ATATÜRK’ÜN KARADENİZ GEZİSİ VE HAMİDİYE’DE YAŞANANLAR
“Haziran ve Eylül 1924’te Hamidiye’nin Ordu ziyareti”

Değerli Ordulular!
Birçoğunuzun bildiği üzere Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 1924 yılı Eylül ayı ikinci haftasında zat-ı âlilerine tahsis edilen Hamidiye Kruvazörü ile Karadeniz şehirlerini kapsayan yurt gezisine çıkmıştır.
Bu yazımda sizlere bu seyahatin çok az bilinen detaylarını, yazımın sonunda kaynak olarak beyan etmiş olduğum eserleri esas olarak aktaracağım. Beyan etmiş olduğum kitap yazarları döneme şahitlik eden bahriye subayları ve o dönemde Deniz Harp Okulu’nda okumakta olan subay namzetleridir.
Şu hususa değinmeden de yazıma geçmek istemiyorum: Ben tarihçi ya da yerel tarihçi asla değilim, asla da kendi kendime bu unvanları atamadım. Ben! Konunun belgeye dayalı yazılan kaynak eserine veya belgesine ulaşmadığım hiçbir bilgiye itibar etmeyen dikkatli bir tarih meraklısıyım. Sizlere hitaben bir konuyu kaleme alırken de ATATÜRK’ ün şu veciz sözü her zaman çalışma parolam olmuştur.
“TARİH YAZMAK, TARİH YAPMAK KADAR MÜHİMDİR; YAZAN YAPANA SADIK KALMAZSA DEĞİŞMEYEN HAKİKAT İNSANLIĞI ŞAŞIRTAN BİR HAL ALIR".
ATATÜRK’ÜN KARADENİZ GEZİSİ VE HAMİDİYE’DE YAŞANANLAR
“Haziran ve Eylül 1924’te Hamidiye’nin Ordu ziyareti”
Paşa hazretlerinin Ordu’ya gelişinden dört ay evvel Hamidiye Ordu’da…
Deniz Harp Okulu öğrencilerinin eğitim ve öğretimine okul gemisi olarak tahsis edilen Hamidiye, Akdeniz ve Ege turunun ardından Çanakkale Boğazından Marmara’ya girmiş ve 16 Mart 1924 Dolmabahçe önüne demir atmıştı. Deniz Harp Okulu öğrencileri Dolmabahçe önünde ders ve talimlerine devam ederken, Okul Kumandanlığı ikinci bir eğitim seyri planını Genelkurmay Başkanlığına kabul ettirmişti. Plana göre; 30 Mayıs -3 Temmuz 1924 tarihleri arasında Karadeniz gezisine çıkılacaktı. Saray önünde demirli Hamidiye’ye 30 Mayıs 1924 günü Trabzon gemisi yanaşmış Trabzon’da yüklü 600 ton kömür öğrenci ve mürettebat tarafından Hamidiye’nin kömürlüğüne indirilmişti. (BÜYÜKTUĞRUL, Afif. Cumhuriyet Donanmasının Kuruluşu Sırasında 60 yıl Hizmet -1918-1977- Dz.K. Deniz Basımevi Müdürlüğü yayınları. İstanbul. Temmuz 2005.C1. s.56)
31 Mayıs günü kazanlarını ateşleyen Hamidiye demirli olduğu Dolmabahçe önünde Karadeniz boğazından gelen kuvvetli akıntıyı mahsurlu görmüş, manevra yapmadan Marmara’ya çıkarak burada manevra yapmış ve tekrar boğaza girerek Karadeniz’e doğru orta süratle seyrine başladı.
2 Haziran’da Kdz. Ereğlisi, 5 Haziran’da Sinop’a uğradıktan sonra Samsun’u takiben 8 Haziran 1924 tarihinde Ordu önünde demir attı. (BÜYÜKTUĞRUL, C1. s.57)
8 Haziran 1924 Hamidiye Ordu önünde…
Hamidiye’de eğitim gören dönemin Deniz Harp Okulu öğrencisi Emekli Tümamiral –merhum- Afif BÜYÜKTUĞRUL anılarında Ordu’ya dair şu tespitleri kaleme almıştı:
“Ordu’ya geldik. Burası da köy halinde; ne gezilecek, ne de görecek hiçbir yeri yok. Yalnız halktan büyük bir şaşkınlık gördük. Sandallarla geminin etrafına geliyor ve “Yaşasın Hamidiye” “Yaşasın donanma” diye bağırıyorlardı. Gemiye çıkabilenler de sancağımızı, güvertemizi, toplarımızı öpmeden ayrılmıyorlardı…” (BÜYÜKTUĞRUL,C1,s.58)
Ordu önlerinde demirli Hamidiye’nin kumanda heyeti işkampavya ile şehre çıkmış yerel hükümet yetkililerini ziyaret etmişlerdi. Gemi kumanda heyetinin Hamidiye’ye dönmesinin ardından usul gereği Ordu Liva Mutasarrıfı ve Belediye Reisi’ de beraberindeki bay-bayan Ordulularla birlikte gemiyi ziyaret etmişlerdi.
Hamidiye’ye çıkan mutasarrıf ve reis gemiyi dolaşmış ve ardından gemi kumandanı (Güv.) Korvet Kaptanı (Güverte Binbaşı rütbesinin karşılığı) Hüsamettin Bey’in (ULSEL) kamarasında ağırlanmışlardı. Ordu Liva Mutasarrıfı ve Ordu Belediye Reisi gemiden ayrılmadan önce geminin şeref defterine yazılan müşterek metni de imzalamışlardı.
“Vatanımız üzerinde pek kesif izleri bırakan imtiyazlar memleketin savunma kuvvetlerine kadar girerek Deniz Kuvvetlerimizin şanlı savaş gemilerini Haliç’te mahkûm ve harap bir duruma sokmuştu.
Meslek aşkı bu kesafeti yıktı. Allah sayesinde savaş gemilerimizin kıyılarımızda kurt haşmetiyle şanlı bayrağımızı dalgalandırması ve Kahraman Hamidiye’nin Ordu gibi vatana ve Deniz Kuvvetlerine çok bağlı bir vilayete getirilmesi milletimizin gelecek Deniz Kuvvetlerimizin gelişmesi için şerefli bir haber olarak karşılarız.
Hamidiye’nin ebedi kahramanlıklarını yaşatan pek sayın aynı zamanda mutlu kurulunu aynı zamanda başta komutanları olduğu halde Ordu samimiyetle ağuşları arasında görmekle bahtiyardır.
Gemideki intizam ve faaliyet, Hamidiye erkânında azim ve metanet Türk Deniz Kuvvetlerindeki gelecek yüksek gelişmeye parlak bir işarettir. Memleketimizde bıraktıkları anılar ebedi olarak kalacaktır. Cümlesini tebrik ve vazifelerinde başarılar dileriz” 8(20) Haziran (1340) 1924
İmza: Mutasarrıf Şevket - Belediye Reisi Yusuf. (metin sadeleştirilmiştir)
Hamidiye’nin Ordu ziyareti esansında donanma tarihinde pek nadiren görünen belki de bir ilk yaşanmıştı.
Mutasarrıf ve Belediye Reisi ile birlikte Hamidiye’ye çıkan bir grup Ordulu hanımefendi ki bunlar; Ordu Mebusu Em.Güv.Yüzbaşı Recai Bey’in eşi Emine, Liman Reisinin eşi Melek, Hazinedar Osman Paşa’nın torunu Zahide, Hacı İbrahim Efendinin kızı ve eşi, Aziz oğlu Saim Bey’in kızı Hatice, Erkan-ı Harp Miralayı (Kurmay Albay) Şakir Bey’in eşi Faika, Rüsumat Kontrol Memurunun (Gümrük Muhafaza Memuru) eşi Remziye, Ordu Kız Mektebi Türkçe Öğretmeni Nuriye ve Hattat Mehmet Bey’in eşi Didar hanımlar Hamidiye’nin şeref defterine şu notu yazarak altını imzalamışlardı;
“Şanlı Hamidiye’mizin saygıdeğer komutan ve subaylarının kadınlara karşı gösterdiği saygıdan ötürü kalbi teşekkürlerimizi taktim etmekle iftihar ederiz”
(20) 8 Haziran (1340) 1924 (KÜÇÜKOĞLU, s.150)
Evet! Bu bir ilkti! Türk donanma tarihinde ilk defa kadınlar toplu halde bir savaş gemisini ziyaret etmiş ve şeref defterine çeşitli söylemlerin yanı sıra müşterek bir not yazarak imzalamışlardı.
Ordu’dan ayrılış...
Yerel hükümet yetkilileri ve Ordu halkının ziyaretinin ardından demir alan Hamidiye, Giresun, Trabzon ve Hopa limanlarını da ziyaret ettikten sonra İstanbul’a dönüş seyrinde bir kez daha Ordu açıklarından geçtiği anda Orduyu siren çalarak selamladı ve 23 Haziran 1924 tarihinde Samsun’a yanaştı. Dönüş seyrinde de kıyı ziyaretlerine deva eden yorgun fakat haşmetli Hamidiye, 3 Temmuz 1924 tarihinde Dolmabahçe önünde demir attı.
(Merhum) Em. Tümamiral Afif BÜYÜKTUĞRUL’un Karadeniz gezisine dair öğrenci günlüğüne ve daha sonra yayınlanan anılarında paylaşmış olduğu genel değerlendirmesi başta Ordu ve diğer Karadeniz şehirlerinin halkı için önemlidir;
“… Karadeniz halkı, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı’nın acı hatıralarından ötürü donanma ve savaş gemilerine Akdeniz halkından daha yakın. Bu yakınlığı sadece Ordu’da değil, ondan sonra uğradığımız Giresun, Trabzon ve Hopa limanlarında da gördük. Halk bizleri uzak mesafelerden sandallarla karşıladı ve sandallarla uğurladı.” (BÜYÜKTUĞRUL, C1. s.58)
. . . . .
Hamidiye Dolmabahçe önünde…
3 Temmuz 1924 tarihinde Dolmabahçe önüne demir atan Hamidiye, tersanenin teknik ekibi tarafından bakıma tabi tutulmaktayken Deniz Harp Okulu öğrencileri ise kısa süreli bir tatile çıkmışlardı.
Bu arada sizlere Hamidiye hakkında kısa bir bilgi aktarımı yapayım:
İngiliz Sir W.G. Armstrong Whitwort & Co. Ltd şirketine sipariş edilen “Abdulhamit Kruvazörü” Nisan 1902 tarihinde Elswick’te kızağa konularak inşasına başlandı. 25 Eylül 1903 tarihinde İngiltere’de denize indirildi. Aralık 1903’te Osmanlı donanmasına teslim edildi. (GÜLERYÜZ, s.1-2). Sultan Abdulhamit’in tahtan indirilmesinin ardından bu kruvazöre “Hamidiye” adı verildi. (GÜLERYÜZ, s.2). Teknik değerleri: Tipi: Zırhlı Kruvazör Deplasman: 3904 t normal Boyutlar: Uzunluk 112.0 m, Lpp 103.6 m., 314.5 m. , 04.8 m. Tekne (gövde): Çelik Makine: Buharlı, 3 şaftlı. Ana makine: 2-4 eyl, 12000 ihg, Hawtham, leslie. Kazan: 16 Niclausse su borulu kazan. Hız: 22.2 kts. Katıldığı savaşlar: Osmanlı-İtalyan, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı.

Yavuz ve Hamidiye 1924
Hamidiye Marmara’ya çıkıyor…
Hamidiye’nin bakımı tamamlanmış öğrenciler de izinlerini tamamlayarak gemilerine dönmüşlerdi. Kömür ve kazan suyu ikmali yapılan Hamidiye, Temmuz ayı sonunda Marmara’ya çıkış yaptı. Tüm mürettebat ve öğrenciler muhtemel bir denetleme için hummalı bir çalışma içerisindeydiler. Donanma Kumandanı aynı zamanda İstanbul milletvekili olduğundan Ankara’da bulunmaktaydı bu nedenle İstanbul’daki faaliyetlere katılamamaktaydı. 2 Ağustos 1924 sabahı 09:00 civarı Donanma Kumandanı vekili Korvet Kaptanı (Binbaşı) Aziz Mahmut Bey gemiye geldi. Aziz Mahmut Bey (BÜYÜKTUĞRUL,C1.s.59) tarafından denetlenen Hamidiye ve kumanda heyeti tam not almıştı. Teftişin ardından Marmara’ya çıkan gemi, uzun süre İzmit’te kaldı. Eğitim ve ziyaret kapsamında Gemlik, Bandırma, Erdek, Avşa, Marmara Adaları, Gelibolu, Tekirdağ ve Silivri rıhtım-limanlarına uğrayarak bir ay sonra 25 Ağustos 1924 tarihinde İstanbul’a döndü.
İstanbul’a dönen Hamidiye’de teyakkuz (Eylül 1924)…
“Akdeniz, Karadeniz ve Marmara gezilerini yaptıktan sonra Hamidiye kruvazörünün onarılması gerekmişti. Bizde bugün yarın “Haliç’e giriniz!” diye gelecek emri bekliyorduk. Hâlbuki birden bire Hamidiye’nin bordasına Trabzon adlı kömür gemisi yanaştı ve bize 600 ton kömür verdi. Bu kömürü alırken gece karanlığında yanımıza yedekte Mecidiye kruvazörü geldi. Gölcükten geliyordu. İstimi ve makinesi olmadığı için bize aborda olmak istedi…”
“Yarın Haliç’e gireceğim. Bordanızı açıp beni alınız.”
“…Mecidiye kruvazörü 1915 yılında Odessa sularında mayına çarparak karaya oturmuş, Ruslar tarafından onarımına başlanmış, fakat onarımı bitmeden Ruslar harp dışı oldukları için gemi tarafımızdan (Osmanlı Hükümeti) alınmış ve Hamidiye’nin yedeğinde İstanbul’a getirilmiş, 1923 yılında da Gölcük’e çekilmişti. Esasında üç bacası olduğu halde Rusların koyduğu tek baca ile duruyor ve hareketten sakıt durumda bulunuyordu.

