çarpışmalarını, tutukluk yapan silahları, Yunan harbinde yaşanan kahramanlıkları dokuz asker bir manganın bir düşman bölüğünü nasıl teslim aldığını anlatırdı.

Bazı hikâyelerde zaman zaman kendisi de yer alan İsmail dayı çocuğun hayal dünyasında başka bir diyardan çıkıp gelmiş belki de gökten inmiş dünyayı sevmiş Bolaman’da yerleşmiş bir ermişti. Çocuk İsmail dayının ne anlattığını tam anlamasa bile onu dinlemekten tad alırdı. Bu kadar bilge kişinin adı neden her pazartesi Fatsa’da Mektepliler Pazarı’na gelen Çocuk Haftası dergisinde yazmıyor diye şaşardı.

Yaz olsun kış olsun elinde değnek ya da baston taşıyan Bolamanlılardan hatırda kalan simâlar Hapasapın Mustafa dayı, Hami beyin çobanı Ülfet dede, Mecit (Ergün) ağabeyin annesi Emine nene, Cinci Mehmet dayı, Rahime hanımın çobanı Mustafa, Makbûl abla, dayak Süleyman, Çamurali’nin Mehmet, Kömürlüoğlu Abdullah, Bozlakoğlu Emin ve Mendek Emine.

Yaşı 80’i aşkın güldükçe inci gibi sıralı bembeyaz dişleri ışıldayan hep neşeli hep gülen Mendek Emine’nin düğünlerde kalkarak başındaki oyalı çemberi sıyırıp açarak, omuz titreterek, pıtık çalıp topuk vurarak oynadığı konuşulurdu. Emine’nin komşu kapılarından lastik ayakkabı kundura çapla ne bulursa toplayan ve topladığı pabuçları kendi kapısına taşıyan bir köpeği vardı. Mahallede kundurası kaybolanlar Mendek Emine’ye başvurur kaybolan kundurayı bulurdu. Mendek Emine’nin annesi de 117 yaşında her işini kendi yapan sultan İkinci Mahmut devrini görmüş bir koca kadındı. Beş Osmanlı padişahı, üç cumhurbaşkanı gördüğü, kaç kere kocaya vardığı, torunlarının sayısını bilmediği, her işini kendi görüp kendi aşını pişirdiği, kapı eşiğinde oturup türkü çağırdığı, fındık vaktı amelenin arkasından başak yaptığı ve Bolaman’daki bütün kargalardan daha yaşlı olduğu(!) söylenirdi.

Bizim evde merdiven başında trabzan topuzlarının arkasında duvara dayalı yanyana sıralı beş altı değnek bulunurdu. Başta babam Tahsin beyin olmak üzere tüm kardeşlerin ayrı ayrı değneklerimiz vardı. Sokağa çıkarken bahçeye giderken herkes kendi değneğini alırdı. Konak restorasyon için sökülürken bizim değnekler de konağın antika parçaları gibi sırra kadem bastı.

Eski Bolaman’dan kalan sağlara uğurlar ölenlere rahmet olsun…

S O N

Osman KADEMOĞLU

Mimar - Yazar

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page