top of page

Ödüle Doymayan Milli Voleybolcumuz Gizem Örgel

       21 Haziran 2026 Pazar günü A Milli Kadın Voleybol Takımımız Milletler liginde bu sefer de Çin’e diz çöktürdü. Bir önceki müsabakada maçı 0-2’den çevirerek Almanya’yı 3 – 2 mağlup eden filenin sultanları, dört maçta dört kazanım elde ederek spor tarihine adlarını altın harflerle yazdırmayı başardılar.

        Voleybolda yüzler gülerken futbolda ise maalesef beklenilen başarı elde edilemedi. Milli takım, 24 yıl sonra katıldığı Dünya kupasında ilk iki maçta rakiplerine gol bile atamadan mağlup oldu. Sonuçta ilk elenen iki takımdan birisi oldu. Üçüncü maçta ABD’yi 3-2 yenmeleri bile sonucu etkileyemedi. Oysa final oynayacağımızdan bahsediliyordu. Maçlardan önce beklentiler o kadar yüksek tutuldu ki, gerçeklerle yüz yüze gelince de toplumda büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Bazı çevrelerce de bunun nedeninin spora siyaset bulaştırılması olarak değerlendirildi.

        Voleyboldaki başarılarımız ise bunlarla sınırlı değildi. Dünya birincilikleri, Avrupa Şampiyonlukları ve sayısız ödüller; filenin sultanlarının adeta başını döndürüyordu. Bu efsane takımın öyle bir atom karıncası vardı ki, adı Gizem Örge’ydi. Milletler Liginde harikalar yaratan efsane takımımızın da kaptanıydı.

        Türk Kadın Voleybolunun parlayan yıldızı olan Gizem Örge, komple bir sporcuydu. Onun başarı öyküsü ise gelecek kuşak sporculara örnek niteliği taşıyordu. Onun öyküsü; azmin, kararlılığın, disiplinli ve bilinçli bir çalışmanın sonucu olarak elde edilen bir başarının öyküsüydü.

        Henüz daha İlkokul çağlarında “Ne olacaksın” sorusuna “Voleybolcu olacağım” yanıtını vermesi, bireyin hedef belirlemesinin ne kadar önemli olduğunun bir kanıtıydı. Gizem, okullarda sporcu taraması yapan voleybol antrenörünün dikkatini çekmeyi başardı. Kurslara katılmak isteğine ise ailesinin olumlu yaklaşımı onu mutlu etti. Demek ki çıktığı bu uzun ince yolculukta yalnız kalmayacaktı.

         Babası sürekli onu kurslara götürüp getirmeye başladı. Onu bekledi. Teşvik etti. Cesaretlendirdi. Çalıştıkça başardı. Başardıkça kendine güveni arttı. Özgüveni yükseldikçe başarı çıtasını da artırdı. Bunun sonucu olarak da heyecanı hiç bitmedi. Başarının sınırının olmadığını öğrendi çok çalıştıkça.

         Ailesi Ankara’da yaşadığından kurslara Ankara’da katılıyordu. Küçük Gizem’in hayalleri kendisinden çok büyüktü. O, hayallerinin peşinde gitmeye ve amaçlarına ulaşmaya oldukça kararlıydı. Hayallerini gerçekleştirmede en büyük güvencesi ise babasıydı.

         Gizem, 15 yaşında Bursa’ya gitmek zorunda kaldı. Ailesi onun başarısı için ne yapılması gerekliyse yerine getirmeye hazırdı. Bursa macerası oldukça heyecan vericiydi. O, üzerine aldığı sorumlulukların gereğini, layıkıyla yerine getirmeye kararlıydı.

        Libero olacaksa en iyi libero, smaçör olacaksa da en iyi smaçör olmalıydı. Bursa’da artık profesyonel bir sporcu olmanın alt yapılarını oluşturdu. Gizem, erken yaşlarda başarıyı yakalama olanağına kavuştu. Bu durum özgüveninin tavan yapmasını sağladı. Böylece motivasyonu ve çalışma azmi arttı.