Resim: Mecidiye Kruvazörü
Acele kömür aldığı için Hamidiye’nin de ona (Mecidiye’ye) yardım edecek hali yoktu. Fakat Hamidiye ret cevabı verince Mecidiye komutanının canı sıkılıp bizim ikinci komutana küfürü basmıştı. Kömür alıp da gemiyi tekrardan pırıl pırıl boyadıktan sonra biz deniz talebelerini alelacele bir römorköre doldurdukları gibi Mekteb-i Bahriye’ye yolladılar. Sonradan öğrendik ki, Hamidiye kruvazörü ATATÜRK’ün Karadeniz limanlarına yapacağı geziye tahsis edilmiş… Mekteb-i Bahriye’de bizleri çk tutmadılar, hemen izinli olarak evlerimize yolladılar… Benim evim Bebek’te olduğu için Hamidiye ve Peyk-i Şevketi Boğaz’dan (Marmara’ya) çıkarken gördüm. Doğal olarak içinde ulunamadığım için pek üzüldüm…”
Anılarında; Marmara’daki eğitim sürecinin ardından İstanbul’a dönen Hamidiye’de ansızın yaşanan teyakkuz halini ve gemilerine verilen görevi bu sözlerle aktarıyordu (Em.) Tümamiral Afif BÜYÜKTUĞRUL (BÜYÜKTUĞRUL,C1,s.61-62).
Hamidiye’de bunlar yaşanırken Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Bursa’da bulunmaktaydı.
29 Ağustos 1924’te Ankara’dan hareketle önce Dumlupınar’a geçen Mustafa Kemal Paşa (DİNLER, Sayı:38, s.275) buradan da Bursa’ya geçtiler. Bursa’nın düşmanın işgalinden kurtuluşunun ikinci kutlamalarına katılan Gazi Mustafa Kemal Paşa ani bir karar alarak Karadeniz seyahatine çıkmayı planlamıştı. Başlangıçta seyahatin Peyk-i Şevket ile yapılması planlandıysa da kısa süre sonra Peyk-i Şevket’in bu seyahat için uygun olmadığı değerlendirildi. Peyk-i Şevket, Mudanya bulunmaktaydı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Gemlik, Mudanya ve Bursa sularında seyahatine tahsis edilen Söğütlü Yatı’na refakat etmekteydi.
Seyahatin Hamidiye ile yapılmasına karar veren Hükümet ve Genelkurmay yetkilileri, Peyk-i Şevket’i derhal İstanbul’a sevk etmişlerdi. Peyk-i Şevket Hamidiye’nin hazırlık halini denetleyecek sivil ve askeri yetkilileri İstanbul’a götürecek, Hamidiye’nin Mudanya ya seyrinde kendisine refakat edecekti.
Hükümet ve Genelkurmay yetkilileri Hamidiye’de (İstanbul)…
“6 Eylül 1924 cumartesi günü, Hamidiye kruvazörü Dolmabahçe önünde demirli olduğu sırada, gemiye kıdemli bir subay gelerek, geminin ikmalinin ivedilikle tamamlanmasını Cumhurbaşkanımızın Mudanya’dan alınarak Karadeniz’e çıkarılacağını bildiren emri ve haberi getirmesi üzerine, gemide hummalı faaliyet başladı. Gemide bulunan öğrenciler Heybeliada’ya gönderildi. İzinler kaldırıldı, izinliler çağrıldı. Tersanenin ve ikmal gruplarının sabahlara kadar açık olması bildirildi. Liman daireleri, erzak ambarları, İstanbul Deniz Teşkilatı seferber olmuştu. Kuruçeşme’den acele satın alınan 750 ton kömür, mavnalarla taşınarak, dışarıdan temin edilen amelelerle gemiye yüklendi. Kömürden sonra gemi yıkandı ve boyandı. Hamidiye harekete hazırdı. Gemiz Komutanı ( Binbaşı Hüsamettin Bey) ve gemi subayları, subay salonunda asılı olan Rauf ORBAY’ın resminin kaldırılıp kaldırılmasını tartıştılar ve kaldırılmasına karar verdiler. Oysa Yüce Atatürk bilse, bence resmin indirilmesine mani olurdu. 8 Eylül 1924 pazartesi gününün ilk saatlerinde hareket eden Hamidiye (İstanbul’dan) gün ağarırken Mudanya’ya demirledi. Baş Kâtip Tevfi Bey (BIYIKLIOĞLU) gemiye gelerek tetkiklerde bulundu. Subayların. Salon ve kamaraları boşaltmasını rica ederek gemiden ayrıldı. ATATÜRK’ün çok kibar ve ince bir kişiliği vardı. Bu seyahatte gemi subaylarını rahatsız ettiğinden, üzüntülerini Yozgat Milletvekili Salih (BOZOK) ve Gemi Komutanı Hüsamettin Ünsel’e bildirmişti…” (ERBİL, Kazım. Bahriyede Gördüklerim Duyduklarım. Kastaş Yayınevi. Birinci baskı. İstanbul. 2007. s.33-34).

Kartpostal içeriği: Kalyon Kaptanı (Albay) Rauf Bey ve Hamidiye
Hamidiye ve Gazi Mustafa Kemal Paşa Mudanya’da…
11 Eylül 1924 pazartesi günü Mudanya’da demirli olan Hamidiye tekmil hazırlıklarıyla göreve hazırdı. Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Bursa’dan otomobille Mudanya’ya hareket etmişti. Seyahatinde kendisine refakat ve eşlik edecek heyetin çoğunluğu önceden Mudanya’ya gelmiş bulunmaktaydı.

Hamidiye

“… Ertuğrul yatından alınan beş çifte maun futaya Üsteğmen Seyfi (BENGİ) ve diğer altı çifte ile motora bire asteğmen verilerek iskeleye gönderildi. Öne eşyalar ve müstahdemler gemiye taşındı. Saat 20.00 de Gazi Mustafa Kemal Paşa ve eşi iskeleye (Mudanya) geldiler ve mavun futaya bindiler, diğer motor ve ve altı çifteye Gaziantep Milletvekili Kılınç Ali, Lazistan Milletvekli Rauf, Yozgat Milletvekili Salih (BOZOK), İstanbul Milletvekili Hamdullah Suphi (TANRIÖVER), Baş Kâtip Tevfik (BIYIKLIOĞLU), Kâtibi Hususi Memduh, Ankara Polis Müdürü Dilaver, Baş Yaver Nasuhi ve Yaver Muzaffer binmişleri. Subaylar, bando, silâhandez, sancak lumbarağzında, asker “Cimaviva” yerlerinde, her taraf elektriklerle süsülenmiş olarak büyük misafirleri bekliyordu. Üsteğmen Seyfi (MENGİ) komutasındaki Mavun futa Hamidiye’nin sancak tarafına yanaştı. Cumhurbaşkanı iskelenin alt tavasına ayak basar basmaz dikkat borusuyla beraber 21 pare selamlama topu atılmaya başladı aynı zamanda silistireler çalarken üst tavaya çıktığı zaman, bando İstiklal Marşımızı çalıyordu. Cumhurbaşkanı eşlerini çıkardıktan sonra kendilerinin karşılayan gemi komutanı Binbaşı Hüsamettin (ÜLSEN)’in elini sıktı. Bu sırada Cumhurbaşkanı forsu grandi direğine çekildi. Sıradaki gemi subayları komutan tarafından takdim edildi. Lâtife Hanım da askerî bir selam ile Cumhurbaşkanına refakat ediyordu…” (ERBİL, s.34-35)
Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa ve berberindekilerin Hamidiye’ye çıkışları ve karşılanmaları, gemi subaylarının takdimi tamamlanmıştı. Heyet geminin kumanda heyetiyle birlikte gıç güverteye geçmişler ve bir donanma geleneği olan “Arya Sancak” merasimine iştirak ettiler.
“Gâzi Hz.leri bir muharebe insanı olduğu kadar da bir merasim insanı idiler. … Latife Hn. İle beraber gemini arka güvertesine geçtiler. Artık sıra merasimle arya sancak edilmesine gelmişti. Bando eşliğindeki merasim kıtasını sert bir kumanda ile mızıka çaldırtarak arka güvertede sancağa karşı mevki aldırttım. Bu vaziyette Gâzi Hz.leriyle refikaları (eşi) Hanımefendi Sancak gönderiyle merasim kıtasının tam arasında kalmış bulunuyordu. Sancak indirilirken merasim kıtasının önünde kimsenin bulunmaması lazımdı. Ama bunu kendilerinden nasıl rica edecektim. Birkaç saniyelik tevakkufum (beklemek-bekleme) esnasında Gazi Hz.leri de müdekkik (inceleyici) nazarlarıyla etraflarını tetkik buyurduktan sonra, nazarlarını bana tevcih ederek gözlerimin içine bakmalarından istifade ederek ben hemen karşılarında mevki alarak kendilerini selamladım ve gemi sancağının indirilmesine müsaadelerini istirham ettim.

Resim: Arya Sancak Töreni
Vaziyeti kavrayan büyük asker:
-Tabii, tabii, ne gerekiyorsa serbestçe yapınız, demesiyle beraber;
-Latife, kıtanın önünden çekilelim, diyerek beraberce yan tarafta yer aldılar.
Ben, kıtaya, hazır ol, silah omza, selâm dur, kumandasını veriri vermez bando selam marşı çalmaya başlayınca Gâzi Hz.leri refikasıyla birlikte sancağa karşı selam vaziyeti aldılar. Sancak merasiminden sonra ben, kıtayı mızıka çaldırtarak baş tarafa göndertirken, Gâzi Hz.leri: -Latife, dikkat ediyor musun, bunlar çok başka buyurdular. (ORHAN, M. Celaleddin. Bir Bahriyelinin Anıları 1914-1981. Kastaş Yayınları. Birinci baskı. İstanbul. Ocak 2001. s.252-253-254)
Son görev yeri Deniz Müzesi Müdürlüğü olan Deniz Albay Kazım Erbil’in yanı sıra Hamidiye’de görevli Güverte Mülazım-ı evvel (Güverte Üsteğmen) Celaleddin Bey yıllar sonra yayınladıkları anılarında Mudanya’da yaşananları ve ATATÜRK’ün Hamidiye’ye çıkışları ve merasim safhalarını bu şekilde anlatmaktaydılar.
Paşa Hz.leri ve refikaları Latife Hanımefendi ve heyetin gemiye yerleşimi…
“Hamidiye gemisinin subay salonu ve kamaraları arka güvertenin altındadır. …en arkada banyo ve tuvalet, onun önünde aralarında hol olan sancak ve iskele iki kamara, müteakiben komutan salonu, sancakta bir kamara, iskelede bir büfe ve bir kamara, bunlardan sonra subay salonu ondan sonrada sancak ve iskelede kamaralar bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa 2 no.lu kamarada, eşleri Latife Hanım 1 no.lu kamarada (A) kompartımanındaki sancak ve iskele kompartımanlarında maiyet erkânı kalmıştır. (A) kompartımanını (B) kompartımanından ayıran bölme tamamiyle geminin personelini misafirlerden tecrit etmiştir.” (METEL, Dz.Albay.Raşit. Atatürk Ve Donanma Gnkur. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayınları. Deniz Basımevi. İstanbul.1966. s.54)
Mudanya’dan hareket…

Resim: Mudanya İskelesi
12 Eylül 1924 sabah saat 06.30’da Hamidiye Mudanya’dan demir alarak Peyk-i Şevket’in refakatinde İstanbul’a doğru seyrine başladı. Saat 10.00 civarı Boğaza yaklaşan Hamidiye İstanbul Üssü Bahir Kumandanı (İstanbul Deniz Komutanı) Yarbay Cevat Bey tarafından karşılandı. İstanbul kıyıları bayraklarla donatılmış, tüm vapur ve donanma gemileri bayrak çekmişlerdi. İrili ufaklı onlarca tekne Reis-i Cumhur Hazretlerini karşılamak şanlı Hamidiye’yi görmek için düzen almışlardı. Hamidiye daha uzaklardayken vapurların sirenleri çalmaya başlamıştı.
“Hamidiye boğaza girerken Selimiye Kışlasından 21 pare topla selamlandı. Dolmabahçe Sarayı önünde demirli bulunan Burak Reis gambotu ve Peyk-i Şevket kruvazörünün bordalarından geçerken bu gemiler Hamidiye’yi 21 pare topla selamladıktan sonra Peyk-i Şevket gemisine refakat emri verildiğinden Hamidiye’nin dümen suyuna girdi…” (ERBİL, s.35)

