Kale’de ilk sokak lambaları ve Bekçi Mustafa Tekyıldız
- Osman Kademoğlu

- 10 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Zaman 1950’lerdi. Ayışığı olmayan en karanlık gecelerden bir gece Kale çarşısında bir bakkal dükkânı kapı altından içeri ispirto akıtarak yakılmak istendi. Tam o sırada oradan geçen birinin olayı görüp "hırsız var" diye bağırması üzerine kaçan kundakçı karanlığa karışıp kayboldu. Oldum olası, bildim bilesi, yıllarca vukuatsız yaşayan Kale’de bu olay büyük yankı uyandırdı. Gece ıssızlığında dükkân yakma girişiminden sonra korkusuz geceler korkulu oldu. Kale’ye sokak lambaları konmasına ve bir gece bekçisi tutulmasına karar verildi.
Kale’nin ilk gece bekçisi Mustafa Tekyıldız iyi ahlaklı, güvenilir, gücü kuvveti bekçiliğe elverir, 24 yaşındadır, bir huyu var ki gıdıklanmaya çok duyarlıdır. Eline koluna, şakalaşmak için biri dokunsa ya da sevgi gösterisi sarılıp kucaklasa, işaret parmağını uzatsa elinde değil Mustafa bir adım geriye sıçrar kasılır, kirpi gibi toplanıp büzülür, çatallaşan çocuksu ses tonuyla gülerek “ula yapma yahu” diye yalvarırdı. Onun bu huyunu bilen çocuklar bekçi Mustafa'nın peşinde gezer gıdıklayacakmış gibi yapar gülüşüp gülüşüp kaçarlar ama o buna aldırmaz çocuklarla oynaşırdı.
Mustafa akşamüstü Kale’ye gelir, sokak lambalarını bir bir gezer, dolaşır, islenip kararan camları, lamba şişelerini siler parlatır, Yağ haznesine gazyağı doldurur, yanık fitillerin ucunu keser hazır eder, hava kararırken lambaları yakar çerağları uyandırırdı. Sokak lambaları önce kısılı yanar, gece olup karanlık basınca açılır sokaklar aydınlanır. Bekçi Mustafa’nın kalınca bir sopası, dört Berec pille çalışan uzun saplı, mors sinyalli el feneri bir de bekçi düdüğü vardı. Siperlikli şapka, boynuna kadar düğmeli hâki renk çuha ceket ve beli palaskalı külot pantolon giyerdi. Yatsı namazından sonra cemaat dağılıp el ayak çekildikten sabah gün ağarana kadar Kale Mustafa’ya emanetti. Devrent Boğazından Kale deresine bir uçtan bir uça yolları sokakları kumsalları kolaçan eder, arada bir düdük çalarak ben burdayım sokakları ıssız sahapsız sanmayın mesajı verirdi. Güzel havalarda gece gezmesine çıkanlar Bekçi Mustafa’ya sigara verir, gökyüzüne samanyoluna, kayan yıldızlara, yer değiştiren bulutlara bakarak yarın hava nasıl olacak tahmini çıkarımı yaparlar. Bazı geceler annem Şerefnur Hanım konağın penceresinden Mustafa’yı pencerenin altına çağırır ona ekmek arası maydanozlu köfte, zeytinyağlı biber ve patlıcan dolması, yufka böreği gibi artık o gün ne yemek varsa Allah ne verdiyse Mustafa’ya ikram edilir. Mustafa Garipöldüren çeşmesinin kenar taşında oturup gece tayınını yer, çeşmeden avucuyla kana kana soğuk su içer sonra bir cigara yakarak görevine dönerdi.
Bekçi Mustafa düdüğü değişik tonlarda çalar. Her bir çalışın anlamı başka başkadır. Kısa keskin, tek bir solukta çıkan düdük sesi, askerde dikkat çeker gibi serttir işiteni ürkütür, uyarır. Bir de uzun ve nağmeli, yavaş yavaş yükselen, alçalan müzikal bir kadans tadında iyi geceler dileyen düdük sesi vardır. Bu ses gece erken yatıp sabah erken kalkacak çocuklara ninni tadı verir. Bekçi Mustafa'nın gece karanlıkta duyulan seslere karşı duyarlığı algısı herkesten çok farklıdır ne zaman garip yabancı ürkünç bir ses bir çıtırtı duyulsa Bekçi Mustafa karanlığa kulak verir karanlığı dinler senin benim duymadığımız sesleri duyuyor gibidir karanlığı dinlerken gözlerinde orada kim var bakışı gezinir.
Kale'nin karanlık gecelerinde uzaktan derinden derine duyulan, rüzgâr estikçe başka bir yöne uçup kaybolan o ses karanlıkta ürperen ruhlara gecenin bilinmezliğine karşı güven duygusu vermiş, Kalelilerin rahat uyumasını sağlamıştı. O yıllarda sadece şehirlerde olan sokak lambaları ve gece bekçisi Kale’de köy hayatından şehir hayatına geçiş yolunda atılmış önemli bir adımdı.

Resim: Bekçi Mustafa TEKYILDIZ
Mustafa sabah gün ağarır ortalık ışırken lambaları söndürür, taze ekmek kokusu gelen fırına uğrar o sabah fırına gelen ilk müşteridir. Fırıncı dede (dilsiz Sami’nin babası) fırından yeni çıkmış taze ekmekleri serinlemeye bıraktığı raftan bir somun alır, somunun sırtına pat pat vurup ununu silkerek Bekçi Mustafa’nın eline verir. Dede bekçiden para almaz. O ekmek uykusuz kalınmış, helal kazanılmış emeğin helal edilen karşılığıdır. Kim bilir belki de bu güzel adetten esinlenerek Mustafa yıllar sonra Kale’de bir ekmek fırını açacak, bu hayırı sürdürerek ebedi kılacaktır. Kale yeni bir güne uyanırken Bekçi Mustafa gönül rahatlığıyla ve kolunun altında taze sıcak somunla düzlerdeki evine döner.
Fani dünyaya veda eden Mustafa ağabeye Allah rahmet eylesin nurlar içinde dinlensin.











