Bir Bolaman Hikayesi “Denizde Çimen Kısrak”
- Osman Kademoğlu

- 32 dakika önce
- 4 dakikada okunur

Lâleli köyünden Çamuralinin Mehmed’in oğlu Ali Cihan (soğancı Ali) on yaşından başlayarak ekmeğini taştan çıkaran hayatı boyunca dur durak bilmeden alın teri kurumadan çalışan bir gençti. El kadar çocukken mal güderek odun kırarak su çekerek mısır biçerek baba evine el vererek çalışmaya başlamıştı. İkinci dünya savaşına denk gelen yokluk yıllarında tarla tapanı bırakıp okula gitmeye zaman bulamadı.
Yeniyol yapılırken yola amele yazılmış kazmayla kazmış balyozla kırmış, büyük küçük demeden işlenecek, mısır darı sebze verecek her karış toprağı yolmuş çapalamış bellemiş, değirmene zahire çekmiş, çuval taşımış, kamyonlara takalara yük yüklemiş, yaz başında tırpana, yaz sonunda harmana gitmiş, hamsi ığrıplarında çalışmıştı. Ali çoğu Bolaman köylüsünün yazgısını paylaşan sabırlı, fedâkâr (özverili), kanaatkâr, şikâyet etmeyen en zorlu işlerden gocunmayan, helâl kazanan helâl geçinen ailesine çocuklarına haram lokma yedirmeyen bir güzel insandı.
Ali Cihan iyi huylu, sakin, yumuşak başlıydı. Büyük sözü dinler, olacak işe olmazlanmaz, kimsenin hatırını kırmaz ama zora da boyun eğmezdi. Gereğinde cesur ve korkusuz olduğu kadar alçak gönüllüydü. Kahraman’ın Halil’in evi yandığı gün komşuluk hatırı uğruna cayır cayır yanan eve girmiş, fakirin birkaç eşyasını ve içerde sıkışıp kalan kediyi ateşten kurtarmıştı ama avuçlarının içi yanmıştı.
Ali Cihan’ın Yeri gelince yiğitlik damarı tutar canını tehlikeye atar kahramanca işler yapar ama sanki ayıplanacak bir şey yapmış gibi yaptığı en yararlı en güzel eylemi saklar, sözünü etmez, eğer biri yaptığı iyiliği söyler kendisini överse övülmekten, cesareti söylenmekten canı sıkılır mahcup olur yere bakar yüzünü saklardı.
Kadında kızda rakıda sazda aklı olmayan aile hayatına ve eşi Hayriye ablaya çocuklarına mûtî (itaatlı saygılı) bir adamdı. Tek eğlencesi o da arada bir yorgunluk atmak soluklanmak için uğradığı kahvede aznif oynamaktı. Parasına değil çayına kahvesine oraletine en kabadayısı dilsiz Sami’nin fırınında bir yağlısına veya bir paket Bafra cigarasına aznif oynardı.
Sıcak bir yaz günü Ali Cihan, ben, kardeşim Mahmud ve babam Tahsin bey hep birlikte Mahmutevyanı fındık bahçesine tırpana gitmiştik. Fındık ocaklarının dibinde biten çevresini saran yabânî otlara dikenlere tırpan sallayarak bir hayli yorulduktan sonra akşamüstü Kale’ye dönerken Mahmutevyanı’yla Kale arasında yarı yoldan az beride karayolunun kenarında sonradan kendin pişir kendin ye et mangal yeri olan, üst yanında gölgeli namazgâh bulunan hayrat çeşme başında dinlenme molası verdik. Babam çeşmede elini yüzünü yıkayıp serinlemek için başından fatör şapkasını çıkardı tutsun diye Aliye verdi.
Babam yüzünü yıkadıktan sonra Ali eğilmesin bükülmesin diye iki elinde tepsi taşır gibi itinayla tuttuğu fatör şapkayı babama uzattı, babam fatörü aldı Ali’nin başına koydu. Ali çok şaşırmıştı. Hiç beklemediği bir şey olmuş başına en iyisinden bir Borsalina fatör şapka konmuştu.