Resim: Gazi Mustafa Kemal Paşa Ege Vapurunda
“Düdük sesleri, selam topları ve yaşa sedaları ile boğazda seyreden Hamidiye boğazın iki sahilini ve evlerin pencerelerini dolduran vatandaşların minnet ve sevgi ilerlerken evlerden bayraklar sallanıyor, bir evin önünde işgal yıllarının acılarını çekmiş ihtiyar bir anne ellerini açmış duasını yapıyordu (ERBİL, s.35). Gemimizde çimavıra (asker ve subayların geminin başından arkasına kadar gemi boyunca dizilerek selamlama vaziyeti almaları) yaparak İstanbul halkıyla şehrin selamlarına mukabele ederek Boğaziçi’nden ağır bir yolla süzüle, süzüle Karadeniz’e çıktık (ORHAN, s.255)”
Böylelikle; Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa 9’uncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanmasının ardından 16 Mayıs 1919 tarihinde çıktığı Karadeniz’e, beş yılı aşkın bir süre sonra ikinci kez Reis-i Cumhur olarak seyahat edecekti.
İstanbul’dan Trabzon’a kadar üç gün sürecek seyahatte Hamidiye’de yaşanan ilginç belki de bir çoğununuz daha önce duymadığı yaşanmışlıkları ve diyalogları yazı boyunca o tarihte geminin kadrosunda Güverte Mülazım-ı evvel (Güverte Üsteğmen) rütbesinde öğrenci sınıf subayı olarak görev yapmış, 1949 yılında Deniz Kd.Albay rütbesindeyken Dz.K.’den emekli olan (Merhum) M. Celaleddin ORHAN’ın anılarından alıntılarla paylaşacağım.
Albay C.ORHAN, Kurtuluş Savaşı’na İstanbul Garnizonundan firar ederek katılan tüm savaş boyunca deniz ve karada birçok operasyona ve çatışmaya katılmıştır. Milli Ordu’nun teşkili ile Samsun Bahriye Müfrezesi Kumandanlığı ve Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığına bağlı birçok yardımcı ve muharip geminin yanı sıra kıyı operasyonlarında görev yapmış İstiklal Madalyalı kahramanlarımızdandır. Bu vesile ile Türk Kurtuluş Harbinin tüm kahramanlarını şükran ve minnet ve dua ile anıyoruz.
Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Hamidiye Karadeniz sularında…
Yorgun Hamidiye İstanbulluların tezahüratları eşliğinde ağır ağır Boğaziçi’nden Karadeniz’e devam etmekteydi. Kısa süre sonra Karadeniz’e çıkan geminin mürettebatı ve yolcuları da görev yerlerine ve ikametlerine ayrılan kamaralara çekilmişlerdi.

Resim: Hamidiye, Kaynak: Sermet Atacanlı
Hamidiye için Karadeniz hatıralar ve tecrübelerle dolu bir denizdi. Zira Harb-i Umumi’de, Balkan Harbinde olduğu gibi Karadeniz Deniz cephesinde de adından çokça bahsettirmişti. Harbin başlangıcında 27 Ekim 1914 tarihinde; Alman Binbaşı Fhr.V. Kottwiz (Yardımcısı Korvet Kaptanı –Binbaşı- Vasıf Bey) emrinde Yalta ve Kefe limanlarına taarruz etme görevi ile ilk görevini almıştı, ardından:
-29 Ekim 1914 tarihinde Feodosa’ya baskın akını,
-4 Kasım’da (1914) Karadeniz’de konvoy koruma görevine,
-20 Kasım’da (1914) Tuapse liman bombardıman görevine,
-10 Aralık-21 Aralık (1914) İstanbul-Trabzon arası nakliye gemilerine refakat görevine,
-25 Aralık’ta (1914) Batum bombardımanına görevlendirilen Hamidiye harp müddetince Karadeniz’de çok sayıda nakliye ve muharip düşman gemisinin batırılması ve düşman kıyı tesislerinin bombardıman edilmesi görevlerinin başarıyla yerine getirmişti. Son olarak 13 Temmuz 1918 tarihinde Yavuz’la birlikte Sivastopol üzerine akın gerçekleştirmiş evvelce Rusların eline geçen Mecidiye kruvazörünü yedeğine alarak Haliç tersanesine getirmişti. Osmanlı Hükümetinin Mondros Mütarekesini imzalamasının ardından mütarekenin ilgili maddesi gereği İstinye’de enterne edilen gemiler arasına girmişti (GÜLERYÜZ, s.26-27-28-29-30-31-32-). 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi imzalanmış, 4 Kasım 1922’de İstanbul Milli Hükümet’in kontrolüne geçmiş ve 6 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’da konuşlu işgal kuvvetleri geldikleri gibi İstanbul’u boşaltmaya başlamışlardı. 14 Kasım 1922’den itibaren; İsa Reis, Kemal Reis, Hızır Reis, Burak Reis ve Sakız gambotları, Samsun, Basra ve Taşoz muhripleri, Akhisar ve Yunus torpidobotlarının yanı sıra Hamidiye Kruvazörü Taşkızak Tersanesinde bakıma alındılar. Tersanedeki bakım ve tadilatın ardından Hamidiye, Deniz Harp Okulu’na Öğrenci-Okul Gemisi olarak tahsis edilmişti. Bu kapsamda harp müddetince düşmanını yok etmek şevkiyle Karadeniz’e çıkan Hamidiye genç cumhuriyetin bahriye zabitlerinin eğitimi için çok defa Karadeniz’e açılmıştı. Ancak bu seyrindeki görevi çok daha mühimdi zira “Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı” ağırlamaktaydı.
Dönemin şartları gereği Hamidiye’nin kıyı ile dolayısıyla Gazi Paşa’nın da hükümet makamlarıyla irtibatı geminin telsiz telgraf işletmesiyle gerçekleşecekti. Telsiz telgraf işletmesiyle ses alma-gönderme yapılamamakta ancak mors alfabesi tekniği ile bilgi alma-gönderme işlemi yapılmaktaydı. Amasra, Sinop, Samsun ve Trabzon’da mevcut çıkış gücü yüksek telsiz-telgraf istasyonları ile irtibat kurulacak bu istasyonlar ile doğrudan irtibat kurulamadığı hallerde ise kendisine refakat eden Peyk-i Şevket en yakın telsiz-telgraf ya da telgraf istasyonu olan şehre yanaşarak Paşa Hz.lerinin hükümetle olan irtibatını sağlayacaktı.
Dediğimiz gibi: Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa 9’uncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanmasının ardından 16 Mayıs 1919 tarihinde çıktığı Karadeniz’e, beş yılı aşkın bir süre sonra ikinci kez Reis-i Cumhur olarak seyahat etmekteydi. Gemi kumandanın kamarası kendilerine tahsis edilmişti. Seyahatin başından itibaren gerek mürettebat gerekse beraberindeki heyetle sıkça sohbet gerçekleştirmekteydi. Gemide normal gündelik yaşam aktiviteleri dışında uğraşılacak çokta alternatif uğraşı yoktu.
Gazi Paşa Hazretleri ve Latife Hanımefendinin çekişmeli halka geçirme oyunu…
“Gazi Hz.leri refikaları Hf.yi (hanımefendiyi) sıkmamak ve oyalamak maksadıyla arka güverteden simit geçirme oyunu takımlarını getirdik. Bu oyunun kâidesi şöyleydi: muayyen bir mesafeden 4-5 metre ilerideki bir sırığa, halattan yapılmış simitleri nişan alıp atarak sırığa geçirmekti.

