top of page

Büyümek; Adaletsizliğin Alternatif Maliyeti...

ree

Korulara söyleyin

dağlara, asmalara

baygın çocukluğumun

çınladığı kırlara

ree

Çıkıp gelse, sarıya çalan kumral ve aksi saçlarının dibi bitli çocukluğum; tırnakları etine kadar kemirilmiş parmaklarını yumruk edip de ilkokulun tam karşısındaki kiralık evimizin, maviye boyalı tahta kapısını yumruklasa…

Alsam içeri, yıkayıp paklasam, doyursam en az beş öğündür aç karnını… Çıkıp gelse çocukluğum ve bir daha hiç gitmese mesela.

ree

Şu aynadaki, saçına aklar sataşmış adam, o fotoğraflardaki çocuk değil, hiç benzemiyor hiç, şart olsun!

Çıkıp gelse boynu bükük, yetim çocukluğum ve kovboy filmlerinden bildiğim yük treni yapsak boş kibrit kutularından, katar katar.

Katar katar olmuş gelen turnalar

Şu hâline şu gönlüme bak benim

Sonra vadiler, dağlar yapsak her bir yanı iyice okunup da köşeye atılmış Tercüman gazetesinden. Gazeteden vadiler arasından yürütsek kibrit kutusundan trenimizi ve dağları aşırsak, makale ve köşe yazılarından mütevellit o sıra dağları.

ree

Kovboy filmi seyretsek sonra, her pazar günü “Şeker Kız” dan sonra, siyah beyaz. Bildiğim, seyrettiğim tüm kovboy filmlerinin finalinde yenildi hep Kızılderililer ama hiç, kovboyluğu tercih etmedim yine de Çolağın Bahçe’deki “Kızıldericilik” oyunlarında. Kafamda bir karga tüyü “ugh” demesi daha havalıydı, haklıydı, onurluydu, cesurcaydı, nedense.

Çıkıp gelse “Yakari” çocukluğum ve kovboyculuk oynasak, fındığın dalından yay, ışkınından ok yaparaktan. Kafamızda kara karga tüyü ve “lülülülülü” diye çınlayarak, hakkından gelsek “Soluk Benizli” lerin.

Sahi, Soluk Benizliler’in Kızılderililer’i madara eden finalli filmleri vardı da Kızılderililer’in tam aksi yönde filmleri niye yoktu? Hani “etki tepki yasası” vardı, hani “her şey karşıtıyla vardır” diyalektiği vardı? Çocuğuz ya, basmıyor kafamız detayına ve de gayrısına.

ree

Her mevsimin bir oyunu vardı ve oyunların tekmili sokaktaydı. Çıkıp gelse çocukluğum, makaradan arabasıyla.

Her evde iyi kötü dikiş seti vardı, bir torba içinde ve tahta makaraya sarılı renk renk ipler, ekmekten sonraki en mühimiydi. İpler makaradan sağılır, iğnenin gözünden geçirilir ve hep bir şeyler dikilirdi, kadınlarca, kadınca. Pijama, beli lastikli don dikilirdi. Pantolon, ceket ve bolca çorap yamanırdı. Usul usul dibine doğru tükenirdi makaradaki ip, ömür dediğin gibi… İpi tükenen makaraların boşu da çocuklara oyuncaktı işte; bir telin ucunda araba mesela.

Çıkıp gelse çocukluğum, elinde bir makara iple; tek ortalı, altmış sayfalık çizgili defterin tam orta sayfasını telinden koparıp da şeytan uçurtması yapsak, kuyruğu boyumuzdan uzun. Cebimizdeki makaranın ipiyle salsak göğe ve bir şeytan uçurtmasının kanadında seyretsek şu alemi.

İki kornerin bir penaltıya eşitlenmesi bildiğim en adil sistemdi ve büyümenin alternatif maliyetiydi adaletsizlik. Çıkıp gelse çocukluğum, ikinci kornerle ve adaleti tesis etsek, iki taş arasındaki beş adımlık kalede. “Kalenin boyu, kalecinin boyu kadardır” sa adaletin Nirvana’sı…

ree

Çıkıp gelse çocukluğum, bacakları arasında söğüt dalından bir atla, dört nala. Cebinde topacı ve topaca sarılı kınnapıyla, fır dönsek yine dünya gibi ve kaçmamak için koşsak körebede sobelemek için feleği. Yakantop’ta kazandığımız ilk canı kıyıda oturan çocuklardan birine versek, oyun da olsa razı gelmesek yine çocukların cansız kalmasına.

Çıkıp gelse çocukluğum, çın çın kuşdili konuşaraktan. Mahmut Amca’nın elinden çeyrek ekmek arası helvayı katık etsek sarı Ufuk Gazoz’a.

Dalaşan iki köpeği gösterse Mahmut Amca ve başlasa yine derse “bakın çocuklar, bunlardan biri iyilik, diğeri kötülük” diyerek.

Sorsak en çocuk hâlimizle “kim kazanacak?” diye.

“Ben hangisini beslersem o kazanacak” dese Mahmut Amca ve biz, yine hiçbir şey anlamasak. Büyüklerin dediğini anlamaya başlamaktır çocukluğu, bir daha asla sahip olmamak üzere kaybetmek.

Çıkıp gelse çocukluğum, büyümüşlüğüme dair tüm hesaplar sıfırlanaraktan; çocuk kalsaydım, mesela parçalanmazdı Uğur Mumcu ve yakılamazdı Madımak… Ne bileyim işte Ahmet Kaya ölmezdi mesela, Adile Naşit “Uykudan Önce” busemiz kalırdı, Kemal Sunal hep “Şaban” ve tekmil Hababam huzurda…

Hani var ya “Sessiz Gemi” Hümeyra’nın terennüm ettiği, sözleri Yahya Kemal Beyatlı’ya ait o şarkıda “birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/ birçok seneler geçti, dönen yok seferinden” diyen, mevzu biraz da o hesap bir hükümsüzlük yani.

Sisli bir dağ köyünde yitirdim

Çocukluğumu

çocuk yürekte büyüme özlemini

Büyümüşlüğüme mahsuben bıraktım

patika yollarda sabah çisesinin

paçalarımı ıslatan yalnızlığını

Hiç olmamacasına vedasız bir gidiş

Kokusu kestane ağaçlarına asılı bir özlem

Sisli bir dağ köyünde yitirdim

çocukluğumu

ve geceye ızdırap o sevdayı

Yaşanan tüm acılar gibi

çocukluğum

ve

kalbe demir hançer sevdalarım

hükümsüzdür…

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page