Helal Et...
- BAYRAM AYBASTI

- 8 saat önce
- 2 dakikada okunur

Değişen Almanya’nın Aynası…
Almanya değişiyor.
Ekonomi değişiyor.
Tüketici alışkanlıkları değişiyor.
Gastronomi sektörünün en büyük tedarikçilerinden biri olan Metro’nun helal sertifikalı et satışına başlaması da bu değişimin son örneklerinden biri.
Bu kararın arkasında ideoloji değil, ekonomi var.
Bugün Almanya’da yaklaşık 25,8 milyon insan göçmen kökenli. Bu rakam ülke nüfusunun yüzde 30’undan fazlasına karşılık geliyor. Yaklaşık yarısı Alman vatandaşı. 16 milyondan fazlası ise doğrudan yurt dışında doğup Almanya’ya göç etmiş insanlardan oluşuyor.
Bir dönem göçmenler sadece iş gücü olarak görülüyordu.
Bugün ise tablo çok farklı.
Yaklaşık 9 milyon göçmen kökenli insan Almanya’da aktif olarak çalışıyor. Yaşlı bakım hizmetlerinde çalışanların yaklaşık yüzde 30’u, otel ve gastronomi sektöründekilerin yüzde 40’ı, yük taşımacılığındaki çalışanların ise yüzde 39’u göçmen kökenli.
Yani Almanya’nın bakım evlerinde, otellerinde, restoranlarında, lojistik merkezlerinde ve fabrikalarında göçmen emeği artık sistemin ayrılmaz bir parçası.
Gerçek şu:
Almanya’nın refahında göçmenlerin payı sandığımızdan çok daha büyük.
Üstelik ülke hızla yaşlanıyor. Federal İş Ajansı’nın hesaplamalarına göre Almanya’nın iş gücü açığını kapatabilmesi için her yıl yaklaşık 400 bin yeni çalışana ihtiyacı var.
Bu nedenle göç artık sadece sosyal bir konu değil, ekonomik bir zorunluluk.
Göçmenler bugün sadece çalışan değil.
Vergi mükellefi.
Tüketici.
Yatırımcı.
İşveren.
Kısacası ekonominin merkezindeki aktörler.
Metro’nun kararı da bu ekonomik dönüşümün bir sonucudur.
Bu sadece bir ürünün raflara girmesi değildir.
Bu, modern pazarlamanın dilinde “etno marketing” olarak adlandırılan stratejinin güçlü bir örneğidir. Şirketler artık toplumun kültürel ve dini hassasiyetlerini dikkate alıyor. Çünkü günümüz ekonomisinde başarı, müşteriyi doğru okumaktan geçiyor.
Yaklaşık 7 milyon’a yakın Müslümanın yaşadığı Almanya’da helal ürün pazarının büyümesi şaşırtıcı değildir.
Asıl şaşırtıcı olan, bazı çevrelerin bunu hâlâ şaşkınlıkla karşılamasıdır.
Bu insanlar çalışıyor.
Üretiyor.
Vergi ödüyor.
Tüketiyor.
Dolayısıyla ihtiyaçlarına göre yeni pazarların oluşması son derece doğal, hatta kaçınılmazdır.
Ancak bu gelişmenin en önemli tarafı başka.
Rekabet.
Helal et pazarına güçlü ve kurumsal bir oyuncunun girmesi fiyatları aşağı çekebilir, kaliteyi yukarı taşıyabilir.
Tüketicinin beklentisi de tam olarak budur.
Daha uygun fiyatlar.
Daha yüksek kalite.
Daha fazla seçenek.
Daha şeffaf tedarik zincirleri.
Serbest piyasanın en büyük kazananı çoğu zaman tüketicidir.
Metro’nun attığı adım aslında Almanya’nın yeni ekonomik fotoğrafını da ortaya koyuyor. Göçmen kökenli tüketiciler artık pazarın kenarında değil, merkezindedir. Alman ekonomisine yıllardır emek veren milyonlarca insanın talepleri artık büyük şirketlerin stratejilerini belirliyor.
Ekonominin değişmez bir kuralı vardır:
Talep varsa ürün gelir.
Müşteri varsa yatırım gelir.
Metro bunu gördü.
Görmeyenler ise pazar payı kaybetmeye devam edecek.











