Ne Darı Kaldı Ne Çoban Ateşi: Bir Dönemin En Mütevazı Ziyafeti
- Birol Öztürk

- 2 Oca
- 2 dakikada okunur

Bildiğim en mütevazi, en kadim, en yerli ve milli yemektir öğmeç... Belki “Yemek” de değildi; açlığa karşı en kolay çareydi öğmeç.
Yoğurdun içine doğranmış darı ekmeği... Özü de özeti de buydu yani.
Darı dediğin her yanda yetişiyordu zaten. GDO’yu da bilmezdik, NBŞ’yi de... Gelecek yılın tohumluğu bu yılın hasatından ayrılırdı; toprağın nafakası olaraktan, hane rızkı olaraktan.
İnadına eğimli, inadına engebeli araziye can havliyle tutunan toprak, her yağmurda derelere akıp giderdi. Yatağına emanet, ürkek ve tedirgin o toprağın bağrı kazmayla yarılırdı, karlar eriyip de cemre toprağa düştüğünde, fındık dalının özüne su yürüdüğünde.
Darı, yörede, doğum lekesi kadar doğaldı. Türküler darı üzerineydi, takas darı üzerine, misaller, mevsimler darı üzerineydi.
Darı koydum ambara
Darıldın mı sen bana
Azıcık daha ısınınca hava, yaprak patlayınca fındık dallarının parmak uçlarında, darı da baş verirdi toprak ananın rahminden güneşe güneşe... Bundan sonrası kolaydı artık, bir bebeğin doğması gibi yani, o ilk ağrıya katlanınca toprak ana ve baş verince darı fidesi, gayrı hızla boy atardı sırım gibi güneşe güneşe.
Bir karış, diz boyu, bel hizası, bi adam boyu derken, mevsim de bahardan yaza evrilirdi ve kamış darı gövdesinden kılıç gibi fışkıran yaprakların arasında koçan koçan sarı saçlarını savururdu kundaklanmış darı...
Kundağın içinde sararıp da dirileşecektir darı, diş diş.
Eylül dedimiydi, çoban ateşi közünde közlenip de çocukların ziyafeti olacaktır darı. Çocuk dişleri arasında, közlenmiş darıların kömür lekesi ele verirdi çoban ateşi ziyafetini.
Evlerinin önü darı
Kimi yeşil kimi sarı
Ekim dedi mi zaman, hasat edilirdi darı, imeceyle. Kamışı alaf edilirdi yığın yığın, kışın ahırdaki, kömlerdeki hayvanların yiyeceği olaraktan. Sarı dişli koçanlar, kundağından sıyrılırdı evvela, yine imeceyle ve de türkülerle. Kundağından sıyrılan darılar taş fırınlarda kurutulurdu, bir tam gece ve de gün. Sonra yine imeceyle sürte sürte, tanesi ayıklanırdı; tane bi yana kesmük bi yana.
İcabında bir günlük yoldaki su değirmenine, telis çuvallar içinde sırtta taşınırdı fırınlanıp da tane tane tanelenmiş darı... Ağaç oluktan güldür güldür akan dupduru suyun çevirdiği değirmen taşıyla un edilirdi darı; altın tozu gibi düşerdi tekneye un... Bir emsalsiz, bir mübarek, mutlak emek ve kesinlikle helâl bir kokuyla kokardı darı unu.
Darının macerası, kuzinede darı ekmeği edilerek son bulurdu ve ahırdaki, kömdeki ineklerden ötürü hiç eksik olmazdı sütü, yoğurdu.
Yoğurda darı ekmeği doğramak...
Ne darı kaldı ne de çocukların darı közlediği çoban ateşleri. Öğmeçse hâlâ bildiğim en mütevazi, en kadim, en yerli ve milli yemektir.












Yorumlar