        ÇIRAKLIKTAN USTALIĞA GİZEM ÖRGE

        Antrenmanlar ve maçlar, onun yeni yeni şeyler öğrenmesini sağladı. Kaybedince küsüp geri çekilmek yerine, hatalarıyla yüzleşip eksiklerini gidermek için arayışlara geçti. Böylece performansını artırdı, gelişimini tamamladı.

        Öyle bir gün geldi ki voleybolda dünya çapında yer edinen Vakıfbank, Gizem’in kapısını çaldı. Bu takım 73 maç hiçbir mağlubiyet almamıştı. Böyle bir takımın ona kapılarını açması oldukça anlamlıydı. Artık daha nitelikli hocalardan ders alacak ve daha nitelikli oyuncularla mücadele edecekti. Gizem’in gittikçe sorumlulukları artıyor, buna paralel olarak da amaçlarına doğru adım adım ulaşıyordu. Bu potansiyel onda vardı. Enerjisi ve motivasyonu da üst düzeydeydi.

        Her sporcunun olduğu gibi Gizem’in hayallerinden biri de Milli formayı giymekti. Hayalleri birer birer gerçekleşiyordu Gizem’in. Milli takıma çağrıldığında dünyalar onun oldu. İlk Milli maça çıktıklarında tribünlerdeki tezahürattan etkilenmemesi olası değildi.

        Milli takımda yer aldığında kazandıkları Avrupa şampiyonluğu inanılmazdı. Mutluluğuna ve sevincine diyecek yoktu. Çünkü ailesine, sevenlerine ve tüm ulusa bu gururu yaşatanlardan birisi de kendisiydi. Bu başarılar Gizem’i şımartmıyor, aksine ayaklarını yere daha da sağlam basarak olgunlaşmasını sağlıyordu.

        Avrupa şampiyonluğundaki başarılar, olimpiyat oyunlarında da devam ediyordu. O, sadece bir libero değildi. Arkadaşlarını ateşleyen, motive eden takım ruhunu ekibe aşılayan sorumluluk sahibi bir insandı. Ona göre vatanını en çok seven işini en iyi yapandı.

        Zaman zaman onun sakatlandığı da oluyordu. Tedavi sürecinde zihnini iyi kullanma olanaklarını elde ediyordu. Bir seferinde sakatlanarak altı ay sahalardan uzak kaldı. Ailesi onu hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Beklentilerden önce hazırlanıp takımdaki yerini alması ise onun en önemli özelliklerinden biriydi. Onun rakibi kendisiydi. Rakiplerini aşmadan önce kendisini aşması gerektiğine inanıyordu.

         Onun liderlik özelliği ise tartışılmazdı. Hocalarının ve arkadaşlarının güvenini kazanmıştı. Hayranları gittikçe artıyordu. Gerek ulusal gerekse de uluslararası zirvelerde adını sitayişle bahsettirmeyi başarıyordu.

         Şampiyonlar liginde defalarca “en iyi libero” ödüllerini aldı. O, ödüle doymuyordu ki. Aldığı ödülleri ailesi adına aldığını söylüyordu. Her başarıdan sonra gözleri yaşarıyordu. Oldukça duygusaldı.

        Ona göre aslında yaşam sadece sporla sınırlı da değildi. Fırsat bulursa kitap okuyor kültür ve sanata da yer ayırmak istiyordu. Kendisinden sonraki nesle de iyi bir örnek oluyordu. Sporla ilgileneceklerse bilinçli bir çalışma, iş disiplini, kararlılık, dirençlilik ve süreklilik esastı.

        ÖDÜLLER ÖDÜLLER ÖDÜLLER…

        Gizem’in ailesi koyu Fenerbahçe taraftarıydı. Fenerbahçe’ye transfer olurken onların sevinç ve mutluluklarına diyecek yoktu. Çünkü Fenerbahçe olanakları ve yoğun bir seyirci desteğiyle büyük bir camiaydı. Fenerbahçe’deyken en iyi libero olmasından dolayı ona “Savunma bakanı” lakabının takılması ise boşuna değildi.

