Gökdelenler Gökyüzünü mü Deliyor, Yoksa Kalplerimizi mi?
- BAYRAM AYBASTI

- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur

Dünyanın dört bir yanında göğe uzanan cam kulelere bakıyorum…
Her biri sanki insanlığa meydan okuyan birer mızrak: “Ben buradayım, en yükseğim, en parlak benim!”
Ama soruyorum kendi kendime: Gökdelenler gerçekten gökyüzünü mü deliyor, yoksa bizim kalplerimizi mi?
Teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, insanın hırsı kat sayısını aldı.
Ama bir de gerçek var: O devasa yapılara “tanrılar şehri” gibi bakıyoruz ama içlerinde çoğu zaman ne kadar güvende olduğumuzu bilmeden yaşıyoruz.
Çünkü modern şehirlerin en parlak yalanı, “Her şey kontrol altında” lafıdır.
Oysa değil.
*
Camdan kulelerin karanlık yüzü
Hatırlayın…
Londra’daki Grenfell Tower; dış cephesi nedeniyle 72 insanın hayatını kaybettiği, dünya inşaat tarihine kara bir leke olarak geçen olay.
Dubai’deki koskoca dev kuleler; dış cephe kaplaması bir çakmak alevi kadar kolay tutuşup, gecenin göğünde birer meşaleye dönüşen binalar…
Bilimsel raporlar bize diyor ki:
Modern bir gökdelen, tam kurallara uyulduysa, kaliteli malzeme kullanıldıysa, doğru bakımla yürütülüyorsa dünyanın en güvenli yapılarından biri olabilir.
Peki ya “uyulmadığında?”
İşte o zaman o parlayan gökdelenler birer devasa tuzak hâline gelir.
Sprinkler sistemi varsa ölüm oranı %70 düşüyorsa…
Olmadığında ne kadar yükseldiğini tahmin için Einstein olmaya gerek yok.
*
Yangın çıktığında gökyüzü bile yetmez
Filmler bize yukarıdan helikopterle su dökülüp yangının söndürüldüğünü gösterir.
Gerçek hayatta ise o helikopter, o su damlasını nereye bırakacağını bilemez; rüzgâr bir çırpıda alıp savurur.
Gerçek:
Yangın, bir gökdelende içeriden söndürülür.
Sprinkler, duman sensörü, yangın bölmeleri, basınçlı merdivenler…
Ve tabii ki, kapısı açık unutulmuş tek bir yangın kapısı bile bütün sistemi çöpe çevirebilir.
Gökdelen güvenliği tıpkı insan kalbi gibidir:
Bir noktadaki hata bile tüm bedeni durdurur.
*
Peki biz ne yapıyoruz?
İnsanlık olarak ilginçiz;
Gökdelenleri daha yüksek, daha parlak, daha “ikonik” yapmak için yarışıyoruz.
Ama birçoğu hâlâ aynı soruyu sormuyor:
Bu bina yükselirken güvenlik de yükseldi mi?
Mimarlar formu konuşuyor…
Yatırımcılar metrekareyi…
Siyasetçiler açılış törenini…
Ama “yangın merdivenleri boş mu?” diye soran yok.
“Yüzey kaplaması yanıcı mı?” diyen yok.
“Burası gerçekten güvenli mi?” diye iç çeken hiç yok.
İşte mesele burada.
*
Gökdelenler aslında biziz
Belki de gökdelenler gökyüzünü delmiyor.
Belki bizim vicdanımızı, sorumluluğumuzu, gerçekle yüzleşme cesaretimizi deliyor.
Çünkü her felaketin ardında sadece teknik raporlar yok:
Biraz ihmal, biraz hırs, biraz da “bir şey olmaz” kültürü var.
Ve o cam kulelere bakarken içimde hep aynı cümle yankılanıyor:
“Yükseğe çıkmak kolaydır; zor olan, orada kalabilmektir.”
Güvenlikle.
İnsafla.
Sorumlulukla.
Yoksa o göğe uzanan yapılar, şehirlerin değil, bizim içimizin boşluğunu doldurmak için yükseliyor.
Son soru benden:
Bir gün kendimizi o kulelerin içinde bulduğumuzda, gerçekten güvende miyiz?
Yoksa sadece göğe biraz daha yakın olduğumuzu mu sanıyoruz?
Ya oturduğumuz şehirde ki Gökdelenler gibi yüksek BİNALARDA YANGIN çıkarsa ne olur?












Yorumlar