top of page

EN SON İNSAN

  • 4 May
  • 2 dakikada okunur

Birazcık sanal dünyaya geçelim.

Salonumuzu içindeki canlısı ve cansızıyla tüm dünya gibi görelim. Duvarlarını istediğimiz gibi genişletip daraltabiliyoruz, hatta gerektiği zaman duvarın içinden çıkıp, zamanı bir kenara itip süzülüp gidebiliyoruz.

Ama içinde biz yokuz, yani şimdilik insan denen canavar yok.

Örümcek sağ üst köşeye ağını sermiş, avını bekliyor. Tabanda kurumaya yüz tutmuş gölette yumurtalarını bırakmış sinek türünden olup taze kana susamış anofel cinsi sivrisinek, havayı koklayarak farkında olmadan örümceğin kurduğu ağa doğru vızıldayarak uçuyor. Belliki keyfi yerinde. Ayaklarını kurumuş ağacın dallarına ters sarkıtmış yarasa, sineğin yanından geçeceğini umarak yutmaya hazırlanıyor; nefis bir sabah kahvaltısı olacak onun için. Bataklıktaki kurbağa ise viyaklamasını kesmiş, kulaklarını kabartarak çevresini dinliyor. Sabah uykusundan yeni uyanmış yılan ise sessiz, kıvrılarak kurbağaya yaklaşmakta. Tam o sırada endişeli şekilde yürümekte olan iki koca fil, bataklığa basarak suları etrafa sıçratıyor. Sinek üzgün, kurbağa üzgün, yılan üzgün!.. Sarmaşıktaki bülbül üzüm asmasına kanat çırpıp olgunlarını didikliyor. Biraz sonra kendinden geçip şakımaya başlayacak. Karga komşu balkondan kaptığı cevizi kıramayınca kanatlarını açıp yükseliyor sonra bırakıp peşine düşüyor. Çaat ! diye ses duyan tavşan sindiği çürük kütüğün kovuğundan fırlayıp çalılar içine saklanıyor. Cevizin çatlayan sesi fareleri, kertenkeleleri korkutmuş olmalı ki, onlar da saklandıkları hücreye doğru hızla koşuyorlar. Tilki ince bıyıklarını sıvazlayarak yürürken yediği horozun ne kadar yağlı olduğunu, bu kısmetin her gün ayağına niçin denk gelemediğini düşünüyor. O düşünedursun, az ileride kangal köpeği sotaya yatmış beklemektedir. Kümese giren tilkiyi nasıl kaçırdığının hıncı içinde soluk almadan bekliyor.

Öğleye doğru gök gürültüsünü andıran müthiş sesle geyikler, karacalar otlanmaktan vaz geçip başlarını kaldırıyor, tehlike gelmektedir. Yüreklerinin çarpıntısı artıyor, kümeleşip orman içine doğru koşuyorlar. Ama faydasız, avını gözüne kestirmiş aslan pençesini yavru karacanın boynuna geçiriyor. Bu anı saklandığı tikenlikten izleyen çakal sabırla ziyafetin sonunda kendine düşecek payın ne kadar olacağının hesabı peşinde. Sesten ürken kuşlar kanat çırpıp ormanın derinliklerine doğru uçarken, sülünün renkli bedenini saklamak için onların arasına karışma çabası boşuna. Çayırlıktaki şöleni havada çemberler çizerek izleyen kartal birden kanat kırıp sülüne çullanıyor.

Dağın en tepesindeki gözeden çıkan su, yatağında akarken çimenlere öpücükler gönderiyor, yeni yetme tutiyalara sarılıp çağıldayarak gidiyor, alabalıkları sarmalıyarak başka sulara karışmanın gönenci içinde, mutluca salınıp gidiyordu. Bulutlar dağın tepesini aşmanın çabası içinde, bazen sakladıkları yağmuru boşaltıyor, bazen güneşin ışıklarıyla oynaşarak kayboluyorlardı. Hayat aynen dünyadaki gibiydi; her şey kendi olağanlığı içindeydi. Her olay kendine uzaktan yakından bağlı nedenlerle kendince oluşuyor, kendince gerçekleşiyordu.

Tam bu sırada sanal duvarı delip sanal salona giren insanoğlu denen bir canavar elindeki ateş saçan tüfek denen nesneyle sağa sola saldırmaya başladı. Her ağaca, her canlıya, her suya saldırarak egemenliğini ilan etmeye çalışıyordu. Bu saldırısı yetmeyince toprağın altını eşelemeye başladı. Demirden araçlar yaptı. Gökyüzünü toza dumana boğan fabrikalar kurdu.

Ne dersiniz!

Sanal dünyamızın rengi mi değişiyor?

İnsan canavarlaşıyor mu?

İyi insanların yapacağı birşeyler yok mu!


03 Mayıs 2026/ORDU

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page