Resim: ATATÜRK Ege Vapurunda halka geçirme oyunu oynarken-1930
Gazi Hz.leri refikaları Hf. İle yarışmak isteyerek oyuna başladılar. Biz birkaç teğmen üsteğmenler orada bulunuyorduk. Oyunun kâidesini soran Gazi Hz.lerine anlattık ve oyun da başladı. Her ne kadar Latife Hf. Oyunun kâidesi olan atış çizgisini aşmamaya dikkat gösteriyorlarsa da; Gazi Hz.leri de aksine her atışta atış çizgisinden bir adım ileri atmak suretiyle kâideyi bozmakta ısrarda bulunuyordu. Bu suretle de oyunun kâidesine riâyetkâr olarak ancak 2-3 simit geçirebilen Latife Hf.ye karşı; kâide hilafına çizgiden bir adım ileri arşınlamak suretiyle 3-5 simit geçiren Gazi Hz.leriyle eşleri arasında itilaf çıktı. Latife Hf. Gazi Hz.lerini çizgiyi aşmak suretiyle mızmızcılık etmekle itham edince, Gazi Hz.leri:
-Hanım, madem öyle, Rusuhi’ye soralım, diyerek Başyaverden kimin kazandığını sorunca Başyaverde:
-Paşamız kazandı. Cevabını verdi ki bu cevap Latife Hf.nin çok sert mukabelesini mucip oldu. Hadiseden müteessir olan Gazi Hz.leri:
-Peki, canım, mademki Rusuhi’yi tarafgirlikle itham ettin, o halde gemi zabitleri beylerden birini hakem intihap et, diyerek işi şakaya vurdular. Latife Hf. Biz gemi subaylarına bir göz gezdirdikten sonra parmağıyla beni işaret ederek:
-Siz hakem olur musunuz? Dediler.
-Memnuniyetle Hf. ama, Gazi Hz.leri bana itimat buyuracaklarmı acaba? Demem üzerine Gazi Hz.leri uzun bir:
-Tabii, buyurdular. Bende oyun kâidesini yeniden arz ederek atış çizgisinin asla tecavüz edilmemesi gerektiğini aksi halde simitlerin hepsi dahi geçirilmiş olsa sayılmayacağını söyleyerek oyuna başlattım. Latife Hf. Yine çizgiye riâyetkar, Paşa Hz.leri de bermutat (her zaman olduğu gibi) çizgiyi arşınlamakla berdevâm. Neticede oyun bitti ve Paşa Hz.leri bana:
-Peki, şimdi kim kazandı bakalım, demesi üzerine:
-Hanımefendi, cevabını verdim.
-Nasıl olur? Ben ondan fazla geçirdim.
-Evet, efendim, fazla geçirdiniz ama hepsi de çizginin bir adım ilerisinden atılmıştı. Bu itibarla hiç birisi sayılmadı, demem Latife Hf. nin biraz evvelki öfkelerini geçirmiş, şimdi Paşaya takılıyordu:
-Bak denizciler nasıl doğru insanlar, hiç hak yiyorlar mı? Bana dönerek, aferin zabit bey, dediler. Paşa Hz.leri de:
-Denizci arkadaşlar senin bir hanım olduğunu düşünerek nezâket icabı tarafını tuttular. Öyle değil mi? diye bana hitap etmelerine karşı, sadece gülümsemekle mukabele ettim…” (ORHAN, s.255-256)
Hamidiye’de görevli bahriyeliler ile muhafız kıtasında görevli karacılar arasında
yaşanan arbede, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın olaya müdahalesi…
“Gâzi Hz.lerine Kumandan kompartımanı tahsis edilmişti. Kompartıman kapısı dışında bir muhafız nöbetçi bulundurulması gerekiyordu. Bu nöbetçinin de gemi mürettebatından olması gerekirken Riyaseti Cumhur Muhafız Alayından gemiye getirilmiş otuz kadar Kara Askerinden ikâme olunuyordu. Ben ve arkadaşlarım genç subaylar biz denizcilere itimatsızlık mahiyetindeki bu hususu yaver Muzaffer Bey nezdinde protesto ettik. Muzaffer bey:
-Cidden haklısınız, düşüncelerinizde sizlerle beraberim, ancak bunu Başyaver Resuhi bey emir ettiği için, keyfiyeti kendisine bildiririm, diyerek Başyavere gitti. Avdetinde Resuhi beyin ricamızı kabul etmediğini üzülerek bildirdi.
Arkadaşlarla aramızda görüştük, bilhassa İhsan Naci benimle tamamen hemfikirdi. Aramızda verdiğimiz karar gereğince ertesi sabah 4-8 nöbeti mülazımlığını ben alacak, kara nöbetçisini kaldırıp yerine deniz askeri ikâme edecektim. Sabahleyin saat 7’de 2 İnebolulu ve 2 Rizeli erle nöbetçinin bulunduğu kompartımana sessizce indik. Sözde kompartıman temizlenecekti. Deniz erleri nezaretim altında temizliğe başlamışlardı. Bu esnada Kara Muhafız askeri hiç bir şeyden şüphelenmeden temizlik yapan deniz erlerine bakıyordu. Nöbetçiyi alıştırmak için kısa bir müddet temizliğe devam ettikten sonra, öksürük işaretimle beraber, 4 deniz eri birdenbire kara nöbetçisinin üzerine ansızın atıldı. Rize’liler nöbetçinin ağzını bir anda tıkadılar, İnebolulular da kollarını ve ayaklarından tutarak merdivenden yukarı çıkarmaya başladılar. Her ne kadar bu iş sessizce yapılmak istendiyse de pek dar olan bu yerde 5 kişinin itişmesi yine de hafiften de olsa az çok bir gürültüye mucip olmuştu. Birden Gâzi Hz.nin kompartıman kapısı açıldı. Ve Gâzi Hz.leri:
- Ne oluyor oğlum?
- Efendim, nöbetçileri değiştiriyoruz. Müsaade buyururlarsa arz edeyim.
- Buyurun.
- Harp gemilerinde, gemi subay ve eratından gayrı, misafir subay ve eratının silah taşımaları memnu’dur. Gemiye giren her misafirin silahının gemi nöbetçi subaylığına muvakkaten teslimi gerekir; kapınızdaki silahlı muhafızın denizden olması icap ederken kara askerlerinden konmasının bizleri üzdüğünü yaveriniz Muzaffer bey vasıtasıyla başyaver beye birdikse de ricamız kabul edilmedi. Bizlerde Zâti Devletlerini muhafaza hizmeti gibi şerefli bir vazifeden bizleri men etmenin hiç kimsenin hakkı olamayacağını düşünerek nöbetçilerin değiştirilmesine karar vererek harekete geçtik ve muhafazanız için de bir deniz askeri ikâme eyledik efendim, dedim. Gâzi Hz.leri, yanı başındaki tertemiz beyaz elbiseli ve pırıl, pırıl silah ve teçhizatıyla deniz erini süzdükten sonra:
- Çocuğum tamamen haklısınız, bana lütfen yaver beyleri çağırtın diyerek dâirelerine çekildiler.
İkinci yaver Muzaffer beyden, sonradan öğrendiğimize göre Gâzi Hz.leri her iki yaverine de:
- Ben dahil, bizler hepimiz gemide misafir ve gemi kumandanının emrindeyiz. Hiç birimizin gemi nizam ve disiplinini bozup, haricinde harekete salahiyetimiz yoktur. Muhafız kıtası da silahlarını gemiye teslim etsinler. Muhafız kıtasının gemi dahilinde hiçbir vazifesi yoktur. Gemide bulunduğumuz müddetçe hareketlerimiz gemi disiplinini asla bozmayacaktır, diye emir vermişler.
Gemi arkadaşlarımız hareketimi tasvip ettilerse de gemi 2. Komutanı, “başımıza bir iş çıkartacaksınız” diye pekte tasvipkâr görünmedi. Bereket versin Kumandan Hüsameddin Bey hadiseyi öğrenince gülümsemekle karşılamıştı.” (ORHAN, s.256-257-258)
-Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Muhafız Kı’ta Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı (TEKÇE)’yı İkazı
Albay Celaleddin ORHAN’ın bu nakline paralel olarak Albay Raşit METEL olayı başka bir boyutuyla şu sözlerle anlatmaktadır:
“Gemide yerleşmeyi müteakip muhafız kıt’a komutanı Bnb. İsmail Hakkı (Tekçe), gemide askeri muhafaza tertibatını aldırdı. Gerek (B) kompartımanına ve gerekse arka kimsenin geçmemesi için nöbetçiler ihdas etti. Bu husus bilhassa hareketten sonra geminin arka tarafından bırakılan paraketenin kontrol işini aksatmaması ve askeri bir mıntıkada ikinci bir emniyet tertibatının alınması hoşnutsuzluğu yarattı. Cumhurbaşkanı böyle bir tertibatın alındığını duyunca kat’i ve ağır bir lisan ile muhafız kıt’a komutanını ikaz ederek böyle bir tertibatın alınmasını menetti. Bunun üzerine muhafız kıt’anın silahları ambarda muhafaza edildi, yemekten evvel mızıka ve orkestra çaldı.” (METEL,s.54)
İstanbul’dan Hamidiye’ye ulaşan haber karşısında Gazi Mustafa Kemal Paşa sinirleniyor…
Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın refikaları ile birlikte Hamidiye Kruvazöründe oldukları halde İstanbul’dan geçişlerinden dolayı İstanbul halkı çok sevinmiş ve memnun olmuşlardı. İstanbul Belediye Reisi Emin Bey (ERKUL) Dâhiliye Vekili Recep Bey’e (PEKER) 12 Eylül 1924 tarihinde çektiği bir telgrafta İstanbul halkının sevinç ve teşekkürlerini iletmişti.
Ancak; Ali Haydar Mithat ve Doktor Hüseyin Suat namındaki iki şahıs Dâhiliye Vekâletine çektikleri telgraf ile… Reis-i Cumhur hazretlerinin şehrin önünden geçerken halkı selamlamadıklarından ötürü, Belediye Reisinin halk adına çektiği telgrafa iştirak etmediklerini… Bildirmelerinden Gazi Mustafa Kemal Paşa haberdar edilmişti. Hâlbuki Hamidiye kruvazörü top atışlarıyla halkı selamlamıştı. Duydukları karşısında sinirlenen Gazi Paşa 14 Eylül 1924 tarihinde (Muhtemelen Ordu-Giresun yakınlarındayken) basında yayınlanmak üzere bir açıklama da bulundu.
Gazi Mustafa Kemal Paşa basın açıklamasında şöyle demekteydi:
“Ali Haydar Mithat ve Doktor Hüseyin Suat namındaki zatların kendilerini selamlamadığımdan dolayı, Belediye Başkanı’nın, halk adına olan telgrafına iştirak etmediklerini, İçişlerine Bakanlığı’na telgraf ile bildirdiklerinden haberdar oldum. İstanbul’dan geçerken, binmiş olduğum gemi, usulü gereğince İstanbul’u ve muhterem halkını selamlamıştır. Eğer, ayrıca Ali Haydar Mithat ve Hüseyin Suat zatları selâmlamamış ise de, esasen adı geçenlerin selâmlamaya lâyık bulunmamalarından ileri gelmiştir.”
(KOCATÜRK, Prof. Utkan. Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları. II.Baskı. Ankara. 2007. s.354-355)
Ali Haydar Mithat ve Hüseyin Suat kimdir?
Ali Haydar Mithat; Taif’te boğularak şehit edilen Mitat Paşanın oğludur. Hüseyin Suat; Edebiyatı Cedide şairlerinden Hüseyin Cahit Yalçın’ın ağabeyidir. Kaynak: METEL, Dz.Albay.Raşit. Atatürk Ve Donanma Gnkur. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayınları. Deniz Basımevi. İstanbul.1966. s.88
Hükümet iki gündür Reis-i Cumhur Hazretleri ile irtibat kuramıyor…
Geminin kıyı ile irtibatı dolayısıyla Paşa Hz.lerinin hükümet ile irtibatından bahsetmiştim.
“Dönemin şartları gereği Hamidiye’nin kıyı ile dolayısıyla Gazi Paşa’nın da hükümet makamlarıyla irtibatı geminin telsiz telgraf işletmesiyle gerçekleşecekti. Telsiz telgraf işletmesiyle ses alma-gönderme yapılamamakta ancak mors alfabesi tekniği ile bilgi alma-gönderme işlemi yapılmaktaydı. Amasra, Sinop, Samsun ve Trabzon’da mevcut çıkış gücü yüksek telsiz-telgraf istasyonları ile irtibat kurulacak bu istasyonlar ile doğrudan irtibat kurulamadığı hallerde ise kendisine refakat eden Peyk-i Şevket en yakın telsiz-telgraf ya da telgraf istasyonu olan şehre yanaşarak Paşa Hz.lerinin hükümetle olan irtibatını sağlayacaktı.”
Aşağıda Devlet Arşivleri Başkalığından tedarik ettiğim bir telgraf belgesi ve transkripti mevcuttur. Riyaset-i Cumhur Baş Kâtibi Tevfik (BIYIKLIOĞLU) Bey tarafından kaleme alınan ve Giresun’dan 14 Eylül 1924 tarihinde Ankara’ya Başvekil İsmet Paşa’ya çekilen telgraf içeriği Paşa Hz.lerinin ve Hükümetin, Hamidiye’nin telsiz muhabere imkânsızlığı nedeniyle irtibatı kopardıklarını göstermektedir.

Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine
Mahreci: Giresun
Tarihi 14.09.1340 (1924)
Telsizin âdem-i kifayesinden (yetersizliğinden) Reis-i Cumhur Hazretleri iki gündür habersiz bulunuyorlar. Geminin halen kara ile irtibatı yoktur. İrtibat aramak için Peyk-i Şevket Giresun’a gönderildi. En son malumat, ajans (haber) ve müsta’cel (acele) telgrafnamelerin verdirilmesi maruzdur (arz edilir).
Riyaset-i Cumhur Başkâtibi Tevfik.
-Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Müşir Fevzi Paşa (Gnkur.Bşk.) Donanma Kumandanını sert bir dille yazılı olarak ikaz ediyor…
“Bu esnada Erkanı Harbiyeyi Umumiye Reisliği ile Donanma Komutanlığı arasında Hamidiye ile Peyk-i Şevket Gemilerinin durum ve harekatlarının bilinmemesi üzerine bir yazışma olmuştur. Bu yazışmadan anlaşıldığına göre; Hamidiye’ye ve Peyk-i Şevket’e Ankara’dan Bahriye Dairesinden gizliliği temin etme bakımından direk emir verilmiş olacak ki İzmit’te gemilerde bulunan Donanma Komutanlığı daha evvelce bir maksat için Çanakkale’ye hareket eden Peyk-i Şevket’in ve aynı zamanda Hamidiye’nin harekâtından haberdar edilmemiştir.
Bu sebepden Donanmada, Erkanı Harbiyeyi Umumiye Reisliği’ne bu gemiler hakkında bir şey bildirmediğinden Erkanı Harbiyeyi Umumiye Reisi Mareşal Fevzi (ÇAKMAK) imzası ile Donanma Komutanlığına gönderilen yazıda, Donanma Komutanlığı ve Donanmanın emrinde olduğunu ikaz ederek ihtarda bulunmuştur. Fakat Donanma Komutanı da Peyk-i Şevket ve Hamidiye Gemilerinin emri olmadan ve başka yerlerden emirle hareket etmiş olduğunu ve gemilerin avdetlerinde Gemi Komutanlarına nerelerden emir aldıklarını tahkik edileceğini arz etmiştir.” (METEL,s.58)
-Ankara ile irtibatı kurmak maksadıyla Giresun’a sevk edilen Peyk-i Şevket kruvazörü İsmet Paşa’dan gelen mahrem telgrafı Paşa Hz.lerine ulaştırıyor…

Resim: Peyk-i Şevket

(Kimden)Türkiye Cumhuriyeti Başvekâlet Kalem-i Mahsus Müdüriyeti
(Kime) Giresun’da Reis-i Cumhur Hazretlerine Şifre
Şayan-ı arz bir malumat yoktur. Hakkâri’de istihzaratımız (hazırlıklarımız) muntazaman cereyan-ı ahval-i umumide (devam) etmektedir. On beş Eylül’de harekâta başlanacağı maruzdur (arz edilir).
İsmet
14.09.1340 (1924)
Baş Vekil İsmet Paşa’dan gelen bu şifreli mahrem telgraf akıllara şu soruları getirmekte;
-Van-Hakkâri Irak hudut hattında bir harekâta niçin başlanacaktı?
-Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa dikkatleri dağıtmak adına mı, Ankara-Dumlupınar-Bursa-Mudanya güzergâhında seyahate çıkmıştı?
-Karadeniz gezisi planlı idiyse, niçin Hamidiye’de teyakkuz hali yaşatıldı?
-Gazi Paşa icrası planlanmış bir kara harekâtı öncesinde 3’üncü Ordu Kumandanlığı mıntıkasında bulunmak ve ordu karargâhına ulaşımın kolay olduğu Trabzon’da bulunmayı mı planlamıştı?
-Hakkâri’de yaşanan gelişme ve harekâta gerekçe olan Nastruri isyanının tarihi özeti… (Nasturi-Nesturi İsyanı)
Güneydoğu Bölgesinde yaşamakta olan Süryaniler 1800’lerin başından itibaren ayrılıkçı tutumlar sergilemekte ve zaman zamanda Osmanlı Hükümet güçleri ile çatışmaktaydılar. İngilizlerin sürekli olarak ilgi odağında bulunan ve İngilizlerden açıktan yâda gizliden siyasi destek gören Süryaniler, Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin ardından silahlı yapılanmalar halinde bölgede hükümet güçlerine saldırılara başlamış 4 ve 3.Ordu birliklerinin yanı sıra 2.Ordu birlikleri de bu gruplar üzerine harekât düzenlemişlerdi.
1918 sonrası süreç;
(Em.J.Albay Erdal SARIZEYBEK’in tespit ve değerlendirmeleriyle)
Musul ve bölgesi fiilen İngiliz işgali altında olduğundan, o tarihlerde İngilizler Ermeni-Nesturi kartını hiç kullanmamıştı. Bölgeyi Şeyh Mahmud Berzenci eliyle idare ettiklerinden dolayı, İngilizlerin bu süreçte oynayabileceği bir Kürt kartı da yoktu. İngilizlerin asıl hedefi Musul’u korumaktı; Nesturi-Ermeni-Keldani gibi unsurlardan istifade ile Musul bölgesini Türk askerine karşı korumak. Nesturilerin amacı ise hem Kuzey Irak coğrafyasında hem de eski yerleşim yerleri olan Hakkâri’de yeni bir devlet kurmaktı. Bu niyetleri İngiliz Sir A. Wilson tarafından şöyle dile getirilmişti; “Türklerin elinden eski topraklarını geri alabilmek için, Nesturiler savaşa hazırdırlar”

