Bir Kara Mehmet Öyküsü/Beşinci Mehmet

Fatsa’nın Hanigaze gibi Garipoğlu Cemil gibi mizah ustaları varsa Bolaman’ın da şoför Kara Mehmed’i, Topçunun Vahittin’i, Goloğ Mehmet dayısı ve Yanuk Sali’si vardır. Kara Mehmed’i (Mehmet Ergün) bilenler bilir bilmeyenler de adını duymuş olabilir çünkü aradan yıllar geçse de hikâyeleri nükteleri anlatılır sık sık adı anılır. Bu gibi insanların sözleri hikâyeleri yaşanan olaylar karşısında tutumları mizahî olmaktan başka toplumsal eleştiri mesajları da içerir.
Kale’den doğuya Yalıköy’de Belice’de Medreseönü’de Okçulu’da da neşe kaynağı benzer insanlar vardı. Cennet kıyıların kayıkçı ve balıkçı çocuklarından çok yakın beş arkadaş, arkadaştan ileri sanki kardaş beş Mehmetler vardı. Mehmetlerin içtikleri su ayrı gitmez, kahvede dört kol iskambil oynar, tavla atar, ağları birlikte eller ayırır onarır, kayığı birlikte boyar, birlikte suya atar, denize birlikte çıkar, tutulan avı aralarında paylaşırlardı. Beşinin birarada olduğu yerde biri Mehmet diye seslense kimin kimi çağırdığı, kimin dönüp sesten yana bakacağı karışır bazan beş yerden birden yanıt gelirdi. Bizim akıllı sahil halkı bu şaşkınlığa da çözüm buldu, Mehmetleri birbirinden ayırd edecek birer ayama (takma isim) uydurdu. Papparın Mehmet, Acanın Mehmet, Şeytan Mehmet, Çivi Mehmet, Piç Mehmet. Bu adamların herbiri becerikli zeki matrak şakacı çocuklardı. Çocuklar dersem sözün gelişi aslında yirmili otuzlu yaşlarında genç adamlar herbiri zıpkın kadar balıkçı yelken kadar kayıkçı ama hepsinin ortak yanı neşeli ve şakacı olmaktı. O yıllarda limanı barınağı bulunmayan fırtınası eksik olmayan Karadeniz’de kayıkçılık kolay bir zanaat değildi. Kayıkçı ister istemez yaşamı elden geldiğince hoş karşılayacak bazan zor koşulları şakaya dökecekti şakaya dökmese denizin kahrı nasıl çekilecekti…
Kahramanımız Bolamanlı şoför Kara Mehmet yağmurlu bir gün 1939 model iki kapılı yazın sıcak havalarda üstü açılan tenteli Merküri arabasıyla Fatsa’dan Bolaman’a gitmekte Bolaman ırmağı üç gün aralıksız yağan yağmurdan bulanık taşkın akmaktadır. Yeşil Merküri otomobil çamurlu toprak şosede su dolu çukurlarda hendeklerde hoplayarak etrafa çamur sıçratarak ilerler. Cam sileceklerinin ritmik sesler çıkararak çalıştığı yağmur damlalarının ıslattığı ön camdan görünen manzarada kırmızılı siyahlı peştemalın altında kara çorapları dize kadar çamura bulanmış bir köylü kadın yün atkı sarınmış sırtında dolu bir heyle (örme sepet) başı öne eğik, beli bükük yola gitmektedir. Kara Mehmet kadıncağızın haline acınır kadının boyu posu Kara Mehmed’e annesi Zülfiye ablayı hatırlatır, sanki kendi anası eza çekiyormuş gibi bir duyguya kapılı.
Birden rikkât-i kalbe gelen Kara Mehmet freni pompalar yavaşlar yol kenarında köylü kadının yanında durup camı açar
-Buyur ana gel nereye gidiyorsan seni götüreyim, der.
"Allah razı olsun oğlum benim yolum uzun saa (sana) zahmet olmasın."
-Zahmet olmaz ana aha bu makine uzak yere gitmek uzun yolu kısa etmek için icad olmuş bu yağmur yağışta seni yolda selde bırakacak değilim nereye istersen giderim.
Yaşlı kadının evi Mederese’ye yakın bir yerdedir. Kara Mehmed yağmurdan ıslanış kadını evin önüne kadar götürür. Yolda konuşurlar söz sözü açar:
Kara Mehmet; "Ana sen kimlerdensin?"
Kadın; "Oğlum ben kayıkçı Mehmedin anasıyım."
Kara Mehmed; "Hangi kayıkçı Mehmet, Acanın Mehmed mi?
Kadın; "Yok oğul Acanın Mehmed değil onun arkadaşı kayıkçı Mehmed."
Kara Mehmed; "Papparın Mehmed mi?"
Kadın; "Yok oğul o da değil hani bi Mehmet var ya ufak boylu olan."
Kara Mehmed; "Ha annadım sen Şeytan Mehmed’in anasısın."
Kadın; "Yok oğlum yok ben saa anlatamadım hani bi Mehmet daha var ya esmer karaca işte o benim oğlum."
Kara Mehmed; "Haa bildim bildim şu çivi Mehmed dedikleri uşak."
Kadın; "Yok oğlum o da değil hepisini saydırdın bana ama bilemedin çivi Mehmet de değil…"
Kara Mehmet yanıtı almıştır beş Mehmetten dördünün adı sayılmış geriye bir piç Mehmet kalmıştır. Muzip Kara Mehmet anlamazdan bilmezden gelir yaşlı kadının söylemek istemediği kelimeyi ne yapıp ne edip ona söyletecektir. Yapacağı şakayı aklında kurar lafı dönderir dolaştırır sonunda anayı konuşturur.
Kara Mehmet; "Ana kayıkçı Mehmetlerin hepsini bir bir saydık başka kim kaldı ben senin oğlunu bilemedim!"
Yaşlı kadın dayanamaz sonunda baklayı ağzından çıkarır; "Be oğlum beni kötü söyletme dedim sabrettim ama sen beni mecbur ettin hani Piç Mehmet dedikleri uşak var ya işte o benim oğlum ben piç Mehmetin anasıyım… "
Kara Mehmet çok şaşırmış gibi rol yapar, birden kadından yana döner gözleri iri iri açılmıştır hayretle sorar; "ANAAA SAHİ Mİ dedin aha şimdi bildim saa ayıp olmasın diye soramadım ama madem sen söyledin ben de hep merak eder dururdum sahi oğluna yakıştırılan ayama (takma isim) doğru mu Piç Mehmet hakikaten piç midir?"
Kadın; "Yok oğlum yok doğru değil iftiradır Piç Mehmet babasının oğludur ona soyundan değil huyundan dolayı Piç Mehmet derler Allah şahit oğlum piç değildir."
Şakayı tadında bırakan Kara Mehmet hemen ciddileşir; "Bilmem mi anacığım helbet bilirim Mehmet’in piç olmadığını herkes bilir ben sana şaka yapmak hem senin çekinceni utancını kırmak saklanan tertemiz gerçeği ortaya çıkarmak istedim…" der yaşlı kadının gönlünü alır elini öper uğurlar…
Kara Mehmet bu söylemiyle anayı incitmek kırmak istememiş aksine onun üzerine düşen bir gölgeyi kaldırmayı amaçlıyordu bu yaptığı şakayla aşağılayıcı bir sözcükle üstü örtülen hakikati bir yakışıksız maske kelimenin altından çekip çıkarmış bu gibi sözlerin insana yakıştırılıp ayama (takma ad) yapılmasının yanlışlığını vurgulamıştı ışıklar içinde uyusun…