        O, ileriki zamanlarda spor medyasında sorumluluk alarak bilgi birikimi ve tecrübelerini geriden gelen nesle aktarmak istiyordu. Ayrıca voleybol akademisi açarak gençlere sporu sevdirmeyi amaçlıyordu.

        Gizem’in ödül almadığı yıl nerdeyse yok gibiydi. Şampiyonlukların ikinciliklerini ve üçüncülüklerini saymazsak eğer:

· Nilüfer Belediyespor’da: Balkan şampiyonluğu

· Vakıfbank’ta: Çeşitli kulvarlarda on beş şampiyonluk.

· Fenerbahçe’de: Farklı kulvarlarda dört şampiyonluk.

· Milli Takımda: Beş şampiyonluk.

· Bireysel olarak çeşitli müsabakalarda: On üç kez en iyi libero ödülünü aldı.

        Peki öyleyse bu denli başarılı çalışmalara imza atan Hatice Gizem Örge kimdi. Aile bireylerinin özellikleri neydi. Biraz da onlara kulak verelim.

        Gizem, 26 Nisan 1993 yılında Ankara’da doğdu. Aslen Ordu Mesudiye nüfusuna kayıtlıdır. Babası Salim Örge annesi ise İnayet Örge’dir. İnayet Örge, Gizem’e hamileliğinde kızının babasına benzemesi için durmadan Allah’a dua ediyordu.

         Gizemin başarılarında babası Salim Örge’nin inanılmaz bir katkısı vardı. Babası ona hep “Kızım başaracaksın. Birgün sen de orda olacaksın” derdi. Gizem de Filenin Sultanlarının kazandığı Avrupa şampiyonluğunda canlı yayında ağlayarak:

        “Baba buradayım. Türkiye tarih yazarken ben buradayım” diye babasına verdiği duygusal mesaj, herkesin tüylerinin ürpermesine yetiyor ve artıyordu bile. Yine 3 – 1 biten Japonya – Türkiye yarı final maçının değerlendirmesini yapan Gizem’in, “Ben bugün ölmediysem daha da ölmem” demesi, onların maçlara ne kadar konsantre olduklarının adeta bir kanıtı gibiydi.

        GİZEM’İN KÖKLERİ

        Gizem’in annesi İnayet Örge Demir, 1999 – 2004 yılları arasında MHP’den Mesudiye Belediye Başkanı seçilen Mustafa Demir’in kızıydı. Mustafa Demir, 1935 yılında Mesudiye Geldişer Mahallesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Mesudiye’de okudu. Birkaç yıl vekil öğretmenlik yaptıktan sonra 1954 yılında Sağlıkçı Astsubay olarak göreve başladı. Yurdun çeşitli yerlerinde askeri hastanelerde görev yaptı.

         Öğrencilik yıllarında Sivas’tan Koyulhisar’a kadar tomruk arabalarıyla, Koyulhisar’dan Mesudiye’ye kadar da yürüyerek geldi. O dönemin olumsuzluklarını, çaresizliklerini ve yokluklarını ise iliklerine kadar yaşadı.

        O sırada Kore’ye asker gönderilmesi söz konusuydu. Gönüllü olarak o da Kore’ye gitmek için tayin istedi. Kore’ye atanınca memlekete annesini ziyarete geldi. O sırada eşi ile tanıştı. Annesinin baskısıyla Sultan hanımla nişanlandı. “Ben savaşa gidiyorum. Ya ölür ya kalırım. Gidip de gelmemek, gelip de görememek var. Elin kızının niye başını yakalım” demesine rağmen annesini ikna edemedi.

