Kasımın Kalbi
- BAYRAM AYBASTI

- 23 Kas
- 2 dakikada okunur

Otuz altı yıl sonra…
İlk kez bir Kasım ayında Türkiye’deyim.
İnsan memleketine dönünce, takvim bile nazik davranıyor galiba.
Kasım soğuk olmalıydı oysa…
Ama Karaburun’da denize girdim.
Deniz, yıllardır görmediği bir dostunu karşılar gibi ılık, sakin…
Sanki “Nerelerde kaldın?” diye fısıldıyor.
Otuz altı yıl boyunca yoğun iş ortamında Avrupa’nın dört bir yanına savruldum.
Saat kuleleri, gökdelenler, geniş caddeler…
Her şey düzgün, sistemli, düzenliydi…
Ama bir çoğunun ruhu yoktu.
Belki de ben hep çocukluğumun gençliğimin geçtiği ülkeyi aradım hep!
Memleketten uzak kaldıkça anlıyorsun:
Bazı ülkeler kusursuz, bazıları güzel…
Türkiye güzel olanlardan işte.
Karaburun pazarına gittim.
Elime mandalina, portakal aldım…
Bir meyveyi eline alıp “bunun kokusu çocukluğumun kokusu” diyebildiğin tek ülke var dünyada.
O da burası.
Daha tezgâha yaklaşmadan duyduğun o koku bile insanın içine bir şey işler.
Bir abla “tazeciktir ablam, sabah topladık” dedi.
Elindeki meyveden çok sözündeki sıcaklık dokundu bana.
Yaşadığım ülkelerde insanlar konuşurken gözlerini kaçırırdı; burada gözünün içine bakıyorlar.
Unutmuşum bunu.
Sonra balıkçıların yanına uğradım.
Ağlardan yeni çekilmiş balıkların üzeri hâlâ gümüş gümüş parlıyordu.
Adamın biri “Hoş geldin abi” dedi, yabancı olmadığımı nereden anladı bilmiyorum.
Belki özlemim yüzümden okunuyordu.
Türkiye böyle bir yer işte…
Sen yıllarca uzak kalsan da, bir sabah ansızın dönsen de, hiçbir şey sormadan sarılıyor sana.
Dağı, taşı, insanı, meyvesi…
Her şeyi bir hatıra, her şeyi bir merhaba.
Yedi bölgesini tek tek düşündüm…
Karadeniz’in hırçın dalgaları, İç Anadolu’nun ağırbaşlı toprakları,
Doğu’nun soğuğunda bile tüten çayın sıcaklığı…
Akdeniz güneşinin sarı neşesi, Ege’nin mavi huzuru…
Hepsinden ayrı kaldım.
Hepsini ayrı ayrı özledim.
İnsan bazen memleketini değil, memleketindeki halini özlüyor.
Gençliğini, çocukluğunu, bildiği yüzleri…
Otuz altı yıl sonra…
Karaburun’un bir Kasım sabahında anladım ki:
Gurbette insanın kalbi donmaz,
ama hep biraz eksik atar.
Ve bir gün dönersin…
Ayaklarını ılık bir deniz ıslatır,
pazarda bir Limon kokusu boğazını düğümler,
balıkçı selam verir,
birden her şey tam olur.
Memleket böyle bir şey.
İnsanın kendine kavuşması gibi.
Otuz altı yıl sonra…
Kasım ayında bile içimi ısıtan bu ülkeye iyi ki döndüm.
Bu güzellikleri görünce diğer tüm olumsuzlukları unutuyor insan.
Bu güzelliklerin içinde olumsuzluklar, harika bir çorbanın içine kaçan kıl gibi…
Bu coğrafya insanı, her şeyin çok daha iyisini hak ediyor.
Lütfen artık o güzel çorbanın içine kıl düşmesin.
Ama herkes bunun için gereğini önce kendi yapmalı!












Yorumlar