Resim: İsyana katıla bir grup (E.SARIZEYBEK arşivinden)
1919’da geliştirilen İngiliz planlarına Ermeni ve Nesturilerle birlikte bu kez Kürtler de dâhil edildiler. Bu plan, “Rus hâkimiyet bölgesi ile İngiliz hâkimiyet bölgesi arasında tampon bir devlet oluşturmak” düşüncesine dayanıyordu. İngilizlerin Kafkaslarla Musul arasına bir Ermeni ve bir Kürt devletinin kurmak, Kürtleri de “Kuzey-Güney” şeklinde ikiye ayırıp araya bir Nesturi devletinin koymak şeklinde bir tasarıları vardı. İngilizler nasıl ki Yahudilere bir İsrail devleti söz vermiş ve bu söze bağlı olarak Arjantin, Uganda gibi ülkelerde bir yer arayışına girmiş ise, Nesturilere de söz vermişler, onlar için de bir ‘yurt’ arayışı başlatmışlardı. 1919’da Nesturiler de tıpkı Şerif Paşa ve Ermeni Bogos Paşa gibi, Paris Barış Konferansı’na müdahil olarak katıldılar. Urumiye’de Kilise Misyonerlik Kuruluşu tarafından eğitilmiş bir din adamı olan Abraham Yohannan, Nasturi-Keldani ve Süryanilerin temsilcisi sıfatıyla oradaydı. Yanında Urumiye’den gelen Nesturi temsilcileri de vardı.
Hepsinin ortak hedefi şuydu; şimdilik otonom, fakat daha sonra bağımsız olacak bir Asur-Keldani devletinin kurulması. Bu devletin sınırları dahi çizilmişti; “Musul, Urumiye, Diyarbakır, Urfa dâhil, batıda Fırat, kuzeyde Van Gölünün güneyindeki dağlar (Başkale-Gürpınar-Çatak’ı tarif ediyor), doğuda Türkiye-İran sınırındaki dağlar (Dalamper-Zagros dağlarını yani üçlü sınırı tarif ediyor), güneyde Dicle ve Fırat’ı kesen hat içinde kalan topraklar”
1920’ye gelindiğinde, İngilizlerin Nesturilere teklifi şu oldu; Musul-Akra istikametinden Hakkâri’ye ulaşmak, burada Hakkârili ve Urumiyeli Nesturilerden bir Asur Milleti oluşturmak ve bu milleti, Amerika ve Tebriz’de yaşayan Nesturilerle desteklemek yani Hakkâri’de bir Asur Devleti kurmak… Fikir güzeldi, hemen işe koyuldular. Ağa Petros liderliğinde yaklaşık 4.000 kişilik bir Nesturi silahlı kuvveti kurdular. İngilizler de yol göstermek için, bu kuvvete birkaç subay görevlendirdiler. Akra istikametinden Hakkâri’ye doğru yola çıktılar. Ama Akra’da hiç beklenmedikleri bir durumla karşılaştılar; Zibari ve Surçi Kürt aşiretleri bu Nesturilere karşı şiddetli bir direniş göstermişti. Nesturiler ağır bir kayıpla gerisin geriye Musul’a dönmek zorunda kaldılar. Ama bu arada bu Asur devleti projesine bel bağlamış olan Hakkâri Nesturileri çevredeki Kürt köylerine girmiş, yakıp yıkmış, yağmalamıştı; bu önlenemedi. Bu çatışmalarda Barzaniler de oldukça zarar görmüştü ama Mesud Barzani, bu siyasi stratejiyi Kürtlere karşı ‘bir İngiliz tuzağı’ diyerek geçiştiriyor, Türkiye’ye karşı kurulu tuzaklardan hiç bahsetmiyordu. İşte Mesud’un sözleri; “1920’nin ilkbaharında İngilizler, Kürtlerle savaşmak üzere Asurileri harekete geçirmeyi başardılar. Bunun üzerine Faris Zibari Ağa, akrabalarının aileleri ve aşiretiyle İran’a kaçarak Sımail Ağa Şikaki (Simko)’ye sığınmak zorunda kaldı. Barzan bölgesinde, Barzanilerle Petros Ağa liderliğindeki Asuriler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalarda, ünlü Barzani komutanlarından Said Veli bey öldürüldü. Çok geçmeden her iki taraf, İngilizlerin kurduğu bu pis tuzağı fark ederek savaşa son verdiler.” Oysaki Genelkurmay arşivleri hiç de böyle söylemiyordu; Surçi ve Zibari aşiretleri kaçmamış, aksine Nesturilere karşı savaşmıştı.
Yine 1920’de, San Remo Konferansı’nda konu üzerinde görüşmeler başlatıldı ve bölgedeki Hıristiyan ve Kürt unsurlar yeniden ele alındı. Lord Curzon, İngiltere’nin görüşlerini şöyle açıklıyordu; “Bağımsız bir Kürdistan kurulduğunda Hıristiyan nüfus da göz önüne alınmalı, bu insanların sayıları 100.000 civarındadır. Yeniden eski yerlerine yerleştirilmeli. Türkler tarafından yerlerinden edilen bu insanlar şu anda Baquba’da İngiliz denetimindedir. Yeniden yerleştirilmeleri imzalanacak antlaşmada (Sevr’i kastediyor) da yer almalıdır. Türk-İran sınırında yeni bir düzenleme yapılabilir. Bu insanların kötü kaderleri Ermenilere benziyor. Bunlar adına sorumluluk almaktan çekinmemeli… Keldanilerin ve Asurilerin korunmaları güvencededir”. Lord Curzon’un bu görüşleri, önceden bilinen İngiliz siyasetinin bir sonucuydu; Doğu Anadolu’da bir Ermeni-Kürt devleti, Kürt devleti iki parçalı ve parçalar arasında ayrı bir Nesturi devleti…
1918-1923 arası geçen yıllarda, Cumhuriyet’in kurulmasıyla Hakkari bölgesi Türk sınırları içinde kaldığından, İngiliz/Nesturiler sayılan emellerini gerçekleştiremediler.
1923 yılı itibariyle Musul bölgesindeki İngiliz karşıtı direnişler kırılmıştı ancak Kürtlerin büyük tepkisi üzerine, bölgede bir Nesturi devleti yine kurulamamıştı. Musul Sorunu Lozan’da çözülememişti ve Mustafa Kemal’in tüm dikkatleri Musul üzerindeydi, İngilizler de bunun farkındaydı. Bu son durumda İngilizlerin yeni bir strateji geliştirmekten başka çaresi kalmamıştı… Musul’u elde tutmak isteyen İngilizler, bu Nesturiler üzerinden yeni bir proje hazırladı. Bu projeye göre, Nesturiler Türk sınırından sessizce sızarak eski yerlerine ulaşabilecekti. Proje uygulandı ve birçok Nesturi Hakkâri’deki eski yerlerine geri dönmeyi başardı. İranlı Nesturilerden bir grup Bağdat üzerinden Urumiye’ye ulaşmaya çalıştı ama bölgedeki aşiretlerin şiddetli direnişi nedeniyle bu hattı geçemedi. Ancak 1922’de, İran orduları Kürt aşiretlerini bölgeden çıkarınca, bu kente dönüp yerleşmeyi onlar da başaracaklardır. Musul’a yerleşen Nesturilere gelince, daha önce oluşturulan Nesturi taburları yeniden düzenlendi ve İngiliz yönetimindeki Irak ordusunun bir parçası haline getirildi. Sonuçta, 1924 yılı itibariyle Nesturiler üç ana merkezdeydi; Hakkâri, Musul ve Urumiye. Bu üç kent birbirlerine komşuydu yani olası bir ayaklanmada birbirlerini destekleyebilecek kadar yakındı. Türkiye Musul sorununun çözümü için görüşmelere başladığında, Nesturi tablosu işte böyleydi ve şimdi konumuz olan Nesturiler, işte bu Nesturilerdi…
. . . . .
7 Ağustos 1924’te, Hakkâri bölgesindeki Nesturiler İngiliz planında olduğu gibi isyanı başlattılar… İsyan, 7 Ağustos 1924 günü, Hakkâri Valisi ve beraberindeki heyetin Hangediği mevkiinde pusuya düşürülmesi ile kendini gösterdi. Çıkan çatışmada Jandarma Komutanı Binbaşı Hüseyin ile üç jandarma eri şehit düştü, beş er ise yaralandı. İsyan bölgeye yayılıyordu…14 Ağustos 1924’de Bakanlar Kurulu toplanmış, isyana müdahale için Genelkurmay Başkanlığı görevlendirilmiş ve Türk Ordusu kapsamlı bir harekâtı planlamaya alınmıştı. Eylül ayında askeri harekât başlatıldı… Harekât esnasında, sonradan Hoybun-Taşnaksutyun örgütüne katılacak ve 1930 Ağrı isyanını yönetecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri firar etmiş ve beraberinde, Teğmen Rasim ve Teğmen Tevfik ile birlikte 275 eri de sürüklemiş, ayrıca 10 otomatik tüfek, 380 tüfek ve 800 kilo buğdayı gasp etmişti. 19 Eylül günü, Nesturi isyanına destek veren İngilizler, üç İngiliz uçağı ile Bisbin’den Şiranis’e gitmekte olan 62’nci Piyade Alayı’nın 2’nci taburunu havadan bombalamaya başladılar; 8’nci Bölük Komutanı Üsteğmen Sadullah ile altı er şehit düştü, 15’i ağır olmak üzere 25 er yaralandı. 28 Eylül’de kontrol altına alınan bu isyan, 19 Ekim 1924’te tamamen bastırıldı ve askeri harekât sona erdi. Hakkâri’de bir Asur Devleti kurulmasına ilişkin İngiliz planı tutmamıştı. (Kaynak:https://e-sarizeybek.com/cumhuriyet-ten-bir-yil-sonra-nasturi-isyani)
Reis-i Cumhur Mustafa Kemal Paşa Trabzon’da…
Gazi Paşa Hz.lerinin aklı Hakkâri’deydi, Kurtuluş Harbi zaferle sonuçlanmış olsa da memleketin meseleleri bitmiş değildi. Musul-Kerkük meselesi paralelinde Süryani isyanının fitili ateşlenmekteydi. 7.’nci Kolordu seferi duruma geçmiş İngiliz ve Nasruti devleti hayali kuran Süryanilerle çatışma yaşanması kaçınılmazdı.

Resim: Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Latife Hanım’ın Trabzon ziyaretinden bir kare, Kaynak: Özhan Öztürk.
Hamidiye ve yolcuları 14-15 Eylül gecesini Giresun açıklarında geçirmişlerdi. 15 Eylül 1924 tarihinde Hamidiye Kruvazörü saat 07.30’da, Trabzon iskelesine yanaşmıştı.
Saat: 10.00 da Mustafa Kemal Paşa, Eşi Latife Hanım ile heyetinde bulunan; İstanbul Milletvekili Hamdullah Suphi Bey, Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali Bey ve Bozok Milletvekili Salih Bey ile birlikte karaya çıktığında iskeledeki mahşeri kalabalık tarafından coşkun tezahüratlarla karşılanmıştı. Mustafa Kemal Paşa, sevgi gösterileri arasında ilk olarak Belediyeyi ziyaret etti. Belediyeden beraberindekilerle birlikte Halk Fırkası'na hareket eden Gazi Mustafa Kemal Paşa, Halk Fırkası binasında bir müddet dinlendikten sonra hükümet binasına geçerek binadaki kuruluşları gezdi ve çalışmalar hakkında bilgi aldı. Daha sonra kendisi için hazırlanan eski karargâh binasına (Zeytinlik Mh. deki köşke) geçti. Gazi Paşa Hz.leri burada bir müddet istirahat ettikten sonra Latife Hanım ve yaverleriyle Soğuksu’ya geçmiştir.
Aynı günün akşamı ise Trabzon Belediye Başkanı Kazazzade Hüseyin Efendi’nin vermiş olduğu yemeğe katılmıştır. Ziyafete 30 kişilik davetli grubu katılmıştı.
Gazi Paşa Hz.leri onuruna verilen akşam yemeğinde davetlilere ve dolayısıyla Trabzonlulara hitaben şu konuşmayı yaptı:
“Trabzon ve Trabzonluları temsil eden bu önemli kişilerle Trabzon'da aynı sofrada bulunmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum. Özellikle bugün yaptıkları coşkulu karşılamadan, gösterdikleri ciddi sevgi ve bağlılıktan dolayı, yüce Trabzon halkına arz etmeyi görev bildiğim gönülden teşekkürlerimi, bu seçkin topluluk aracılığıyla açıklama fırsatı bulduğum için çok mutluyum.
Efendiler...
Trabzon ve yüce Trabzonluları ziyaret etmek, yıllardan beri içimde beslediğim derin bir arzu ve özlem idi. Ancak bugüne kadar beni bu mutluluktan yoksun bırakan koşulların neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz.
Bugün çok mutluyum. Çünkü bu zamana kadar sevenlerimi görmeme engel olan kötü koşullar ortadan kaldırılmıştır.
Arkadaşlar...
Beş sene önce ilk kez Samsun'a ayak bastığım zaman bana kalp gücü veren vatandaşlarımın ilk sırasında Trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım. Sakarya büyük kanlı savaşına Üçüncü Tümen ile yetişen Trabzon evlatlarının savaş alanında gösterdikleri özverili çabaların kıymetli anısı, bilincimde sürekli canlı kalacaktır.
Bu yurtsever halka ve o kıymetli kahraman evlatlara sahip bulunan değerli yurdumuzu; Ermenistan'a bağlı bir bölge veya Pontus krallığı yapma hayal ve istekleri ile tehditleri ne kadar korkunç bir girişimdi. Kuşkusuz bu korku artık sonsuza kadar hayal olmuştur.
Efendiler...
Vatanın birliğini, özgürlük ve bağımsızlığını sağlayan ulusumuzu Cumhuriyet idaresine ulaştıran devrimlerimizi; ekonomik bollukla mutluluğumuzu ve dünya uygarlığında kendimize yaraşan düzeye erişmemizi sağlayacaktır.
Halkı zeki, üretken, girişimci ve çalışkan olan Trabzon’umuzu; kısa bir süre sonra ülkenin iç kesimlerine demiryolu ile bağlanmış, güzel bir rıhtım ve limana kavuşmuş olarak görmek en önde gelen dileğimdir. Trabzon; Türk camiasında Cumhuriyet'in zengin, sağlam ve duyarlı en önemli güven kaynaklarından biridir.
Cumhuriyet'in bu niteliklere sahip bir kenti, hiç kuşkusuz bayındırlık ve gelişmeyi sağlamak için gerekli araçlara sahip olacaktır.
Sözlerimi bitirirken, saygıdeğer Trabzonlulara sevgi ve saygılarımla, gösterdikleri içten sevgi ve bağlılık gösterilerinden dolayı teşekkürlerimi sunmama aracılık etmenizi rica ederim." (Atatürk Söylev ve Demeçleri Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları. Ankara.2006.s.620)
Akşam yemeğinin ardından Gazi Paşa ve davetliler, Darulbedayinin sahnelediği “Dört Cihaz” adlı temsili izlediler.(ARSLAN, Doç.Dr.Zehra. ATATÜRK’ün Trabzon’a Yaptığı Ziyaretler ve Bunların Trabzon Kamuoyundaki Yansımaları. ATARTÜRK HAFTASI ARMAĞANI Dergisi. 10 Kasım 2016. Genelkurmay Başkanlığı Yayınları. Ankara. 2016. s.69)
Gazi Paşa Hz.lerinin Trabzon’a ulaşmış olmasından ve ilk günkü programından haberdar edilen Baş Vekil İsmet Paşa 15 Eylül 1924 günü Reis-i Cumhur’a çektiği telgraf ile seyahatlerinin ve temaslarının müspet geçmesinden menün olduğunu ifade etmekteydi.