        Nişanlandıktan bir hafta sonra 1960 İhtilali oldu. Tüm kurumlarda olduğu gibi Kore’ye olan atamalar da durduruldu. Bu evlilikten; İnayet, Coşkun, Hamiyet ve Suat adlı dört çocukları oldu.

        Emekli olduktan sonra çok sevdiği doğup büyüdüğü memleketine döndü. Siyasete atılarak AP Mesudiye İlçe Başkanlığına seçildi. Büyük kızı İnayet, Ankara’da bir lisede öğrenim görüyordu. Tam da bu sırada Mustafa Demir’in yaşamını altüst edecek bir talihsizlik yaşandı. Kızı İnayet’in beyin kanaması geçirdiğini öğrenince görevinden istifa ederek apar topar Ankara’ya döndü.

        İnayet, ameliyata alındı. Ameliyat sonrası sağ tarafı felç oldu. Ona uzun bir süre fizik tedavi uygulandı. Önerilen kaplıcalara götürüldü. Artık onlar için zor günler başlıyordu. İnayet, zamanla tedaviye olumlu bir yanıt vererek kısmen de olsa sağlığına kavuştu.

        İnayet’e Kızılay’ın bir şubesinde iş bulundu. Onun hal ve hareketleri, davranışları aynı iş yerindeki veznedarın hoşuna gidiyordu. İnayet’i kardeşi Salim ile tanıştırdı. Gençler birbiriyle görüşüp anlaştılar. İş ciddileşince Salim, İnayet’e talip oldu. Bu duruma İnayet’in babası başlangıçta karşı çıktı. İnayet, babasını ikna etmeye çalıştı. Babasına:

        “Baba benim için nelere katlandığınızı çok iyi biliyorum. Ne yapsam size olan borcumu ödeyemem. Ancak ben ömür boyu size yük olmak istemiyorum. Evlenir çoluk çocuk sahibi olursam onlar bana bakarlar. Uygun görürseniz biz evlenmek istiyoruz” deyince Mustafa Bey bu durumu kabullenmek zorunda kaldı.

        İnayet ve Salim Örge’nin evliliklerinden Hakan Örge, İstanbul Devlet Tiyatrolarında sanatçı olarak görev yaparken kız kardeşi Gizem örge ise milli voleybolcu oldu.

        GİZEM, BİR BELEDİYE BAŞKANIN TORUNU

        Mustafa Demir’in Belediye Bakanlığı döneminde ise ilçede ilginç olaylar yaşanıyordu. Ecevit’in rüyası olan KÖY- KENT projesi ilk defa Mesudiye’de Çavdar ve çevresinde hayata geçiriliyordu. Şu andaki İSKİ Genel Müdürü olan Şafak Başa, o zamanın Mesudiye Kaymakamıydı.

        İstanbul’da bazı dernek yöneticileri ve iş adamları ile bir araya gelindi. Resmi olmayan bu oturumu benim yönetmem istenmişti. Bu oturumda Mustafa Demir’e bir jest olsun diye sıfır bir Renault araba alınmış, anahtarı da kurultayda kendisine teslim edilmişti.

        KÖY - KENT çalışmalarına paralel olarak 2000 yılında çoğu il ve ilçelerde henüz kurulmayan baz istasyonlarının, yaylaları bile kapsama alanına alması sağlandı. O zamanın Ulaştırma Bakanlığı Haberleşme Dairesi Başkanı Kemal Uğur’un emeğini anımsatmadan geçmek olmazdı.

        Mustafa Demir, MHP Belediye başkanıydı ancak uygulamada oldukça tarafsız davranıyordu. Mevcut meclis üyelerinin ancak üç tanesi MHP’liydi. Çoğunluk muhalefet meclis üyelerinden oluşuyordu. Belediyedeki tüm kararlar oy birliği ile alınıyordu.

        Mustafa Demir’in hizmet amacıyla ilçeden ayrıldığı zaman başkanlık vekaletini muhalefete vermesi ise alışılagelmişin dışında bir davranıştı. Bu durum MHP Genel Merkezine ulaştırıldığında başkanın ciddi bir şekilde uyarılması ise kaçınılmaz bir gerçekti.

