top of page

CASUS KARAYA ÇIKTI

İkinci dünya savaşı bitmişti ama savaşın acıları gibi tehlikeleri de henüz tam geçmemişti. Denizde savaştan kalan serseri mayınlar vardı. Yolcu vapurları gündüz mayın gözleyerek gidiyor gece olduğu yerde durup sabahı bekliyordu. Yalıköylü balıkçılar denizde buldukları bir mayını kıyıya getirmiş, içindeki patlayıcı maddeyi çıkarmak için İngiliz anahtarı ve penseyle açmaya çalışırken mayın patlamış, kayıkhane parçalanıp havaya uçmuş, mayını açmaya çalışan iki balıkçı da hayatını kaybetmişti. Denizden gelecek eylemlere karşı kıyıda sıkı güvenlik önlemleri uygulanıyordu. Bir yerden bir yere deniz yoluyla gidenlerin karaya çıkmadan önce iskeleye yanaşıp kimlik göstermeleri, nereden, ne için geldiklerini, kalacakları adresi belirterek liman reisinden onaylı çıkma kağıdı almaları gerekiyordu. Denizde dolaşan teknelerin bayrak taşıma zorunluğu vardı. Bayraksız dolaşan kayığın başına gelenler hoş bir Karadeniz fıkrası gibidir.

Balıkçı reisi Fehmi aga takanın kıçına bayrağı toka etmiş bir başka kayığı da halatla bağlayıp yedeklemiş giderken kıyıda gözcü duran asker tüfeği kaldırır takaya ateş eder sonra da iki elinin sırça parmaklarını ağzına sokarak çaldığı keskin ıslıkla kıyıya gel diye işaret eder. Hikayenin gerisini Fehmi aga’dan dinleyelim:

"Baktım asker baa (bana) suluk ediy (ıslık çalıyo) makineyi ağır yola alıp gıyıya yanaştım. Dedim askerağa ne etdim saa ateş edeysun baa!..."

Asker: "Bayraksız gezmek yasaktır arkadaki kayıkta bayrak yoktur..." dedi.

Fehmi aga bu soruya fena içerledi, nöbetçi askere takanın kıçındaki bayrağı gösterdi:

"Ula gardaşım askerağa ha bu bayrak değil midir?. Bir bayrak iki kayığı birden götürmektedir. Yedekte bağlı gayıkta bayrağa ne hacet! Say ki  gayık Urus (Rus) olsa ben oni yesir ettim aldım çekip gideyrum daa!."

O yıllarda dış politikada Amerika’yla Nato’yla kol kola giren Türkiye üzerinde Sovyet tehditleri olduğu, Rus casuslarının gizlice Karadeniz kıyılarına çıktığı ve geceleri sahile yaklaşan denizaltılarla ışıklı sinyalle haberleştikleri söyleniyordu. İşte böyle bir gece denizde halkın deyişiyle pırıldak (mors ışıkları) görüldüğü ve karaya casus çıktığı haberi yayıldı.. Bir grup Bolamanlı köylü silahları kaptıkları gibi karaya çıkan casusu yakalamak için gece karanlığında elde fener kıyılara koylara dağılmış sonra da sabah çarşıya (Kale’ye) gelmişlerdi. Yakın geçmişte topraklarımızda büyük savaşlar yaşandığı için memlekete dışardan gelecek tehditlere karşı halkın duyarlığı ve savunma refleksi çok kuvvetliydi.

Devlet  gerek gördükçe yapılan sivil savunma tatbikatları yaşı askerlik çağını geçmiş olan vatandaşların savaş halinde tehdit ve tehlikelere karşı hazır ve uyanık bulunmaları için yapılıyordu. Aşağıda anlatılan benim çocukken Kale’de tanık olduğum bir sivil savunma tatbikatının öyküsüdür.