Türkiye Cumhuriyeti Başvekâlet Kalem-i Mahsus Müdüriyeti
Trabzon’da Reis-i Cumhur Hazretleri’ne
15/09/(1)340
Reis-i Cumhur Hazretleri Trabzon seyahatini sıhhat-ı memnuniyetle yapmakta olması hepimiz için nihayetsiz meserreti (sonsuz sevinci) mûcib oluyor (gerektiriyor). Ulaşılan her yerde seyahat ve afiyet-i riyâset-penâhileri muhabbet-i samima ile takip etmekte olduğunu kemal-i hürmetle arz ederim. İsmet
“İkinci gün (16 Eylül 1924) öğleden sonra Trabzon Valisi ile birlikte Hükümet Konağına giden ATATÜRK, burada Ziraat, Evkaf, Maarif ve Nüfus müdürleri ve Adliye Reisi ile ayrı ayrı görüşerek çalışmalar hakkında bilgi almıştır. Sonra Trabzon Valisi’ni de refakatine alarak saat: 4.30 gibi Trabzon Lisesine geçmiştir. Burada önce lisenin kapısının üzerinde eski bir tuğra olduğunu gören Mustafa Kemal Paşa, tuğranın kaldırılarak okulun müzesine nakledilmesini istemiştir. Liseden sonra cadde açılışında bulunup ilk kazmayı vurduktan sonra İplik Mensucat Fabrikasında incelemeler yapmış ve Türkiye’de fabrikaların inkişaf ve gelişmesine yönelik arzularını dile getirmiştir. Daha sonra Memleket Hastanesine geçen ATATÜRK, hastanede hastaların bulunduğu koğuşları ziyaret etmiştir. Trabzon Ticaret Mektebinden sonra ziyaret ettiği Muallim Mektebinde ise okulun hatıra defterine şunları yazmıştır: … 24 Kânunuevvel 335 tarihinde Fevzi Paşa Hazretlerinin nazari dikkatini celbeden talebe adedi 25, bugn 16 Eylül 1340(1924)’ta 176. Yedi misli olmuş. Geçen senelerin mahmul olduğu ahval ve şerait nazarı dikkate alınırsa memnun olmak lazım fakat memleketin muhtaç olduğu muallim miktarı düşünülürse bunun daha yüz misline çıkması icap eder. Kemiyet noksanı yetişen muallimlerimizin kıymet ve faziletteki yüksekliğiyle ancak kabili telafidir…” (ARSLAN, s.74-75)
16 Eylül 1924 akşamı Paşa Hz.leri için Trabzon Halk Fırkasında ziyafet tertiplenmiştir. Ev sahibi Trabzon Halk Fırkası Başkanı Hacıkadızade Arif Bey’in konuşmasının ardından Paşa Hz.leri de uzun bir konuşma yapmışlardır. Yemeğin ardından Paşa Hz.leri istirahatine ayrılan köşke geçmiştir.
“17 Eylül günü öğleden önce Trabzon’daki tüccar, esnaf ve zanaatkâr heyetlerini kabul ederek, Trabzon’daki temaslarını tamamlayan ATATÜRK, saat 13.30’da Trabzon’dan Hamidiye kruvazörü ile Rize’ye hareket etmiştir. ATATÜRK, gezi programına göre Rize’den sonra Giresun, Samsun ve İnebolu gibi Karadeniz’in önemli merkezlerini ziyaret ettikten sonra doğu vilayetlerine gidecekti” (ARSLAN, s.76)
Doç Dr. Zehra ARSLAN’ın tespitine göre Giresun Belediye Umumi İdare Meclisi ve Ticaret Odası üyelerinden oluşan bir heyet Trabzon’a gelerek ATATÜRK’ü Giresun’a davet etmişleri. (ARSLAN, s.76 dip not nu:31)
Trabzon’dan Rize’ye intikal…
17 Eylül 1924 öğleden sonra Hamidiye Trabzon önünden demir alarak rotasını gündoğusuna çevirmişti bir sonraki yanaşacağı iskele Rize idi. Aynı gün saat 18.00’da Rize’ye yanaşan Hamidiye’den işkampavya ile karaya çıkan Paşa Hz.leri yerel hükümet ve askeri yetkililerce karşılanmıştı. Şehirde kısa sürecek bir ziyarette bulunan Paşa, Rize ziyareti ve Giresun ziyaretleri hakkında Başvekil İsmet Paşa’ya Giresun’dan bir değerlendirme telgrafı çekecektir.
Devlet Arşivleri Başkanlığı’ndan tedarik ettiğim bu telgrafı Giresun ziyareti kısmında arz edeceğim.
17-18 Eylül gecesini açık suda geçiren Hamidiye sabah erken saatlerde Giresun’da olacak şekilde Rize açıklarından hareket edecektir.
Paşa Hz.leri Giresun’da… 19 Eylül 1924.

Resim: Gazi Paşa Hz.leri Giresun’da, Kaynak: H. Gazi Menteşeoğlu

Türkiye Cumhuriyeti Başvekâlet Kalem-i Mahsus Müdüriyeti
Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine
Giresun 18 Eylül (1)340 (18 Eylül 1924), Vusulü (Ulaşması) 19
Bugün hin-i müfarakatımda (ayrıldığımda) Rize ve Atina (Pazar) müftülerinin temsil ettiği bir hoca heyeti bütün memleket ve civar halkı muvacehesinde kapattırılan medreselerin küşadını (açılmasını) ba-istid’a (dilekçe ile) müracaat ettiler. İstid’a-yı mütalaadan (değerlendirdikten) sonra çok kızdım. Yüksek ve şedit (şiddetli) bir sesle kendilerini tekdir (azarladım) ve memleketin, milletin şimdiye kadar felaketi esbabının (sebebinin) kendileri olduğuna işaret ettim. Mektep istemiyorsunuz, halbuki millet onu istiyor. Artık bu zavallı millet, bu evlad-ı memleket yetişsin. Medreseler açılmayacaktır, millete mektep lazımdır, diye bağırdım. Bütün halk ve mektep talebesi bravo sedaları ve heyecanlı alkışlarla karşıladılar. Müfarakatımdan sonra bu hocalara halkın bir fenalık yapmaları dahi memuldür (beklenir). Buna mukabil Rize’deki liseyi ihya elzemdir. Mektep binası ve alet-i tedrisiye mefkuddur (yoktur). Hocaları çok olan bu mahalde ilim ve irfan teşkilatımızın süratle faaliyete başlaması pek lüzumludur. Burada Osman Ağa’nın oğlu İsmail Bey yirmi bin liralık bir mektep binası yapmak üzere imiş. Bunu taltif ederek işin tesri’i (hızlandırılması) ve hemen alet-i tedrisiye gönderilmek ve fazla alaka göstermek suretiyle halkın gösterdiği fiili tezahüre mukabele eylemek (karşılık vermek) icab eder.
Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal
Yukarıda Paşa Hz.lerinin Rize ve Giresun ziyaretlerine dair Baş Vekil İsmet Paşa’ya telgraf ve transkriptini sundum.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Giresun ziyareti ile alakalı olarak değerli büyüğüm, Araştırmacı–Yazar Sn.Hüseyin Gazi MENTEŞEOĞLU’nun bir yazısını sizlerle paylaşmak isterim;
“19 Eylül Mustafa Kemal Paşa'nın Giresun'u onurlandırdığı gündür. Bundan tam 96 yıl önce 19 Eylül 1924 tarihinde iskeleyi, meydanı, Yeniyol'u, (Gazi caddesini adı o yıllarda Yeniyol olarak geçmektedir), Sokakbaşı'nı, Debboy'u hınca hınç dolduran çoluk çocuk, kadın erkek, genç ihtiyar, Giresun'un Ata'sını karşıladığı, çiçeklerle, bayraklarla çoştuğu gündür.
1924 yılı Eylül ayında sonbahar gezileri olarak nitelendirilen ve Mudanya'dan başlayan Mustafa Kemal Paşa'nın Karadeniz gezileri, Hamidiye Kruvazörü ile 11 Eylül tarihinde başlamıştır. 15 Eylül tarihinde Trabzon'a gelen Mustafa Kemal Paşa burada Giresun'dan gelen heyeti de kabul etmiş ve heyet tarafından Giresun'a davet edilmiştir.
15.09.1924 ve 18.09.1924 tarih ve 99 – 100 sayılı Giresun'da Işık Gazeteleri, Giresun'daki hazırlıklar ve Trabzon'a gönderilen heyet hakkında özetle şu haberi vermektedir:
“Gazi Paşa Hamidiye Kruvazörü ile seyahat etmektedir. Bugün Trabzon'u şereflendiren Paşamızın Trabzon'da kaç gün kalacağı malum değil ise de büyük ihtimal Trabzon'dan sonra Giresun'a teşrif buyuracaklardır. Merasim için şimdiden belediye faaliyete geçmiştir. Gazi'ye dileklerimizi, dertlerimizi anlatalım. Işık (Işık Gazetesi), aziz okuyucuları namına Büyük Adamı şimdiden selamlar.”
“Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Trabzon'da iken, Giresun'u temsilen “hoş geldin” e bir heyet gönderildi. Heyet; Feridunzade Hacı Hasan Efendi, Osman Ağa'nın oğlu İsmail Bey, Yusuf Ağazade Mustafa Efendi, Akifzade Fahri Bey, Hacı Eminzade Emin Bey, Sarıalemdarzade İsmail Efendi ve Tiralizade Hasan Bey'den oluşuyordu.”
Caddeler ve binalar, bayraklar ve defne dallarıyla süslendi. Günlerdir beklenen tarihi günün arifesinde, İlçelerden ve köylerden gelen insan seli, Ata'yı görmek için geceyi sabahçı kahvelerinde geçirdiler. Halk büyük bir coşku içindeydi. Paşa'ya son derece bağlı olan Giresunlular, O'nu yakından görmenin kıvancını ve heyecanını yaşıyordu. Sabahın erken saatlerinde görülmemiş insan kalabalığı caddeleri hıncahınç doldurmuştu. İskele’de kurulan Zafer Takı'ndan Mithat Paşa Oteli'ne kadar yollara renk renk halılar serildi.
19 Eylül 1924 Cuma günü sabahı saat 09.00'da ufukta görülen duman, kıyıda toplanan binlerce Giresunluyu coşturmaya yetti. İskelede bekleyen, bayraklarla donatılmış irili ufaklı yüzlerce kayık harekete geçti. Hamidiye Kruvazörü açıkta liman yatağına demir attı. Kruvazör daha demir atmadan, etrafını kayıklar sardı. “Yaşa! Varol Gazimiz!” sesleri göklere yükseliyordu. Mustafa kemal Paşa'nın Karadeniz gezisine çıktığı 11 Eylül tarihinden itibaren, 15 Eylül ve 18 Eylül tarihli Giresun'da Işık gazetelerinde geziden haberler ve hazırlıklarla ilgili bilgiler verilmiştir. 24 Eylül 1924 tarihli gazete ise bu konudaki en önemli sayıdır. Çünkü Paşa'nın Giresun gezisi bütün ayrıntıları ile bu sayıda aktarılmıştır…”

