“Bu Benim Kentim mi?” diye sordum, tablolar cevap verdi…
- BAYRAM AYBASTI

- 4 gün önce
- 2 dakikada okunur

Dün akşam Tiyatro Sanatçısı -Yönetmen Çoşkun Çetinalp abi ile Tiyatro Utku Öksüz’ün “Bu Benim Kentim mi?” adlı kişisel sergisini Taşbaşı Sanat Alanı’nda gezdim.
Ama bu bir gezme değildi.
Bu, kentin nabzını tutmak gibiydi.
Bazen hızlanmış, bazen durmuş, bazen de hiç umursamıyormuş gibi atan bir nabız…
İlk tabloda, parçalanmış araçlar ve etrafında toplanmış insanlar vardı.
Bir kaza sahnesi gibi duruyor ama aslında kentin kendisi kaza yapmış gibiydi.
Herkes oradaydı ama kimse tam olarak orada değildi.
Bakanlar, bekleyenler, konuşanlar…
Ama hisseden pek yoktu.
Bu tablo bana şunu düşündürdü:
Kentte acılar artık bireysel değil, toplumsal bir alışkanlık.
İnsanlar olaylara değil, sıraya giriyor.
Duygular bile mesafeli duruyor.
Bir başka tabloda ise yıkıntılar arasında yürüyen iki çıplak figür…
Adem ile Havva’yı çağrıştıran bu sahne, ilk bakışta cesur; ikinci bakışta çok hüzünlüydü.
Üzerlerinde giysi yok ama utanç da yok.
Ellerindeki yapraklar, sadece bedenlerini değil, belki de kırılganlıklarını örtüyordu.
Yıkılmış binaların arasında yürüyen bu iki insan, bana şunu fısıldadı:
Kent çökerken insan hâlâ insan kalabilir mi?
Belki de ressam, “medeniyet” dediğimiz şey yıkıldığında geriye ne kalır, onu soruyordu.
Beton gider, duvarlar çöker, sistemler susar…
Ama insan?
İnsan kalır mı, yoksa kentle birlikte o da mı yıkılır?
Utku Öksüz’ün tablolarında renkler soğuk, figürler mesafeli, bakışlar donuk.
Ama anlatılan çok sıcak bir gerçek:
Bu kentte yaşıyoruz ama bu kent bizi ne kadar yaşıyor?
Yukarıdan bakılan sahneler, kalabalıklar içindeki yalnızlık, yıkımın ortasında sıradanlaşmış hayat…
Hepsi bugünün kent insanına tutulmuş bir ayna gibi.
Ve o aynaya bakmak kolay değil.
Genç bir ressamın bu kadar net, bu kadar cesur ve bu kadar derin bir kent eleştirisi yapabilmesi gerçekten takdire değer.
Utku Öksüz, süslemiyor, kaçmıyor, romantize etmiyor.
Gösteriyor.
Olduğu gibi.
Bu yüzden bu sergi sadece bir sanat etkinliği değil;
bir durup düşünme çağrısı.
Kendi adıma söyleyeyim:
Taşbaşı’ndan çıkarken tablolar duvarda kaldı ama sorular benimle geldi.
Genç ressamı yürekten kutluyorum.
Bu kenti bu kadar erken fark eden bir göz,
İleride çok daha büyük sözler söyleyecektir…












Yorumlar