Dursun Çavuş'un Vurulması

Eski Kale’de hayatın akışı içinde neşeli mutlu olayların yanı sıra az da olsa bazan çok korkulu kederli olaylar da yaşanıyordu. İşte bu anlattığım hikâye onlardan biri. Kale halkının ruhsal yaşamında iz bırakan, uzun süre konuşulan bir acı olay. Kale çarşısında işlenen cinayet:
Güneşli bir gündü, Kale çarşısı uzak yakın köylerden cuma pazarına gelen atlılarla yayalarla doluydu. Köylülerin kimi sırtında fındık dalından örme heyle, kimi kolunda kulplu sepetle pazara ürün taşıyordu. Hâli vakti iyi olanların bindiği oynak diri heyecanlı ve gümüş kantarmalı rahvan atların terkisinde renk renk Kafkas ve Anadolu yanışlı (desenli) halı heybeler vardı. Beyaz şemsiyeli hacılar, başı yün atkılı, beyaz yaşmaklı, keşanlı, beli peştemallı bacılar, Odayanı'da dükkân önlerinde yere çömelmiş pancar, mendek, galdirik, melücen, sakarca, yumurta, kalaylı bakraçlarda sabah erken sağılmış daha sıcaklığı bile soğumamış taze süt, top top tereyağı ve kaymaklı yoğurt satan kadınlar.
Savaşta düşen şehitlere, gazilere, aşk ve namus uğrunda pusu kurulup vurulanlara, kazada ölenlere yakılan ağıtlar ve kahramanlık üzerine yazılmış destanlar çığıran destancı delikanlı Kale çarşısında bir masanın üstüne çıkmış türkü çağırır gazel okur gibi nağmeli ve yürek yakan elemli sözlerle malını pazarlıyor, çağıl çağıl çağlayan sesi Odayanı’nın bir başından duyuluyordu. Ağrısız diş çeken seyyar dişçi. Kamyonla köy köy gezerek Mudanya zeytini satan Balıkesirli zeytinci o günkü pazarın yeni yüzleriydi.

Meletoğlu Osman dayıya görünmeye gelen hastalar, cami duvarının gölgesine çömelip konuşanlar, kooperatifde, nahiye müdüründe, karakolda işi olanlar, hatim ısmarlamak için Kadı Hoca’yı arayanlar, ilkokula çocuk yazdıranlar, berberde sıra bekleyenler, kasap İsmail’in dükkânından et, fırından pazar ekmeği alan, dilsiz Sami’nin fırınında yağlı yiyenler, girebi balta bıçkı bıçak makas çakı tırpan bileyen döner taşlı bileyci, atını nallatan, kap kacak kalaylatanlar, Yağyakacak’ta denize giren köylü çocuklar, iskeleden olta atıp balık tutanlar, kundura yaptırmak için Aptullah (Şimşek) ustanın dükkânına, ceket provası için terziye uğrayanlar, Coşkunoğlu Ömer dayıdan borç para alanlar bunlar hep cuma pazarının alışılmış çarşı manzaraları.
Cuma namazı kılınmış cemaat dağılmıştı. Çarşının en kalabalık olduğu zamandı. Birden patlayan üç el silah sesiyle irkilen kalabalık dalgalandı, paniğe kapılan insanlar Odayanı’dan Garipöldüren çeşmesine doğru koşmaya, koşmaya değil kaçmaya başladılar.
Kalabalığın içinde başında kasket, sırtında lacivert ceket, ayağında hâki külot pantolonla, kırlaşmış saçları, gözlerinde savaş yıllarından kalan cesur asker bakışları, esmer yüzlü, boylu poslu İstiklal madalyalı Bolamanlı gazi Dursun Çavuş da vardı. Cephede düşmanın kurşun yağmuru altında siperden çıkıp açık alanda fütursuz dolaşan, “çavuş vurulacaksın gel sipere gir” diyenlere “Düşman gurşunu bana işlemez, düşman beni görmeli, görmeyinen korkmalı, asker vatan toprağında KALE, TABYA, SİPER ve SUR olmalı” diyen Dursun Çavuş Kale çarşısında belinde tabancayla kendisini takip eden can düşmanını görmemişti. Kalabalığa karışan can düşmanı arkadan yaklaştı üç el ateş etti Dursun çavuşu sırtından vurdu, çavuş sendeledi üç adım daha attı, atamadı Kale meydanında camiyle çeşme arasında yüzüstü yere kapandı düştüğü yerde kaldı. Çavuşun ağzından kan sızıyordu. Kale çarşısında bir cinayet işlenmiş, Bolamanlı yiğidin alnına yazılan gelmişti. Katil elinde silahla Cuma kalabalığının içinden sıyrılıp kaçtı sırra kadem bastı, kimse onun önüne çıkmaya, yolunu kesmeye cesaret edemedi.
O sırada sokakta olan kardeşim Mahmut silah atıldığı anda çocuk önsezisiyle kendini korumak için Garipöldüren çeşmesinin arkasına sığınmış, Konağın penceresinden Mahmut’u gören annem Şerefnur hanım kardeşime bir kaza kurşunu gelir diye çok korkmuştu.
Dursun çavuşun çocukları, kadını, bacıları geldi mevtanın başında yere çöktüler, ağlaşarak bağrışarak gözyaşı döktüler, dövündüler, tırnaklarıyla yüzlerini yırttılar, ölünün üstünü örttüler. Dursun çavuşun cansız bedeni düştüğü yerde bir süre kaldı. Fatsa’dan hükümet tabibi ve savcı geldi Çavuş’un bedeni mağazanın arkasına taşındı orada otopsi yapıldı zabıt tutuldu ölüm nedeni yazıldı. Otopsi yapan hükümet tabibi acele adımlarla çeşmeye geldi, beyaz doktor gömleğinin kolları dirseğe kadar sıvalı, elleri kanlıydı, Garipöldüren çeşmesinde ellerini yıkadı.
Aradan bir hayli zaman geçti Katil teslim oldu, cinayet nedeni bir toprak (hudut) anlaşmazlığıydı.
Ne garip bir tecelli; savaş meydanlarında Sakarya'dan İzmir'e bin kilometre vatan toprağını savunurken ölmeyen istiklal askeri Dursun Çavuş birkaç karış fındık toprağı uğruna can verdi.












