top of page

Bizi Zaman Yenecek, Hatıralar Kalacak

Evler, ekseriyetle müstakil, odaları dar ama çok kalabalıktı.

Baktığında, bir hamlede beş çocuk doğuracak hissi veren, yaşa maya kokan analarla “Birinci” cigarasından dişleri paslı babaların boy boy çocukları, şarjöre dizilmiş mermi gibi yatardı, yer döşeğinde yan yana.

Döşek de yorgan da yastık da koyun yünündendi ve “Yüncüler Sokağı” diye bir yer vardı kentte, elyaf bilmem ne henüz icat edilmemişti.

Sapa, kulpa, kapağa

         itibar etme dostum

                 içi boş tencerenin

                             bu sofrada yeri yok

O devirlerde de “yan yana” kural olarak yan yana yazılmıyordu ve kardeş değin her koşulda, hep yan yanaydı. En azından çocuklukta kesinlikle yan yanaydı. Sonra zaman değişir, iklim değişir, her şey değişir.

Bir de “kardeş kavgası” dedikleri sağcılık solculuk dalgası vardı; sokakta tank paleti, sokakta düdük sesi…

Askeri darbe şartları, Ferdi Tayfur bile yasaktı “Durdurun Dünyayı” dediği için… Müslüm Gürses de yasaktı “Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar” dediği için… Hele “Batsın Bu Dünya” diyen Orhan Gencebay, küllü kâfir!

Kardeşlerin yan yana yattığı o müstakil ve dar odalı evlerde Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay dinlenirdi, tüm yasaklara inat. Bu da yoksulluğun “baş kaldırıyorum” hâliydi ve faşizm her türlü hâlden anlardı.

Yoksul, açlığını doyurmak için ekmek çalarsa “adi hırsız” dı, zengin tokluğuna rağmen çalarsa “kleptomani” ydi; evvel ahir değişmedi bu ve değişmeyecek. Bu da faşizme dairdir.

Ne zaman ve nerede çalarak zenginleşip, zenginleşip semiren ve semirdikçe güçlenen azgın azınlık görürsen, orada faşizm hakim demektir, vaziyet al! Faşizm, insanlık suçudur!

Eşyalar, zamane tabirle mobilyalar, işlevsel, özel ve anlamlıydı. Mobilya dediğinin harbiden de stratejik bir manası vardı. Mesela çekyat; koltuktu, yataktı, kütüphaneydi, gardroptu, kilerdi, raftı… Şıktı, derleyip toplar, sarar sarmalar, o dar odaları yuva yapardı. Anaçtı ve tutumluluktu, evladiyelikti…

O dar odalar, kuzine sobalarla ısıtılırdı ve bizim buralarda fındık kabuğu yakılırdı, odun yahut kömür yerine. Neyimiz varsa, bolsa ondan ikram ederdik ömrümüze yani.

O kuzine sobalarla baca deliği arasına döşenen borulardan süzülür giderdi, harlı harlı yanan fındık kabuğunun dumanı ve asla hava kirliliği değildi, dar odalı, müstakil, dışı sıvasız, kolon demirleri dışarıda o evlerin bacasından çıkan duman.

O boruların en münasip yerinde çamaşır kurutmak için telden, kılçık bir aparat vardı ve zamane “kurutma makinesi” nin atasıydı.. Sonra fokur fokur fokurdayan çaydanlık ve üzerindeki demlik, zamane çaycı… Sacına serili dilimlenmiş ekmekler için ekmek kızartma makinesi ve fırın gözü, mikrodalga dedikleriydi daa!

Bizi zaman yenecek

Ve acılar kalacak

Eşyaların, objelerin ruhu vardır, çok inanırım buna. Doğru ya da yanlış, asla tartışmaya açık değilim, bu hususta bildiğin sabit fikirliyimdir. İşte bu, fikrimin ince gülünden mütevellit olsa gerek, eskiler biriktiririm hep, aklım erdiğinden beri.

Bazen, bazılarında yemiyor klişeler ve bitmiyor eskiler yenide… Bazı hisler de böyledir, bitmemiştir belki ama eskidir. Eskilik, gereksizlikten daha beter…

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page