8 ÇOCUK …
- BAYRAM AYBASTI

- 10 May
- 3 dakikada okunur

Bir belediye başkanı çıkıyor…
“3 çocuk yapana para, 8 çocuk yapana iş, 10 çocuk yapana sıfır araba vereceğiz” diyor…
İnsan ilk duyunca refleks olarak gülüyor.
“Herhalde 1 Nisan şakası” diye düşünüyor.
Çünkü aklı başında hiçbir yönetici, çocuk yapmayı kampanya broşüründeki çekiliş hediyesine çevirmez diye inanmak istiyorsun.
Sonra haberin gerçek olduğunu öğreniyorsun…
İşte asıl trajedi orada başlıyor.
Çocuk dediğin şey nüfus istatistiğindeki rakam değildir.
Excel tablosunda artı hanesi hiç değildir.
Çocuk; sorumluluktur.
Emektir.
Uykusuz gecedir.
Fedakârlıktır.
Ömür boyu süren bir vicdan muhasebesidir.
Çocuk büyütmek artık eski Türkiye’nin mahalle romantizmi değil…
“Allah büyüktür” cümlesiyle geçiştirilecek bir mesele hiç değil.
Bugün bir anne-baba sadece çocuk büyütmüyor;
aynı anda psikolog oluyor,
öğretmen oluyor,
rehber oluyor,
gelecek planlamacısı oluyor.
Çünkü bu çağın çocukları sadece karın doyurarak büyümüyor.
İyi eğitim istiyor.
Yabancı dil istiyor.
Spor istiyor.
Sanat istiyor.
Güven istiyor.
Aidiyet istiyor.
En önemlisi de umut istiyor.
Bir çocuğun odasına gece girip uyurken yüzüne bakan her anne-baba aynı korkuyu taşıyor:
“Acaba ona yeterince iyi bir gelecek bırakabilecek miyim?”
İşte gerçek mesele burada.
Çocuk sayısını artırmak marifet değil…
O çocuklara kaliteli yaşam sunabilmek marifet.
Bugün insanlar ikinci çocuğu yaparken bile kırk kere düşünüyor.
Neden?
Çünkü mesele sadece doğurmak değil;
insan yetiştirmek.
Bir çocuğun psikolojisini sağlam tutmak bile artık başlı başına mücadele.
Sosyal medya baskısı…
Gelecek kaygısı…
Eğitim yarışı…
Ekonomik stres…
Parçalanmış aile yapıları…
Çocuklar artık sadece büyümüyor;
bu çağın yükünü de taşıyor.
Şimdi çıkmışlar…
“10 çocuk yapana sıfır araba…”
Sanki mesele araba eksikliği.
Bu mantığa göre yarın:
“12 çocuk yapana yazlık,
15 çocuk yapana dubleks,
20 çocuk yapana belediyeden arsa…”
Çocuk mu yetiştiriyoruz, sadakat puanı mı biriktiriyoruz belli değil.
Bir de işin kadın tarafı var…
Kimse onu konuşmuyor.
8 çocuk doğurmak ne demek biliyor musunuz?
Kadın bedeni bu kadar kolay bir şey mi?
Kadın dediğiniz insan doğum makinesi mi?
Bir insanın fiziksel ve psikolojik sınırları hiç mi düşünülmüyor?
Masada oturup rakam açıklamak kolay.
Doğuran kadın.
Büyüten anne.
Uykusuz kalan anne.
Hayatını erteleyen anne.
Ama kürsüde konuşanların çoğu bu yükün yanından bile geçmiyor.
İnsanın aklına şu soru geliyor:
Bu açıklamayı yapan belediye başkanının acaba kaç çocuğu var?
Ve o çocukları hangi şartlarda büyüdü?
Çünkü halkın gerçeği başka.
Makam odasının gerçeği başka.
Bugün iki çocuk büyüten ailelerin nasıl mücadele verdiğini bu ülkede görmeyen kaldı mı?
Kira olmuş yangın.
Okul masrafı ayrı dert.
Beslenme ayrı dert.
Servis ayrı.
Telefon ayrı.
Gelecek kaygısı zaten başlı başına psikolojik harp.
Bir çocuğu iyi yetiştirmek artık sadece sevgiyle olmuyor.
Ekonomi istiyor.
Zaman istiyor.
Sabır istiyor.
Kaliteli eğitim istiyor.
Güvenli bir gelecek istiyor.
Siyaset hâlâ olaya nüfus tablosu gibi bakıyor.
Oysa mesele sayı değil, kalite meselesi.
Bu ülkenin daha fazla umutsuz çocuğa değil;
iyi yetişmiş,
özgüvenli,
mutlu,
eğitimli,
sağlıklı nesillere ihtiyacı var.
10 çocuk yapıp geleceğinden korkan bir toplum mu güçlüdür…
Yoksa 2 çocuğunu bile dünya standartlarında yetiştirebilen aileler mi?
Asıl soru budur.
Kumru’nun nüfusu düşüyormuş…
Peki neden düşüyor?
İnsanlar keyfinden mi gidiyor?
Yoksa iş bulamadığı için mi?
Gençler gelecek göremediği için mi?
Çocuklarına daha iyi eğitim sunmak istediği için mi?
Kumru’nun nüfusunun artmasını istiyorsa önce göç etmek zorunda kalan genç aileleri geri getirsinler.
İnsanlara iyi iş imkanları sunsunlar.
Kaliteli okullar kursunlar.
Sosyal yaşam alanları oluştursunlar.
İnsanlara “Burada yaşarsam çocuğumun geleceği olur” hissini versinler.
Önce güven vereceksin.
Önce umut vereceksin.
Önce yaşam kalitesi sunacaksın.
O zaman insanlar çocuk yapmayı belediye teşvik primiyle değil…
geleceğe inanarak düşünür.
Gerisi…
Kusura bakmayın ama…
Kötü yazılmış bir mizah senaryosundan ibaret.