        Göreve başladığında ilçe belediyesinin olanakları sınırlıydı. Sınırlı olanaklarla ulaşımın kolaylaştırılması, içme su sorunun çözülmesi, belediye otelinin yurda dönüştürülmesi, ilçeye Turizm Yüksek Okulunun açılması, kilisenin restore edilmesi ve sokakların döşenmesi gibi benzeri çalışmalara öncelik verdi.

        GİZEM’İN BÜYÜK DEDESİ MESUDİYE’NİN BAY AHMET’İ

        Torunu Gizem Örge gibi dedesi Mustafa Demir de sporla ilgilendi. Bir zamanlar futbol hakemliği yapması ise spora yatkınlığının adeta bir kanıtıydı. Mustafa Demir, dürüst bir babanın ve çalışkan bir annenin evladıydı. Babası Ahmet Demir, Adalet Partisinin ilçe başkanıydı. Koyu bir Demirel hayranıydı. Başında fötr şapkası, yaz kış üzerinden hiç çıkarmadığı sarı renkli pardösüsü, yakasında kravatı ve dudaklarından eksik olmayan sigarasıyla farklı bir özellik taşıyordu.

        Ahmet Demir, aynı zamanda ilçede esnaflık ta yapıyordu. Farklı siyasi düşünceden olan kasaba esnafı onun dükkanına gelirdi. Birbirleriyle ağır şakalar yaparlar ve nükteli sataşmalarla günün keyfini çıkarırlardı. Ciddi memleket meselelerini birbirlerini kırmadan tartışırlardı.

        Bay Ahmet lakaplı Ahmet Demir, aslında gerçek bir halk adamıydı. Mesudiye’nin yetmiş iki köyünden kasabaya gelenlerin dertlerini dinler, gücü nispetinde onlara yardımcı olmaya çalışırdı. Bankadan kredi alacaklara, mahkemede yaş büyüten ya da küçültenlere, isim değişiklikleri yapmak isteyenlere, devlet parasız yatılı okullarını kazanan öğrencilere herhangi bir beklentisi olmadan kefil ya da tanıklık ederdi. Kefil olduğu çocukların hiç birisini de tanımıyordu aslında.

        Bütün bu çalışmaları karşılıksız olarak yapıyordu. Bu girişimlerden zarar gördüğü de oluyordu. 750 tane yüklenme senedinde onun imzasının olduğunu söylerken Mustafa Bey’in yüz ifadesini görmek oldukça etkileyiciydi.

        Bay Ahmet, Milletler Ligi Kadın Voleybol takımının başarılı kaptanı Gizem Örge’nin dört nesil öncesinden dedesi oluyordu. Ne yazık ki torununun başarısını görme şansı olmadı. Buna karşın üç nesil önceki dedesi Ahmet Demir ise Gizem’in her maçını gölge gibi takip etti. Üzüntüsüyle üzüldü, başarısıyla da sevindi, mutlu oldu ve de gururlandı.

        Gizem Örge ile sadece ailesi gururlanmıyordu. Onunla tüm Mesudiyeliler, Ordulular ve tüm Türk halkı gurur duyuyordu. Gizem, sevgi ortamında büyümenin avantajlarını yakalamıştı. Bu nedenle Gizem’i bu topluma kazandıran ailesine ve onun gelişimine katkıda bulunan değerli hocalarımıza binlerce teşekkür ediyoruz.

        Sevgili Gizem’imize yolun açık olsun dileklerimizi sunuyoruz.

YEKTA AYDIN YEŞİLCE 27.06.2026

 

KAYNAKÇA

· Can Eren: Savunmanın kraliçesi Gizem Örge adlı kitapçık.

· Mustafa Demir’le yapılan röportaj.

· Yekta Aydın’ın bildikleri ve gözlemleri.

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page