O yıllarda Çanakkale’nin İstiklâl Savaşı’nın gazilerinden askerlerinden hayatta olanlar haftada bir Cuma pazarına Kale’ye gelirlerdi. O insanların kıymetini bilemedik. Onlarla konuşmalı, savaş anılarını dinlemeli not etmeliydik. İstiklâl savaşına katılan Bozlakoğlu Abdullah, Bozdoğan’dan Dursun Çavuş, sıhhiye çavuşu Osman Dayı (Meletoğlu), Gavrazlı Hasan ağanın Şükrü Çavuş, Buharalı Deli Niyazi, Cincinin Mehmet, “Mustafa Kemal Paşa’yı Sakarya’da cephede yanıbaşında sırtında sade bir asker kaputuyla..” gördüğünü anlatırken gözleri yaşaran Tonuç Mustafa emmi. Bunlar İstiklal Savaşı’na katılan isimlerini hatırladığım Bolamanlı kahramanlar. Kimbilir adları unutulmuş daha ne çok gaziler ne çok şehitler vardı. Mekânları cennet olsun..

1951 ya da 1952 yılı güz mevsiminde aydınlık bir gündü. Sabah erken çocuk konakta uyuyorken uyandı birden. Sesler mi duydu yoksa rüya mı görüyordu, kulağına çalınan eski bir Osmanlı marşıydı. İlk olarak annesi Şerefnur Hanım’dan duyduğu bu eski marşı Kale’de sabah vakti söyleyenler kimlerdi?

Çocuk yatakdan kalktı yalın ayak koştu pencereye ne görse iyi; sayısı bellisiz belki yüz belki ikiyüz Bolamanlı köylü dizilmişler yürüyüş kolunda üçer üçer ve omuzlarında mavzer, bellerinde kasaturayla sert adımlarla yürüyorlardı. Sanki onlar yeniden ondokuz yaşına dönmüştü. İlk talime çıktıkları gün kadar hevesli atılgan enerji dolu, asker ocağında edilen yemin kadar kutsal bir marşı haykırarak söylüyorlardı:  

Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı                                                                                         

Alsancaği teslim etti Allah’a ısmarladı,                                                                          

boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana,         

sütüm sana helâl olmaz saldırmazsan düşmana!..

Yaşları kırkbeşden yukarı ve yetmişden aşağı hani askerde ihtiyat denilenler var ya işte onlar boy sırasına göre dizilmiş düzenli, kimi kısa kimi orta kimi uzun boylu ama hepsi de soylu mu soylu. Varıp gelmişler uzak yakın köylerden sivil savunma tatbikatına. Değil mi ki devlet çağırmış görev başına. Lamı cimi yok gideceksin arkadaş demişler!

Tarlada çalışan elindeki kazmayı, çapayı, beli bırakmış, oduncu baltayı, tırpancı tırpanını, demirci örsü terk edip çekici elinden atmış, çoban koyunları Çomar’a emanet etmiş. Atlı inmiş atından, çatıyı aktaran kiremitçi çatıdan, balıkçı ağını, kayıkçı küreğin topuzunu, yelkenci yelken ipini, dümenci yekenin sapını bırakıp çekmiş bastırmış kayığı kumsala ve cümle esnaf, köylü, çiftçi uyarak devletin çağrısına katılmak için sivil savunma tatbikatına koşup yetişip gelmiş Bolaman çarşısına. Kasketli, poturlu, ayağı kara lastikli, çarıklı, ak yün çoraplı köylüler, emekçiler, gözüpek, cesur mu cesur, er mi er. Kimi Çanakkale’den şehit oğlu, kimi Sakarya’dan gazi hepsi de Mustafa Kemal’in askerleri. Çıkıp gelmiş otuz yıl, kırk yıl öncesinden Dumlupınar’dan, Sakarya’dan, Arıburnu’dan, Anafartalar’dan, manga manga, bölük bölük, uygun adımla sallayıp sarsarak Bolaman çarşısını yürüyüp geçtiler Odayanı’nı, yeşil ve mavi dağlara doğru uzaklaştılar…

"Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı alsancaği teslim etti Allah’a ısmarladı" nidâları yankılandı Akise’de, Alahman’da, dere içlerine yayıldı, Kömürlük dağının doruğuna, fındık dallarına takıldı kaldı. O gün bu gün o sesler hiç yitmedi, karıştı kâh Bolaman ırmaklarının uğultusuna kâh denizin çağaltısına…

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page