EMEKLİLERLE OYNAŞMAK
- EKREM KARADAĞ

- 20 Oca
- 2 dakikada okunur

İnsanların bu dünyada yaşayabilmeleri, barınabilmeleri, eğitim alabilmeleri, beslenebilmeleri, seyahat edebilmeleri için üretmek ve ürettiklerini bölüşme biçimi ve faaliyetlerinden doğan ilişkilerin bütününe ekonomi denilmektedir. Tüm bunları toplumun her kesimine eşit ve adil dağılımını yapacak olan devlet yapılanması denilse de onun adına uygulayacak olan siyasetçilerdir.
Ne acıdır ki yöneten irade ekonomik beceriksizliklerini bahane ederek bu işleyişi dar gelirliler aleyhine acımasızca kullanmakta ve azınlık zenginlere servet aktarmayı sürdürmektedir.
Peki nasıl oluyor neyi örnek alıyorlar, bu denli acımasız ve vicdansız nasıl olabiliyorlar. Yolsuzluğu, yasakları ve yoksulluğu yok etmek söylemiyle iktidar olmuşlar Hz. Ömer adaletini uygulayacaklardı.
Vicdansızlık acımasızlık ve eşitsizliklerin onlara göre ana kaynağı kuran ayetleri içerisinde saklıdır. Hiç utanmadan da pahalılığın sorumlusu Allah’ tır diyebilmeleridir. İslam dininin esas itibariyle “eşitlik” dini olduğu insanlar arasında ayrımcılık ve eşitsizlik yaratmadığı insanları birbirinden üstün kılmadığını iddia ederler, oysa bu tam bir saptırmadır. Şu acı gerçektir ki, şeriat eşitsizlik esasına dayanmaktadır, servete, cinsiyete ve meslek esasına dayalı eşitsizlik acımasızca yaşanmaktadır.
Allah rızık hususunda birinizi diğerine üstün kıldı- NAHL 71
Zengin yapan O’dur, sermaye veren O’dur- NECM 48
Allah rızkı dilediğine genişletir, dilediğine darlaştırır- RAD 26
Allah kendilerine amellerinizin en güzel mükafatını verecek, inayetinden ve mükafatlarını artıracaktır, Allah dilediğine hesapsız rızk ve mükafat verir-NUR 33
Allah kullarına rızkı genişletseydi, onlar yeryüzünde yolsuzluğa sapacaktı. Çünkü o kullarının her halini haber alır ve görür-ŞURA 27
Bu yüzdendir ki dar gelirliler ve emekliler ile yoksul vatandaşlar tam bir tanrı siyasetçi iş birliğinde derin eşitsizliği yaşıyorlar. Okumuyorlar bu yüzden de sömürülüyor sürünüyorlar. Hiç şüphe yoktur ki, okumadıkları kitaba inanan dindar insanlar güdülmeye müsait potansiyel sürüdürler. Yönetenler yasakları artırıyor, yolsuzluğu derinleştiriyor, yoksullukla boğuyorlar.
Hiç utanmaksızın diyorlar ki, din olmazsa bir devlette düzen nasıl korunabilir. Dar gelirleler, emekliler açlıktan ölmekte ise milletvekilleri ve siyasetçilerin bu durumu kabullenmesi için yöneten iradenin başı çıkıp onlara ne yapalım Tanrının dileği böyledir demesi, bu dünyada zenginler ve yoksullar olması gereklidir. İşte bu yaşananları sadece fakirler anlayamıyor idrak edemiyorlar.
Eğer bir ülkenin her şeyinden sorumlu Cumhurbaşkanı yaşanan bu sefaletler eziyetlere, acı ve ızdıraplara, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve adaletsizliğe göz yumuyor ya da izin veriyorsa bu takdirde iyilik kaynağı değildir. Yok eğer emeklilerin yaşadığı ekonomik yıkımları görmezden gelip önleyebilecek güçte değil ise bu takdirde anılmaya layık değildir. Dar gelirlilerin emeklilerin elem, azap, sıkıntılar ve mutsuzluklar içerisinde çırpınması karşısında ülkeyi yönetme sorumluluğu olan Cumhurbaşkanının seyirci kalması da yadırganacak bir durumdur.
Ne acıdır ki ülkemizi sıra dışı insanlar yönetiyor ve emeklilerle oynaşıyorlar.
Tanrının insanlara gönderdiği en kutsal şey kitap değil, akıldır…