SARI SAÇLI MAVİ GÖZLÜ PAŞA HAZRETLERİ, DEVLETİMİZİN KURUCUSU
MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ ORDU’DA…19 EYLÜL 1924
“19 Eylül 1924 Cuma günü saat:15.00 de Hamidiye Gemisi Ordu’ya Demirlemiştir. Hamidiye’de bulunan Cumhurbaşkanına şehir namına hoş geldinize Vali Rifat, Ordu Milletvekili Faik, Halk Fırkası ve Belediye Yusuf Beylerden müteşekkil bir heyet (*) gitmiştir.
(*) Ordulu Eğitimci-Yazar Hikmet Pala’nın tespitlerine göre Gazi Paşa Hz.leri karşılan heyette şu isimler bulunmaktaydı: “…Ordu’nun resmi erkânından oluşan bir grup tekne ile kruvazöre doğru hareket etti. Bu heyette Ordu Valisi Rıfat Vona, Belediye Başkanı Furtunzade Yusuf Sırrı Bey, Ticaret Odası Başkanı İsa Cordan, Ordu Milletvekili Recai Bey gibi isimler bulunuyordu. Mustafa Kemal, yanında bulunan başyaveri Rusuhi bey, Salih Bozok, Kılıç Ali, Rauf Benli ile birlikte Ordu’ya çıktı…”
Bundan sonra Cumhurbaşkanı, eşleri Latife Hanım ve mâiyetleri erkânı ile karaya çıkmak gemiden merasim ile ayrılmışlar ve geminin stimbotu ile sahile çıkmışlardır. Stimbotu, Vilayet Erkânının motoru ile Halk Fırkasının ve şehrin muhtelif dernek ve sanatkârlarının motor ve kayıkları takip etmiştir.
Kalabalık bir grup iskelede Cumhurbaşkanını karşılayarak kurbanlar kesmiş ve halkın alkışları arasında Belediyeye ve Halk Fırkasına gitmişlerdir.
Biraz istirahatten sonra her sınıf halk temsilcilerinin ziyaretlerini, bilâhare de Vilayet binasına giderek memurların ziyaretlerini kabul etmişler ve saat:19.00 İdman Yurdu ve Gençler Birliği Kulüplerine(**) giderek gençlerle konuşmuşlardır.
(**)“…Vilayetten sonra yürüyerek iskeleye doğru inen heyetin önünü Ordu İdman Yurdu Kulübü gençleri keser. Onu kulüp binasına davet ederler. Bu bina halen ayaktadır ve PTT’den sahile inen caddenin ikiye ayrıldığı yerdeki köşede bulunmaktadır. Altında eczane vardır. Mustafa Kemal gençlerin davetini geri çevirmez ve kulüp binasına çıkarlar. Kendisinden günün hatırası olarak kulüp defterine yazı yazması istenir. Mustafa Kemal kalemi eline alır. Hokkaya batırınca “tak” diye bir ses duyulur, hokkanın içindeki mürekkep kurumuştur. Ali Rıza Gürsoy kıvrak bir manevrayla durumu kurtarmak için; “Zat-ı devletlerinizin kalemi ile yazılırsa bizim için daha mucib-i şeref (şeref vesilesi) bir hatıra olur Paşam” der. Bunun üzerine Gazi, durumu anlayarak tebessüm eder ve şu önemli vecizeyi yazar; “Sporun bedeni olduğu kadar fikri de olmasına dikkati celbederim.” Kaynak: Eğitimci-yazar Hikmet Pala.
Müteakiben iskeleye gelmişler, burada halkın duygu ve sevgisini ifade eden halktan birisinin (Mukaddes Cumhuriyetimizin Mukaddes Cumhurreisine Gazi Paşamıza hayırlı selâmetler, seyahatler dileriz) dileğine karşı Cumhurbaşkanı şu mukabelede bulunmuşlardır.” (METEL, s.68)

Dz. Albay Raşit METEL eserinde Latife Hanımefendinin karaya çıkanlar arasında olduğundan bahsetmiş olsa da Latife Hanımefendi Ordu’ya çıkmamıştır.
Gazi Paşa Hz.lerini karaya ayak bastığında, kucağındaki bir demet çiçekle güzel bir kız çocuğu iskelede beklemekteydi. Trabzon Mebusu Hazinedarzade Mahmut Mashar Beyin kızı ŞEREFNUR! Ordu Hayat Gazetesi yazarlarından Mimar ve Yazar Osman KADEMOĞLU, annesi merhum Şerefnur KADEMOĞLU’nu ve o unutulmaz günü bizlere kendine has üslubuyla anlatacaktır (Ordu Hayat Gazatesi’nde).
Hamidiye Kruvazörü Ordu önlerine demir attığında Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Haricinde gemide kimler vardı?
Latife Hanımefendi, Salih Bey (BOZOK), Kılınç Ali Bey, Hamdullah Suphi Bey (TANRIÖVER), Rauf Bey (Rize M.vekili), Güv. Mülazım-ı sani (Güverte Teğmen) Asım Bey (ŞİNİK), Güverte Teğmen Fuat Bey (UZGÖREN), Makine Teğmen Kâzım Bey (MERİÇ), Kıdemli Yüzbaşı Mehmet Ali BEY (ÜLGEN-Deniz Kuvvetleri eski Komutanlarından), Makine Teğmen Yusuf Bey (AKMAN), Güverte Teğmeni Saadettin Bey (KURSAN), Makine Teğmen Münir Bey, Güverte Teğmeni Osman Bey (PİRİ), Güverte Mülazım-ı evvel (Üsteğmen) Cemil Sabit Bey (ERDURAN), Makine Yüzbaşı Hikmet Bey (TEKNEKURAN), Güverte Üsteğmen Seyfi Bey (BENGİ), Güverte Üsteğmen Ethem Bey (ÇEVİKER), Güverte Yüzbaşı Hüseyin Bey-Giresunlu-, Başyaver Binbaşı Nasuhi Bey, Başçarkçı Makine Binbaşı Mustafa Bey, Güverte Yüzbaşı Hüseyin Hakkı Bey, Tabip Binbaşı Kemal Bey, Gemi Komutanı Binbaşı Hüsamettin Bey (ÜLSEL), Makine Kıdemli Yüzbaşı Tevfik Bey (ÖZDEMİR), Güverte Yüzbaşı Remzi Bey, Makine Yüzbaşı Şevki Bey, Makine Yüzbaşı İzzet Bey, Makine Kıdemli Yüzbaşı Tahsin Bey, Makine Yüzbaşı Ali Bey, Güverte Üsteğmen Celaleddin Bey (ORHAN), Seyri Subayı Yüzbaşı Hayrettin Bey (KALİÇUN), Yaver Muzaffer Bey ve Muhafız Kıt’a Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey (TEKÇE) (METEL, s.68-69-70)
Gazi Paşa Hz.lerinin şehirden ayrılmadan evvel iskelede Ordululara hitaben yaptığı konuşma…
“Muhterem Ordu Ahalisi,
Hakkımda gösterdiğiniz samimi tezahürat bende pek derin hissiyat bıraktı. Maalesef ciddi bir sebep aranızda fazla kalmama mani oluyor. Bunun için müteessirim. Fakat vaat ediyorum; ilk fırsatta aranızda daha fazla kalmakla bu teessürü izale edeceğim. Gönül arzu ederdi ki burada günlerce kalayım ve sevimli köylerinizi temaşa ile zevk alayım. Arkadaşlar! Sizin gibi şuurlu bir millete malik olan bu devlet, bütün cihana karşı iftihar etmek hakkına maliktir. Büyük teessürlerle sizden ayrılıyorum. Fakat vaadimi yaptığım zaman bu teessürlerim zail olacaktır. Allahaısmarladık." (sadeleştirilmiştir) (METEL, s.69) -(DİZMAN,s.107-108)
Ordu’dan Baş Vekil İsmet Paşa’ya çekilen telgraf…

Telgraf-name Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine
Mahreci: Ordu
Tarihi: 19/9/1924
Reis-i Cumhur Hazretleri bugün Giresun ve Ordu’yu ziyaret ettiler. Her iki şehirde de pek büyük tezahüratla istikbal (karşılandılar) ve teşyi olundular (uğurlandılar). 20 Eylül Cuma Samsun’a muvasalat olunacak ve karaya çıkılacaktır. Samsun’dan doğruca Erzurum’a hareket olunacaktır. Karadeniz seyahatinin Samsun’da hitam bulacağı (sona ereceği) maruzdur (arz edilir) efendim.
Riyaset-i Cumhur Başkâtibi Tevfik(***)
(***)Baş Kâtip Tevfik Bey Kimdir?
Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu: Harp Okulu’ndan topçu subayı olarak mezun olduktan sonra Erkân-ı Harbiye’yi bitirerek orduya katıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Cephesi’nde görev yaptı. Lozan Barış Konferansı’na katılan heyette, askeri danışman olarak görev aldı. 1924’te Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne getirildi. 1928’de Moskova Büyükelçiliği’ne atanması nedeniyle bu görevine bir yıl ara verdi. Adı daha sonra Türk Tarih Kurumu olarak değiştirilen Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin ilk başkanı olan Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi’nde, harp tarihi uzmanı olarak çalıştı ve okullarda devrim tarihi dersi verdi. Türk Tarih Kurumunun kurduğu Basımevinin 30 Nisan 1956 yılında ilk yönetim kurulu üyeliklerine Tevfik Bıyıklıoğlu, Faik Reşit Unat ve Şevket Aziz Kansu görev almıştı. Basımevinin Yönetim Kurulu Başkanı idi. Titizliği, dikkati ve vazife sevgisi, geniş kültürü, zengin hâtıraları, ilgi çekici idi. Tevfik Bıyıklıoğlu elbette tarihî bir şahsiyetti. O, Anafartalar’da Kahraman Mustafa Kemal’in kurmayında genç bir subaydı. Kurtuluş Savaşı Garp cephesi Harekât Dairesi Başkanı, Mudanya ve Lozan Müzakereleri askerî müşaviri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri (Riyaseticumhur umumî kâtibi), Moskova Büyük Elçisi, Türk Tarih Kurumu’nun ilk Başkanı ve nihayet Emekli Kurmay Albay Tevfik Bıyıklıoğlu, Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi tarih başyazarı olarak bütün ömrünü son anlarına kadar memleket işlerine vakfetmiştir. 24 Kasım 1961 günü vefat etmiştir.
Gazi Paşa Hz.leri ve Hamidiye Ordu’dan ayrılıyor…
19 Eylül 1924 saat:15.00’da Ordu’ya gelen Gazi Mustafa Kemal Paşa, yaklaşık olarak saat:18.00 sularında Ordu yerel hükümet görevlileri, Ordu milletvekilleri ve kalabalık halk topluluğu ile vedalaşmanın ardından iskelede bekleyen stimbota binerek kıyıdan ayrıldı. Hamidiye ve refakat gemisi Peyk-i Şevket makinelerini çalıştırmış harekete hazır bir şekilde açık suda bekliyordu. Stimbottan Hamidiye’ye çıkan Gazi Paşa Hz.leri, lumbarağzında gemi komutanı ve diğer zabitlerce karşılandı. Hamidiye gözden uzaklaşıncaya kadar güvertede kalan Gazi Paşa Hz.leri akabinde kamarasına geçti. Hamidiye’nin rotası gezinin son limanı ve şehri Samsun’du…
Gazi Paşa Hz.leri Ordu’dan mutlu ayrılmıştı.
“… 19 Eylül 1924 akşamı arka güvertede büyük bir sofra hazırlanmıştı. Hatta sofranın tanzimine bizzat Latife Hf. nezâret etmiş olup, kendisine yardımcı olarak gemiden bir subay rica etmeleri üzerine, bu işe ben memur edilmiştim. Sofrayı Hf. ile birlikte protokola uygun bir şekilde tanzim etmiştik.
Yemekte, Gazi Hz.leri son derecede neşeli idiler. Subay arkadaşlara ayrı, ayrı sualler tevcih buyuyorlardı. Tamamen ciddi bahislerden uzak suallerine, arkadaşlarca verilen bazı komik cevaplar da pek hoşlarına gidiyor ve neşeleniyordu… (ORHAN, s.264)
“…O gece, geç saatlere kadar süren yemek, pek neşeli geçmiş olup sonunda Ankara’ya çekilmek üzere, Bahriyemizi öven bir telgraf refakatimizdeki Peyk-i Şevket Torpido Kruvazörü ile Samsun’a gönderilmişti…” (ORHAN, s.265)
Beş yıl aradan sonra yeniden Samsun…
19 Eylül akşamını ve 19-20 Eylül 1924 gecesini günbatısı rotada Ordu-Samsun arasında açık denizde geçiren Hamidiye sabaha karşı makilerine yol vermiş Samsun’u ufuk hattına alarak seyretmekteydi.
20 Eylül 1924 Cumartesi sabahı saat:06.00 civarında Hamidiye Kruvazörü Samsun limanına demir atmıştı. (METEL, s.74)

Resim: Gazi Mustafa Kemal Paşa Samsun’da
Karaya ilk önce Hamidiye’nin Merasim Kıta’sı ve bando takımı çıkartıldı. Zira Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 12 Eylül’de Mudanya’da başlayan deniz seyahati Samsun’da nihayet buluyordu. Reis-i Cumhur Hz.leri törenle gemiden uğurlanacaktı. Hamidiye kruvazörü bu merasime rağmen Reis-i Cumhur Hz.leri Samsun’dan ayrılınca değin Samsun limanında bekleme emri almıştı.