Ali taç giymiş kral gibi bir süre sessiz gururlu durdu sonra şapkayı yavaşça başından alıp babama uzattı geri vermek istedi. Babam; "Ali şapka senin olsun bugün bu şapka beni güneşten korudu sen ise güneşin altında yandın kavruldun aynı işi yaptığımız halde sen benden fazla ter döktün bu şapkayı bugün benden daha çok sen hak ettin" dedi.
Ali hayatında ilk defa okumuş insanların memurların beylerin giydiği dünyaca meşhur Borsalino marka fatör şapkaya hiç beklemediği bir anda sahip olmuş üstelik fatör Ali’nin güneş esmeri yüzüne çok yakışmıştı. Ali o şapkayı yıllarca giydi şapkayla gezdi dolaştı, fatör şapka giyen insanlarla tanıştı, arkadaş oldu, onların da kendisi gibi sade vatandaşlar olduğunu şapkanın bir ayrıcalık sağlamadığını anladı mutlu oldu.
Fatör şapka o yıllarda çoğunlukla okumuş aydın sınıfın kullandığı benimsediği, beyaz yakalı denilen üst düzey bürokratların sembolü olan bir başlık sayılıyor fatör giyenler toplumda daha bir itibar görüyordu. Ali hiçbir zaman hiçbir şey söylememişti ama yakınlarının söylemeyip sakladığı duyguları sezinlemekte maharetli olan babam Tahsin Bey fatör şapkayı için için beğendiğini, heves ettiğini sezinlediği Ali’ye uygun bir vesile bularak beğendiği şapkayı hediye etmişti.
Yıllar sonra Ali hayat gailesine, yorucu emeklerine sırt verecek yükünü çekecek kendisine can yoldaşı olacak bir at satın aldı. Ali ağabeyin atı kestane rengi, sırtı sağrısı geniş, yelesi kuyruğu ve ayakları siyah, alnı beyaz akıtmalı, yüke alıştırılmış güçlü kuvvetli ama güzel huylu mûnis bir kısraktı. Atın adını sorduğun zaman Ali ağabey; "Bey, atın adı olmaz ki bunun adı yok ben ona kızım derim kızım diye çağırırım!" Demişti.
Artık Ali Cihan Kale’ye doru kısrakla gelip gitmeye başladı, atıyla yoldaş arkadaştı. Harman yerinde yükleyip Kale’de Ömer dayının mağazasına veya Selamlığın giriş katında depo işlevi gören eski mutbağa çuval çuval fındık çekiyor, ormana oduna gidiyor, bazı Pazartesiler Fatsa pazarına yolu düşüyordu.
Ali doru kısraktan en çok çakıl işinde yararlandı. Çakıl çekmek için altında kapak bulunan iki kasa sandık yan yana semerin üstüne bağlanır, deniz kenarında kürekle kasalara doldurulan çakıl kumsaldan yukarı çekilir yol kenarına dökülür bir kamyon dolduracak yığın yapılır. Kamyon gelince çakıllar bu kere kürekle kamyona yüklenirdi.
Çakılcılık çok zahmetli bir işti. Ali öğlen vakti çakıla ara verir öğlen aşını yerken başında yem torbasıyla doru kısrak da denize karşı durur karnını doyururdu.
Kestane rengi at deniz kenarına gide gele denize alışmıştı. Başka atlar gibi sudan ürkmüyor aksine denizi seviyordu. Alamuk bunaltıcı bir gündü sıcakta çakıl çekmekten usanan yorgun doru kısrak Ali’den izinsiz kendiliğinden denize yürüdü, bileklerini aşkın suya girdi orada durdu, başını çevirdi sahibine baktı. Haydi, sen de gel bir güzel ter atalım çimelim yıkanalım der gibi Ali’nin gözünün içine bakıyordu. Ali doru kısrağa hak verdi.
İnsanları kırmadığı gibi doru kısrağın hatırını da kırmadı olmaz demedi, sırtına bağlı çakıl sandıklarını indirdi, atın karnını sıkan yün kolanı çözdü, bellemeyi (keçeyi) ve semeri aldı. Kendisi de soyundu. Ali Cihan ve doru kısrak birlikte kumsaldan denize yürüdüler atın boynuna kadar suların koynuna girdiler, ter atıp dinlendiler bir güzel yıkanıp çimdiler.











