top of page

Onun Özlemi, Benim Kâbusum!

3 gün önce
2 dakikada okunur

İki dağın arasında kalmış, yolu izi olmayan dağ köyünden çıkıp da Türkiye’nin İstanbul’una gitmişti “vatan borcu” dedikleri askerliğini yaptıktan sonra.

Sahi, neden borçluyduk ki?

Kimseden tek lokma, tek yudum dilemişliğimiz, almışlığımız mı vardı! Bir çimdik tuz bile alsak borç diye, emanet diye, içine kattığımız pancar çorbasını yemeden iade ederdik. Allah’ı sevdiğimiz şiddette korkardık kul hakkından.

Uzak dağların bağrına kök salmış ormanlardan, orman kanunu ihlal ederek ve tabi ki ormancı dehşetinden korkaraktan ettiğimiz odunları, cılız bacaklı ama güçlü katırların sırtında indirirdik şehre yakın yerlere ve üç otuza satar, tuz, gaz, yağ alırdık da başta devlete olmak üzere borçlanmazdık kimselere, hiçbir yere… Biz bize yeterdik ve zinhar karartmazdık enseyi.

Sahi neden borçluyduk ki, seçim, askerlik ve vergi vakti bizi hatırlayan devlete?

Hissederdik de ifade edemezdik. Hepi topu otuz kelimeyle idare ederdik hayatı ve on beşi küfür, sövme…

Ha, Türkiye’nin İstanbul’una gitti diyordum.

Gitti…

İşçi olmuş, çalışmış otuz yıl kadar. Saçlara aklar düşmüş, ocak ayında Yoruz’un başına düşen karlar misali. Etlenmiş göbeği, gerdanı… Dökülmüş dişleri… Dede olmuş… Kızının oğlu, oğlunun kızı olmuş.

Yani anlayacağın, doğduğu topraklarda doyamayanlardan sadece bir garip ademoğluydu işte. İstisnalar olsa da insan bir şekilde dönüyor doğduğu yere. Hiç olmadı ölüsü gelip iniyor, doğduğu yerin toprağının altına.

Emekli olmuş. Olur olmaz da hiç düşünmeden yüklemiş gölü göçü, takmış ardına ahiretliği eşi, emmi kızını dönmüş köyüne.

Her gidinin Ferdi Tayfur’u be, ne de güzel bilmiş.

Hadi gel köyümüze geri dönelim

Fadime’nin düğününde halay çekelim

Bu “Fadime” var ya “Fatma” nın kısaltılmış hâlidir bu arada. Selam olsun Nasreddin Hoca’nın çocuklarına.

Ya ben ne diyordum?

Hepten karıştı kafam.

Ha evet!

Yanıma geldi. Sarıldık sımsıkı, akrabalık ve kader ortaklığı çocukluk hukukuyla. Çay içtik, ben safi demli o sidik sarısı kadar açık.

Çayı “açık” içeni de hiç anlamadım gitti ya!

Çay demli

    ömür gamlı

        rakı sek

              kahır tek

“Ey gidi günler ey” dedi.

“Ne günlerdi be! Memetağzı’ndan odun eder, katıra sarar türkü çağıra çağıra araba yoluna taşırdık. Hele fındık sonu, Danalık’tan sıra sıra aşardı fındık yüklü katırlar. Ne günlerdi be! Ey gidi ey” dedi.

Ben şok!

Abi, tüm bunlar benim en korkunç hatıralarım, travmam yahu!

Sağlam urganlarla semerine yük sarılı katırların ardında, önünde katırcılık yaparken “ne pahasına olursa olsun okuyup kurtulacağım bu rezillikten” diye kendimi gazlarken, meğer bu durumdan derin mutluluklar çıkarıp, hazlar duyan akranlarım varmış.

Ben şok!

Yani azizim, canım bir tanem; aynı yerde, aynı zamanda, aynı şartlarda, aynı iklimde olmak, her şeyin ama her şeyin aynı olması “mutlak aynılık” değilmiş, öğreniyorum.

Hayat azizim hayat…

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page