Temsili resim
“Samsunlular ise, beş senedir hasretini çektikleri Paşa Hazretleri’ni biran önce görmek ve beş yılın hasretini dindirmek için sabırsızlanıyordu. Çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek herkes büyük bir coşku ve heyecan içerisinde sahile koştular. Halk sabırsızlıkla ve meraklı gözlerle ufka doğru bakarken Hamidiye’nin göklere yükselen dumanı gözüktü. O anda halkın heyecanı, sevinci ve coşkusu zirveye ulaştı. O gün Samsun tarihi bir gün daha yaşıyordu. Nihayet Hamidiye Kruvazörü Peyk-i Şevket Torpidosu ile birlikte Samsun limanı önlerine doğru yaklaştı. Halk, Reis-i Cumhur Hazretleri’ni uzun uzun ve büyük bir coşkuyla ve heyecanla alkışladı ve her yerden “hoş geldin Gazi Paşa” nidaları yükseldi. Reis-i Cumhur Hazretleri’nin beş yıl evvel yani 19 Mayıs 1919’da çıktığı Tütün İskelesinde görülmemiş bir mahşeri kalabalık vardı. Halk; bayraklarla donatılan sokak ve caddelere sığmıyor, kimileri damlara çıkmış kimileri ise evlerinin pencerelerinden Gazi Paşa Hazretleri’ni selamlıyorlardı. Gazi Paşa Hazretleri, halkın kendisine göstermiş olduğu bu coşkudan ve samimi tezahüratlardan pek mütehassıs olmuşlardır. Akşam saatlerinde ise Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin şereflerine bütün şehir baştanbaşa elektrik lambalarıyla ve fenerlerle ışıklandırıldı ve her taraf aydınlatılmıştı. O gün Samsun’da bayram günü yaşamıştı.” (samsungovtr)
Samsun’da ikinci gün… 21 Eylül
“Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da Türkiye’nin ilk kez yerli sermaye ile inşa ettiği Samsun – Çarşamba demiryolu inşaatının temel atma törenine katıldı. Ulaşıma önem veren Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet döneminde de demiryolu yatırımları planlarken büyük projeler devlet tarafından üstlenilmiş, kısa mesafeli demiryolu projelerinin inşaatı yerli veya yabancı şirketlere verilmiştir. Samsun – Çarşamba hattının imtiyazı Türklerin oluşturduğu bir şirkete verildi. Böylece ilk defa bir Türk sermayedar demiryolu inşasına teşebbüs ediyordu. Türkiye’de ulusal sermaye ile ilk kez başlanan Samsun sınırları içerisinde 150 km uzunluğunda ve 75 cm genişliğinde Samsun - Çarşamba demiryolunun temeli Reis-i Cumhur Hazretleri’nin eliyle atılmış oldu. Reis-i Cumhur Hazretleri temel atma törenlerinin yanı sıra Askeri Hastaneyi ve mülki hastaneyi ile 5 sene evvel Samsun’a ilk gelişinde ikamet ettiği haneyi ve karargâh binasını ve Mıntıka Palas Oteli’ni de ziyaret etti”. (samsungovtr)
Samsun’da üçüncü gün… 22 Eylül
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da bulunduğu 3. gününde Samsun Kıtaatı Askeriye’sini, 15. Tümen Karargâhı ve kışlaları gezdi ve teftiş etti. Burada gördüğü intizam, talim ve terbiyenin mükemmelliğinden büyük bir memnunluk duydu.

Resim: Gazi Mustafa Kemal Paşa ve 15’inci Tümen personeli (samsungovtr)
Gazi hazretleri, Samsun muallimlerinin tertip ettiği çay programında, genç Türk Cumhuriyet’inin yeni nesle vereceği ve vermesi lazım gelen terbiyenin milli olduğunu katiyetle beyan buyurdu. Mustafa Kemal Paşa ziyafetin sonunda birlik hatıra defterine şu satırları yazdı. “Samsun Muallimler Birliği” Hey’etini tebrik ederim. Gösterdikleri, münevver birlik asar-ı takdire sezadır. Samsun evlatları bu birliğin feyzinden ne kadar müstefit olacaklardır. Bütün Türkiye’ye şamil, muallimler birliğinin bütün milleti münevver birlik haline getirdiği zaman Türk milletinin nasıl bir demir kütle olacağını düşünmek cidden büyük zevk ve saadettir. Bu kadar nurlu, bu kadar mes’ud netice verecek bir hedefin rehberlerini hürmetle selamlarım.”
Samsun dördüncü gün…23 Eylül
23 Eylül 1924 Salı günü Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’daki son gününde Paşa, sabah saatlerini hükümet dairesinde geçerek, Samsun belediye başkanı ile uzun bir görüşme yaptı. Belediye başkanından Samsun şehrinin sorunları ve halkın ihtiyaçları hakkında bilgi aldı. Gazi’nin Samsun’u ziyaretleri boyunca, eşi ile birlikte kaldıkları Şahinzade Remzi Bey’in konağında, aile albümüne hatıra olarak şu sözleri yazdı. “Samsun’da kaldığımız günler zarfında misafir olduğumuz Şahinzade Remzi Beyin hanesinde sahib-i hane tarafından gördüğümüz misafirperverliği ve nezaketi suret-i mahsusada kaydederim. 23 Eylül 1340 Gazi M. Kemal” (samsungovtr)
Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’dan ayrılışı… 24 Eylül
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Trabzon bulunduğu ikinci gün akşam yemeği esnasında doğuda meydana gelen depremden haberdar edilmişti. Paşa Hz.leri Samsun’un ardından Erzurum’a kadar devam edecek bir seyahat planı hazırlatmıştı.
24 Eylül Çarşamba günü sabah erken saatlerde Hamidiye’nin tören kıt’ası Güverte Mülazım-ı evvel Celaleddin Bey’in (ORHA) komutasında karaya çıkartılmıştı.
“Gazi Hazretlerinin; Mudanya’da ilk teşriflerinde gemideki merasim kıt’asına kumanda etmek, limanlarda karaya çıkıp geri dönmelerinde kik ve filikalarında dümen tutmak ve en sonunda da Samsun’da gemiden ayrılışlarında, karada merasim kıt’asıyla kendilerini uğurlamak bana nasip olmuştu” (ORHAN, s.266)
Tören alanında mülki ve askeri erkân hazır bir şekilde bekliyordu Gazi Paşa Hz.lerinin görünmesiyle bando selamlama marşını çalmaya başladı. Gazi Paşa, kıt’ayı selamlamasının ardından kendisini uğurlamaya gelen halkı ve erkânı selamlayarak seyahati için Kayseri’den sevk edilen otomobile binerek Samsun’dan ayrıldılar. Hamidiye’de aynı gün Samsun’dan demir alarak İstanbul’a hareket etti. 26 Eylül 1924 saat:09.30’da Haliç’e giren Hamidiye tersanede bakıma alındı.
Beraberinde Latife Hanımefendi olduğu halde seyahat eden Gazi Paşa Hz.leri;
24 Eylül 1924 günü Samsun’dan hareketle; Havza-Amasya-Tokat-Sivas-Zara-Suşehri-Erzincan-Erzurum-Pasinler-Erzurum-Sarıkamış-Kars-Sarıkamış-Erzurum-Erzincan-Şebinkarahisar-Sivas-Kayseri-Yozgat-Kırşehir hattında sürdürdükleri seyahatlerini 18 Ekim 1924 günü Ankara’da tamamlamış olacaklardır.

Resim: 1 Ekim 1924, Gazi Mustafa Kemal Paşa Erzurum’da
S O N
KAYNAKLAR:
1-Amiral Vehbi Ziya DÜMER’in Anıları. Hazırlayan: (E) Dz.Hakim Albay Osman Alpay KAYNAK. Deniz Kuvvetleri Yayınları. İstanbul Deniz İkmal Grup Komutanlığı Matbaa Müdürlüğü. İstanbul. 2003.
2-ARSLAN, Doç.Dr.Zehra. ATATÜRK’ün Trabzon’a Yaptığı Ziyaretler ve Bunların Trabzon Kamuoyundaki Yansımaları. ATARTÜRK HAFTASI ARMAĞANI Dergisi. 10 Kasım 2016. Sayı:43 Genelkurmay Başkanlığı Yayınları. Ankara. 2016. (s.69-89)
3-BÜYÜKTUĞRUL, Afif. Cumhuriyet Donanmasının Kuruluşu Sırasında 60 yıl Hizmet –1918-1977- Dz.K. Deniz Basımevi Müdürlüğü yayınları. 1.Cilt İstanbul. Temmuz 2005.
4-BÜYÜKTUĞRUL, Em. Amiral Afif. Osmanlı Deniz Harp Tarihi Cilt V. Dz.K.K. Yayınları. Deniz Basımevi. İstanbul. 1977
5-Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Resmi İnternet Sitesi.
6-Deniz Müzesi Komutanlığı Resmi İnternet Sitesi.
7-Devlet Arşivleri Başkanlığı (Cumhuriyet Arşivi)
8-DİZMAN, İbrahim. 20.Yüzyılda Ordu (1900-1999). Ordu: Ordu Belediyesi Yayınları. 2012.
9-ERBİL, Kazım. Bahriyede Gördüklerim Duyduklarım. Kastaş Yayınevi. Birinci baskı. İstanbul. 2007.
10-Fotoğraflarla Atatürk. Birinci ve İkinci Cilt. Genelkurmay Başkanlığı Atase Yayınları. Ankara.2015
11-Genelkurmay Başkanlığı Resmi İnternet Sitesi.
12-GÜLERYÜZ, Ahmet. Hamidiye Mecidiye ve Kruvazöler. İstanbul: Denizler Kitabevi. İstanbul.2007.
13-KARAMAN, Dz.Yüzbaşı Salim. ATATÜRK ve Cumhuriyet Donanması. ATARTÜRK HAFTASI ARMAĞANI Dergisi. 10 Kasım 2013. Sayı:40 Genelkurmay Başkanlığı Yayınları. Ankara. 2013.(s.133-155)
14-KOCATÜRK, Prof. Utkan. Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları. II.Baskı. Ankara. 2007.
15-KÜÇÜKOĞLU, Ahmet. Türk Donanmasında Hamidiye Zırhlısı. İ.Ü.Atatürk İlkeleri ve İnkılap tarihi Enstitüsü YLT. Danışman: Prof.Dr. Sabahattin Özel. İstanbul. 2003.
16-LANGENSIEPEN, Bernd ve Ahmet GÜLERYÜZ. 1828-1923 Osmanlı Donanması. İstanbul: Denizler Kitabevi. İstanbul. 2007.
17-MENTEŞEOĞLU, H.Gazi. Yeşilgiresun Gazetesi Yazarı.
18-METEL, Dz.Albay.Raşit. Atatürk Ve Donanma Gnkur. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayınları. Deniz Basımevi. İstanbul.1966.
19-ORHAN, M. Celaleddin. Bir Bahriyelinin Anıları 1914-1981. Kastaş Yayınları. Birinci baskı. İstanbul. Ocak 2001.
20-Ordu Valiliği Resmi İnternet Sitesi.
21-PANZAC, Daniel. Osmanlı Donanması. Çev. Ahmet Maden-Sertaç Canpolat. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. I. Basım. İstanbul.2018
22-Samsun Valiliği Resmi İnternet Sitesi.
23-Trabzon Valiliği Resmi İnternet Sitesi.
24-TTK Resmi İnternet Sitesi
25-SARIZEYBEK, Erdal. Resmi İnternet Sitesi.https://e-sarizeybek.com/cumhuriyet-ten-bir-yil-sonra-nasturi-isyani
Resim Kaynağı:
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Resmi İnternet Sitesi
Samsun Valiliği Resmi İnternet Sitesi
Fotoğraflarla Atatürk. Birinci ve İkinci Cilt. Genelkurmay Başkanlığı Atase Yayınları. Ankara.2015
TEŞEKKÜR:
Osmanlıca arşiv belgelerinin çevirisinden dolayı değerli büyüğüm Araştırmacı-Yazar Sn. Murat Dursun TOSUN’a, Bilgi-evrak paylaşımlarından dolayı Araştırmacı-Yazar Sn. H.Gazi MENTEŞEOĞLU’na ve Tarihçi Sn. Murat BIYIK’a, metin düzeltme işlemlerinden dolayı Müh. Doğan Seyfi ŞEN’e teşekkürlerimi sunarım.












