Korucu Goraz Emmi

Yağyakacak kumsalından denize dökülen akarsuya eskiden Kale deresi denirdi. Şimdilerde Goraz deresi deniyor. Evvel zaman içinde bu derenin Kale’ye yakın dönemecinde, batı yamacında fındıkların, mısırların arasında karayolundan 30 adım içerde, fındık dallarından örme, mısır çiti gibi yusyuvarlak bir göz odadan ibaret duvarları ot ve çamurla sıvalı ve üstü konik çatmalı bir çiten barınak vardı. Asıl adı Abdullah olan korucu Goraz emmi burada yaşardı. Duyduğum dinlediğim o ki Goraz Bolamanlı yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Tarla çapalamaya giden anası küçük Abdullah’ı kurda kuşa yem olmasın diye bir gölgelik çalı dibine bırakır. Öğlenaşı zamanı çapadan dönen ana kadın bir de bakar ki çocuğun ağzına karıncalar toplanmıştır. “Ağuzuna garınca çökmüş gobiliiim” diye çığlık atıp vahlanır (gobil rumca kopil sözcüğünün türkçe söylenişi, kopil çocuk demektir) Anası Abdullah’ı topraktan alıp sırtına bağlar ve o günden sonra çapaya sırtında çocukla gider çocukla gelir. Goraz bu olayı anlatıyor ve anasını rahmetle anıyordu.
Seferberlikte (birinci dünya savaşında) asker kaçaklarının, eşkiya çetelerinin dağlara hükmettiği, köy basarak, yol keserek soygun yaparak yaşamını sürdürdüğü yıllarda delikanlı Abdullah akranı işsiz güçsüz birçok genç gibi Ordu yöresinin namlı eşkiyalarından Soytarıoğlu çetesine katılır. Gorazın cahillik (gençlik) yıllarında eşkiyalık mesleğinin raconu gereği çok haytalık (yaramaz işler) ettiği ama sonradan tövbe edip uslandığı söylenirdi. Kurtuluş savaşı sonrasında devletin yeniden örgütlenerek ülkede asayişin sağlanmasıyla çeteler ya Jandarma tarafından dağıtılmış ya da kendi kendine dağılmış, eşkiyanın bir kısmı yargılanarak ceza alırken bir kısmı da affa uğrayarak serbest kalmıştı. O hengâmede rahmetli Goraz Abdullah’ın gerçek serüveni nedir bu konuda kesin bilgi sahibi değilim. Acaba çetecilikten ayrılıp Kurtuluş Savaşında orduya katılmış asker olmuş mudur? Gel zaman git zaman Goraz Abdullah korucu mesleğine uygun görülmüş Kale’ye ve Laleli köyüne korucu edilmiş. Goraz; sarışın mavi gözlü, az gülen, çok düşünen, yanaklarında derin çizgiler olan, kişiliğini açık etmeyen esrarlı, sert tavırlı bir adamdı. Derin dâvudî sesli Goraz emmi sessiz durur az konuşur meramını kısa sözlerle anlatırdı. Saçı döküktür, başında deri kasket, eyninde kalın tüylü şayakdan hâki (asker) rengi göğsü boğazına kadar kopçalı ve boyu dize kadar inen ceket ve aynı kumaştan külot pantolon, belinde palaska. Goraz’ı yaz, kış ya da bahar başka hiçbir giysi ile gören varmıydı? Sanmıyorum. Koruculuk mesleğinin icabı çoğu zaman omuzunda asılı bir mavzer tüfekle gezer, yağmur yağıyorsa tüfeğin namlusu aşağı dönüktür, yağmur yoksa yukarı. Ceketin sağ yan cebinde bir avuç mermi sol yan cebinde tütün tabakası ve çakı bıçağı bulunur, bir de alın terini sildiği, Garipöldüren çeşmesinde yüzünü yıkayıp kuruladığı, zaman zaman boynuna doladığı yemeni boyu kocaman bir beyaz mendil. Goraz Cumhuriyet bayramında düzenlenen törenlerde Bolaman nahiye müdürünün emrinde çalışır, tören hazırlıkları yapar, bayrak asar, tak-ı zafer kurar, defne dallarıyla, çiçeklerle donatır, gece meşale ışığında davul zurna eşliğinde çekilen halaya katılır, geç saatlere kadar oynar eğlenir, içer, nara atar, bayramın tadını çıkarırdı.
Eşi ölmüş olan Goraz’ın toparlak yüzlü elma yanaklı, açık kumral, beyaz tenli boyu posu endamı güzel kızı Elmas albenisiyle, sözünü esirgemeyen, şakacı, girişken, erkeklerle rahatça konuşan serbest tavırlarıyla Bolamanlı gençlerin gözünü alır, yüreğini hoplatırdı. Elinde girebiyle, bazan omuzunda tüfekle arada bir çarşıya iner, ayaklarını yere vurarak, omuzlarını, göğüslerini titreten dik ve diri yürüyüşüyle gelir çeşmeden avucuyla su içer, Kahvehanenin önünde durur herkesle konuşur, etrafa sempati dağıtarak, neşe saçarak geçer giderdi.
Elmas şimdi Goraz deresi denilen akarsuyun Kale’den uzak yukarı kısımlarında dere sularının kayaları oyarak oluşturduğu taş havuzlarda kırmızı peştemalının ucunu kaldırıp beline dolar, etekleri dizlerinden yukarı, çıplak ayaklarıyla bir toplayıp bir vurarak çamaşır yıkar, Elmas’ın ayak vuruşlarıyla balon gibi şişip sonra patlayan çamaşırın sesi uzaktan duyulurdu. Kim olduğu önemli değil Elmas dere yolundan her geçeni dost arkadaş sayar, ya bir gülücük yollar ya bir tatlı söz atar, insanları durdurup konuşurdu. İşte o halleriyle Elmas gerçek bir folklorik karakterdi. Yoksulluğun çilesiyle dolu hayata tutunmak için olmadık yolları deneyen fukara kızın hayat hikâyesi pek acıklı sonlandı. Halkın ağzı torba değil ki büzüp kapatasın; 300-500 lira başlıkla kocaya verilen Elmas’ın bir süre sonra kaçıp baba evine geldiği yeniden başka bir kocaya vardığı söylenirdi. Elmas sanki daldan dala uçup konan bir kuştu. Sonunda Bolaman’ın sevimli cüretkâr kızı Elmas’ı genç yaşında vurdular. Allah ona rahmet etsin.
Goraz’ın yaşadığı bir seferberlik hikâyesi
ERKEK ECİNNİ
Seferberlik yıllarında bir yandan savaş ateşiyle acılarıyla sürmekte, halkın elinde yiyecek ne var ne yok askeriye emrine verilmiş, erkekler cepheye gittikleri için tarlaları ekip biçecek ekini kaldıracak çiftçi rençber kalmamış. Ekmek aslanın ağzında, halk açlık çekiyor. İşte bu durumda çete mensupları ikişer ikişer ayrılarak yiyecek bulmak için ortalığa dağılırlar. Kimsenin kimseye faydası yoktur, herkes başının derdine düşmüştür. Goraz’la arkadaşı düşünür taşınırlar nerede yiyecek buluruz diye aç karnına kafa yorar dururlar. Birden akıllarına gelir yiyecek bulunacak en garantili yer halkın zahire öğüttüğü degirmenlerdir. O zamanlar deresi çok suyu bol Bolaman toprağında nerede suları yüksekten aşağı düşen dökülen bir dere varsa orada bir değirmen vardır. Halk arasında yaygın inançlara göre değirmenler pek de tekin yerler değildir. Değirmende cinlerin dolaşıp aşık attığına, insanlara sataşıp zarar verdiğine, dahası zâhire çaldığına dair hikayeler anlatılır.

Açlıktan halsiz düşen Goraz’la arkadaşı günü uyuyarak geçiriler, akşam hava kararırken geleni gideni çok bir değirmenin yakınında ağaçların arasına saklanır pusuya yatar av beklerler. Derenin uğultusu tüm sesleri bastırmaktadır. Köylüler kimi sırtında torbayla kimi ata eşeğe yüklediği mısır dolu çuvallarla gelirler. Zahire çekilir öğütülür mısır unu torbalara doldurulur. Değirmenden dışarı buğulayan sıcak taze un kokusu pusuda bekleyen karnı aç iki adamın başını döndürür. Beklenen an gelmiştir. Hava iyice kararınca Goraz ve arkadaşı anadan doğma çırçıplak soyunurlar, Her ikisinin de saçı sakalı uzamış çoktan beri makas ustura görmemiştir. Önceden topladıkları yividin otuyla (yividin sürüldüğü yeri yeşile boyayan bir ot türü) ellerini yüzlerini, ayaklarını bacaklarını ve de bedenlerinin her yerini koyu yeşile boyarlar. Hayvan gibi dört ayaküstüne gelip yürüyerek, kâh sıçrayarak, başını bir sağa bir sola çevirip aradabir ayağa kalkıp sonra yine dört ayak üzerine düşerek, hırlayarak, bağırarak hayvan sesleri çıkararak, yaklaşmak isteyen olursa hırlayıp hamle edip kaçırarak değirmene girerler, içerde zahire öğüten köylüler yanan yağ kandilinin titrek kızıl ışığında içeri giren göğ yeşil bedenli dört ayaklı yaratıklara korkudan fal taşı gibi açılmış gözlerle bakarlar, gördükleri manzara karşısında soluğu kesilir, dilleri tutulur. Nihayet ilk korkuyu atlatan biri “şart olsun bunlar ecinni essah dere ecinnisi” der. Yaratıkların arkasından baka kalan bir diğeri “ula hakget ecinni bunlar hem de erkek ecinni guyruğu yok emme d...ğı var” diye söylenir. Ecinniler sağa sola hırlayarak, diş gösterip, pençe sallayarak yaklaşır un torbalarını sırtlayıp değirmenden çıkar karanlıkta kaybolurlar.
SON












